İngilizce konuşulan ülkelerde Türk Dil Kurumu (TDK) denkliğinde bir kurumun olmamasından dolayı Türkiye vatandaşlarının TDK’ya atfettiği (sözlük oluşturma ve yazım kuralları hakkında kurallar oluşturma gibi) görevler doğrudan sözlük üreten ve bunun için de birbiriyle yarış halinde olan bir dizi kuruma bırakılmıştır.

21.yüzyılın en etkili sözlükleri arasında OxfordDictionaries.com vardır ve bu, Oxford University Press’in geleneksel derleme, düzenleme ve yayma amaçlı kullandığı İngilizce sözlüklerin online bir yansımasıdır. 2017 yılını kapatırken Oxford Dictionaries yılın kelimesi olarak youthquake (gençlikdepremi) sözcüğünü seçti. Bu aslında 1960’larda üretilmiş bir sözcüktür ve anlamı da genç nesillerin hegemonya karşıtlığından dolayı ortaya çıkan toplumsal normlardaki ani değişimdir.

Peki yıllar önce ortaya çıkmış bir ifade neden birden bire İngilizce konuşulan dünyada popüler olmuştur? Genel tanımının yanı sıra, atıfta bulunduğu eğilimlerle ilgili teorik anlayışımız nedir ve de daha geniş siyasi dinamiklerdeki rolünü nasıl analiz edebiliriz? Özellikle de gençler halk demokrasisiyle ve siyasetteki köklü değişimle nasıl bir ilişki kurarlar?

Oxford Dictionaries’deki Youthquake’ler

Oxford Dictionaries youthquake kelimesini, “gençlerin etkisi ve hareketiyle ortaya çıkan önemli bir kültürel, siyasi ve toplumsal değişim” olarak tanımlar. Bu tanıma bakacak olursak youthquake’lerin ne kadar yaygın olduğunu görürüz. Bunlar süreklilik arz etmektedir ve yaş grupları arasındaki sayısal farklılık nitelikli farklılığa her dönüştüğünde, başka bir deyişle yaş farkını tanımlamak için ‘jenerasyon’ kelimesini her kullanmak istediğimizde youthquake meydana gelir. Oxford Dictionaries’e göre youthquake kelimesi ilk olarak “İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş arasındaki zamanda doğmuş olan ve baby boomer denilen grubun ebeveynlerinin geleneksel değerlerini reddettiği, hareketli 1960’larda, gençliğin yönlendirdiği moda ve müzik akımları” için kullanılmıştır. 2017’de olduğu gibi, o zaman da Birleşik Krallık youthquake’lerin merkezindeydi. Londra’ya has sokak-tarzı bireyselliğin Paris, Milan ve New York gibi yerlerde lüks moda evlerini ele geçirerek dünya çapında yeni bir toplu üretilmiş hazır giyim moda göstergesiydi.

Gençlerin kendilerinden önceki jenerasyonun tercihlerinin aksine müzik ve modayı o yıl ne kadar benimsediklerini göstermek için neredeyse herhangi bir yılı seçebiliriz. Sözgelimi, 1972’deki gençliğin tüketime yönelik kültürel seçimleri, ebeveynlerine kıyasla daha farklı değil miydi? Ya 1988? 2005? Peki ya 2016? Bu kelimenin yılın kelimesi olmasının sebebi Oxford’un sözünü ettiği gibi ‘Londra’ya has’ olması değildir, ki bu durumu, bu yıl için istatistikler şöyle göstermiştir:

Youthquake sözcüğü, ‘aşağıdan yukarıya’ bir biçimde günlük konuşma dili yoluyla kendine yer edinmemektedir. Oxford Dictionaries’in belirttiği üzere, çoğunlukla bu eğilime isim vermeye çalışan profesyonel yorumcular (gazeteciler, siyasetçiler vb.) tarafından ‘yukarıdan aşağıya’ bir bakış açısıyla dile yeniden kazandırılmaktadır. Yukarıdaki şemada görülen ani yükseliş, muhafazakar hükümetin temelini sarsan Corbyn’in arkasındaki gençlerin toplu seferberliğinin meydana geldiği Birleşik Krallık genel seçimleriyle aynı zamana denk gelir. Bu galibiyet, Başbakan Theresa May’in erken seçim çağrısı yapmasıyla ve İşçi Partisi içindeki Blairci sağcı kanadın Corbyn’i alaşağı etme ve partilerinin Muhafazakar Parti’nin sol kanadı olarak konumunu koruma kampanyasını takiben seçime hazırlık için sınırlı süre olmasına rağmen kazanılmıştır. Blaircilerin ve Muhafazakar Parti’nin bu çifte hatası İşçi Partisi’nin izlediği yolu değiştirme konusunda gençliğin gücünün bir göstergesiydi. Peki gençlik neden bu kadar enerji doluydu?

Jeremy Corbyn

Yıllarca Britanya’daki İşçi Partisi, İngilizce konuşulan emperyalist ülkelerdeki diğer “İşçi Partileri” gibi isminin aksine açıkça burjuva bir karaktere sahipti, ve içerde işçi aristokrasisine sunulan sosyal programlar karşılığında emperyalist burjuvazinin savaşlarını savunmuştu. Ama yine de belirtmekte yarar var ki Britanya sömürgelerine ve yarı-sömürgelerine yönelik sürdürülen sömürgeci politikaya rağmen, neoliberal yeniden yapılanmadan bu yana (hemen hemen Thatcher’den bu yana), İşçi Partisi ve onun burjuva liderliği işçi sendikalarını zayıflatma ve içerde sosyal programların daraltılması konusunda önemli rol oynamıştır. Britanya’daki bu göreceli “sınıf barışı” partisi, neoliberalizme verdiği destek sonucunda emek ve sermaye arasındaki çelişkinin keskinleşmesinde etkili olmuştur.

Jeremy Corbyn’in İşçi Partisi’ndeki liderlik yarışındaki popülerliği, hem Britanya seçim siyaseti için, hem de yoksul Britanyalılar ve Britanya sömürgeciliğinin kurbanlarının ortak mücadelesi bakımından nadir görülen bir olaydı. Corbyn yıllarca Britanya’nın emperyalist savaşlarına daima ilkesel olarak karşı çıkmıştır ve İrlanda’dan Filistin’e ve Kürdistan’a kadar ulusal özgürlük hareketlerine destek vermiştir. Arkasına aldığı Momentum hareketinde, neoliberal kemer sıkma politikalarından dolayı ekonomik anlamda gerçek hayatlarında mağdur edilmiş ve isyankar tabiatlarından dolayı dünyadaki radikal özgürlük hareketlerine görece daha açık olan gençliğin muazzam enerjisinin payı yadsınamaz.

Momentum’a katılan genç jenerasyonun çoğu 2010’un sonlarında yüksek öğretim sistemine uygulanan bütçe kesintilerine yönelik öğrenci protestolarına katılmıştı. Şimdi 20’li yaşlarının sonlarında olan bu jenerasyona, kendileriyle aynı sınıfsal geçmişten gelen ve bundan dolayı da kemer sıkma politikalarına öfkeli olan daha genç bir kesim de katılmıştır. Bunun içinde istikrarsız istihdama sahip ve bir işten diğerine geçen sürede hayatta kalmanın zorlaştırıldığı işçi sınıfından gelen bir çok genç de vardır. Eğitim, sağlık, barınma ve hayatın diğer gerekliliklerine uygulanan kesintiler, Muhafazakar hükümetlerin değişmez pratiği olmuştur. Thatcher’in yıkıcı neoliberal reformlarından bu yana İşçi Partisi’nin tutumu kabulleniş olmuştur, zira “başka seçenek yoktu”. Aslında, kemer sıkma siyasetinin, İşçi Partisi’nin Blairci yönetiminin gözünde “gerekli” olmasının sebebi partinin “sınıf barışı” arayışı içinde olmasının yanı sıra, sermayenin ihtiyaçlarını emeğin gereksinimlerine tercih eden bir politikası izlemesidir.

İşte burası tam da Momentum’un momentinin, aynı zamanda Corbyn türü ‘sosyalizmin’ sınırlarının belirginleştiği noktadır: Partinin yeni programında ileri sürdüğü ‘çoğunluk için, azınlık için değil’ manifestosuyla bile parti sanki ‘küçük işletmelerin partisi’ olarak tanımlanmıştır. Corbyn, Başbakan olması durumunda nicelik (ve nitelik) açısından artma olasılığı olan birçok küçük uzlaşıdan ötürü eleştirilmektedir.

Ama bu bizim buradaki asıl meselemiz değildir. Bizim meselemiz İşçi Partisi içinde bir sınıf mücadelesi yürütüldüğü gerçeğidir. Bireysel olarak fazlasıyla ilkeli ve vicdanlı olan, örneğine sık rastlanılmayan sosyal demokratlardan biri olan Corbyn’in ayağını türlü türlü gizli yollarla kaydırmaya çalışan sermaye güçleridir. Kemer sıkma politikalarıyla geçim kaynaklarına yapılan insanlık dışı saldırılara rağmen yaşanabilir bir hayata tutunmaya çalışarak onun imdadına yetişen ise emeğin gücüdür. Britanya devleti ve onun Muhafazakar Parti içindeki unsurları, Liberal Demokratlar ve İşçi Partisi içindeki sağ kanat şimdilik İşçi Partisi’nin sendikaları ve Momentum aracılığıyla örgütlenen binlerce genci de içeren önemli bir kısmıyla anlaşmazlık içindedir. Bu büyük önem teşkil eder. Britanya’daki komünistler bu gençlerle tıpkı bir grevle ilgilendikleri gibi, hem kazanımları savunmak hem de kitlelere daha fazla talepte bulunabileceklerini gösterecek şekilde ilgilenmek zorundadırlar. İşçi Partisi’nin ilkeli reformist kanadında yer alan gençler yarının devrimcileri olabilirler, tıpkı Türkiye bağlamındaki TİP’in içinden çıkan Dev-Genç gibi.

Aslında, Momentum’un gençliğe dayanan gücü Britanya’daki komünistlere büyük bir potansiyel sağlamaktadır: Gençliğin internet kültürü, propagandanın müzik, yazı ve mizah formunda daha hızlı dağıtılmasını sağlar. Momentum’un içindeki yeni politikleşen gençlerin çoğu kızıl bayrakları dalgalandırmak ve devrim şarkıları söylemek için can atmaktadırlar. Tıpkı Corbyn’in Kürt Özgürlük Hareketi’ni savunması gibi, bu gençlerin birçoğu da halk demokrasinin devrimci kültürüne ve Rojava Devrimi’ne verilen enternasyonal dayanışmanın bir parçası olmaktadırlar. Kriz-sonrası gençliğin enerjisi nerede yoğunlaşıyorsa orada devrimci değişime yol açacak durdurulmaz bir gelgit dalgası mı vardır?

Yeni Zelanda – İyi Haber, Kötü Haber

Aslında Oxford Dictionaries’den bu sorunun cevabı hakkında öğreneceğimiz bir şeyler var: Corbyn örneğini verdikten sonra 2017’nin sonlarında siyasi yorumcuların, ki aslında gençler tarafından yapılmış herhangi bir değişim olmamasına rağmen, youthquake terimini kullanmasıyla şemada görüleceği üzere daha büyük bir yükseliş gerçekleşmiştir. (Oxford Dictionaries’in kendi ifadesiyle: “Kayıtlara göre söz konusu yıl içinde youthquake kelimesinin kullanımının ikinci kez en çok arttığı ve [Temmuz ayına kıyasla] daha çok kullanıldığı ay Eylül ayıydı – ve bu türden bir gelişme için bir youthquake olmasına da gerek yoktu.”)

Oxford Dictionaries’den referans vermeye devam edecek olursak, olan şey “Birleşik Krallık’taki emsalinden dolayı, Yeni Zelanda’da da youthquake kelimesinin gençlerin siyasetle ilgilenmeleri durumunu tartışmak için, hem siyasetçiler hem de basın tarafından ülkedeki genel seçimler döneminde birdenbire kullanılmaya başlanmıştır.. Kelimenin kendisi hem seçimlerden önce hem seçimlerden sonra artan bir biçimde kullanılmaya devam etmiştir.” Başka bir deyişle, anlam itibariyle gençliğin kültürel ve siyasi düzene yeniden yön verdiği bir youthquake olmamıştır.

Aslında, tam tersi olmuştur: Burjuva basın, rekor düzeyde gencin desteğiye iktidara geldiğini iddia ettiği Yeni Zelanda’nın yeni başbakanı, Yeni Zelanda İşçi Partisi lideri Jacinda Ardern’i Corbyn gibi halkların lideri olduğuna dair bir algı yaratmaya çalışmıştır. Basının ve siyasetçilerin, bu türden yanlış bir youthquake algısıyla ilgili Corbyn’inkinden daha fazla yaygara koparmasının sebebi bunun aslında bir youthquake olmayışıdır. Yani, ya gençliğin bunda rol oynaması bakımından, ya da Yeni Zelanda siyasetindeki statükoya hatırı sayılır bir değişikliğe yol açması bakımından Corbyn benzeri bir etki yaratmamasıdır.

Jacinda Ardern, Tony Blair liderliğindeki İşçi Partisi’nin neoliberalizm savunusuna karşı çıkmayı bırakalım, başbakanlığı sırasında doğrudan Tony Blair’la çalışmış, Irak Savaşı döneminde ona danışmanlık yapmıştır. Hakkını teslim etmek gerekirse, 2011 yılında İngiliz ordusunun Irak’tan çekilmesinin üzerinden aylar geçtikten sonra, ‘cesurca’ bir hamleyle Tony Blair’in yüzüne karşı savaşın hikmetini sorgulamıştır. Ardern’in Tony Blair’e karşı gösterdiği bu ‘yürekli’ davranış, Britanya İşçi Partisi’nin Irak Savaşı’ndaki suçlarını gizlemeye çalışan genel bir eğilime girmesinden ve Tony Blair’in 2007’nin ortalarında sona eren liderliğinden bu yana temelde değişim göstermeyen siyasetleri sonrası gelişmiştir.

Britanya bağlamı içinde, Corbyncilik’in teori ve pratikteki sınırlarını belirtmek önem arz eder. Ancak yine de, Reformist İşçi Partisi içinde olsa bile, emperyalist burjuvazinin politikalarını püskürtmeye yönelik halk demokrasisi mücadelesinin başlangıcını görmezden gelemeyiz. Yeni Zelanda bağlamı içindeyse bu türden bir halk katılımı olmamıştı. Ayrıca Yeni Zelanda İşçi Partisi’nde bahsini edebileceğimiz türden bir reformizm yoktur. Bu önem teşkil eder, zira Yeni Zelanda Britanya’da gördüğümüz türden sosyal programlara yapılan neoliberal saldırılardan muaf kalmamıştır.

Sözüm ona 2017 yılında solcu siyasetin gençlik dolu coşkusuyla iktidara gelen Yeni Zelanda İşçi Partisi, kadrolarında ücretsiz çalıştırdığı ve böylece inanılmaz derecede kötü yaşam koşullarına maruz bıraktığı yabancı öğrenciler olmasına rağmen ülkeye düşük ücretle göçmen işçi getiren yabancı iş adamlarına karşı kampanya yürütmüştür. Kampanyaları Yeni Zelandalılara konut imkanı sağlayamadığı için ‘neoliberalizm’ eleştirisinde bulunmuştur ama sorunun konutları yabancıların almasından kaynaklandığı üzerinde durmuşlardır. İşçi Partisi, TPPA’ya (Trans-Pacific Ortaklığı Anlaşması, bir serbest ticaret anlaşması) dair muhalif tutumundan iktidara gelir gelmez geri adım atmıştır. Bu liste böyle uzar gider, ama buradaki mesaj gayet açıktır: Eğer Yeni Zelanda’daki gençler 2017’de siyasi dinamikleri değiştirmiş olsalar bile, değiştirdikleri tek şey Yeni Zelanda’nın neoliberal statükosundan hangi partinin yararlanacağı gerçeğini değiştirmek olmuştur.

Burjuva basının şimdiki Yeni Zelanda hükümetinin gençlerin politikaya gösterdikleri ilginin bir sonucu olduğu hikayesiyle ilgili hem iyi haberleri vardır, hem de kötü:

İyi haber Ardern’in Blairci politikaları temelinde genç nüfusunun önemli bir kısmının seçimlerin içine çekilmemesi olmuştur. Medya Ardern’i İşçi Partisi’nin genç yüzü olarak, Corbyn gibi samimi bir figür gibi pazarlamak için çırpındı, ama tabii ki anti-emperyalizm vurgusu olmaksızın. Tüm bu youthquake tartışmaları da işte böyle başladı: Sözüm ona genç kitleler Ardern’in bayrağı altında toplanıp onu başbakanlığa götüren kapıyı açmışlardı. Ama Yeni Zelanda’daki 2017 asıl seçim istatistikleri ise bize başka bir hikaye anlatıyor. Aslında yaşça büyük seçmenlerin sayısı geçen seçimden bu yana gençlere kıyasla artmıştır ve genel katılım 2005’ten daha düşük kalmıştır, ki o yıl kitleleri daha az heyecanlandıran İşçi Partisi Başbakanı Helen Clark’ın yeniden seçildiği yıl olmuştu. Yüz binlerce genç oy kullanmamıştır. Başka bir deyişle, buradaki iyi haber Yeni Zelanda İşçi Partisi’nin neoliberalizminin bu ülkedeki gençler arasında ortalığı kasıp kavuran yeni bir moda akım olmadığı gerçeğidir.

Kötü haber ise, burjuva medyanın ideoloji ve söylem şekillendirme konusunda – bu her zaman istediği düzeyde olmasa da – oynadığı roldür. Bu tür bir propaganda gençliğin bir kısmı üzerinde hala etkilidir. Yani, her ne kadar gençler dört yıl önceye kıyasla sayısal olarak daha fazla oy kullanmış olmasalar da, İşçi Partisi’nin yaptığı siyaset tarzına kendini adamış gençler arasında Ardern’in kişiliği ile ilgili bir tür birey kültü kök salmıştır. Daha da önemlisi, seçim sahasında kemer sıkma politikalarına ya da neoliberalizme gerçek anlamda karşı çıkan hiçbir siyasi güç yoktur. Başka bir deyişle, buradaki kötü haber daha önce İşçi Partisi’ni desteklemiş gençliğin şu anda bunu daha büyük bir tutkuyla yaptığıdır, bu yüzden de bu kitleye ulaşmak daha da zorlaşmıştır.

Yeni Zelanda’daki ilerici gençlik bölünmüştür ve demoralize olmuştur. Seçim demokrasisinde şimdiki düzeni yakın gelecekte az da olsa zorlayacak hiç bir temsiliyetleri yoktur. Ama yine de alternatif olanı talep etmek için yeterince sebepleri vardır: Yeni Zelanda’nın evsizlik ve konut meseleleri, işsizlik ve yetersiz devlet yardımları, yoksulluk ve yerli halk olan Māoriler’e uygulanan ayrımcılık: Bunların hepsi herkes tarafından bilinmekte ve sıklıkla tartışılmaktadır. Peki bu bahsi geçen youthquake nerededir? Gençlik bu krize neden tepki vermiyor, bu sosyal sorunları masaya yatırmıyor ve Ardern’in yerine Yeni Zelandalı bir Corbyn bulamıyor?

Çünkü seçimler demokrasiyle özdeş değildir. Seçimler, demokrasiyi ifade edebildiğimiz yalnızca bir mecradır. İngiltere siyasi sistemindeki değişim Corbyn’le başlamamıştır ve Corbyn’le de bitmemelidir. Uzun yıllardır iş yerlerinde, sokaklarda inşa edilmektedir. Corbyn’i destekleyenlerin birçoğu hem İşçi Partisi’nin hem de Muhafazakar Parti’nin karşı çıktığı savaş-karşıtı hareketin içinde yıllarını harcamıştır (Corbyn’in kendisinin de olduğu gibi). Momentum ise bir anlamda burjuva parlamentoya dayatılan halk demokrasisi sürecidir. Elbette sınırlarını, reformist ufkunu görmezden gelemeyiz, ama aynı zamanda Britanya İşçi Partisi içinde bir tür sınıf mücadelesini omuzlayabildiklerini ve bazı zaferlere imza attıklarını görmeliyiz.

Eğer Yeni Zelanda’daki gençlik kendi Corbyn’lerinin gelmesini beklemekteyse, bilmeliler ki bu kendi kendine olacak bir şey değildir. Corbyn’in kendisi de bu şekilde ortaya çıkmamıştır. Aksine, Corbyn kültü Britanya’da fazlasıyla büyürse, söz konusu kültün var olmasına izin veren sosyal hareketleri de gölgede bırakıp burjuvazi tarafından ele geçirilmesi daha da kolaylaşır.

İsyan Gençliği

Peki Yeni Zelanda İşçi Partisi’nin neden sahte bir Corbyn’e ihtiyacı var? Neden Britanya İşçi Partisi’nin sağ kanadı Corbyn’den korkuyor? Bu siyasi gençlikdepremlerinin ardında yatan gerçek ve farz edilen sebepler neler? Dünyadaki Marksistler’in verdiği sabit cevap ‘kriz’dir. Ama bundan kastımız ne? Piyasa dalgalanmaları ve gençliğin huzursuzluğu arasındaki ilişki ne türden bir ilişkidir?

Süper kazançların yarı-sömürgelerden elde edildiği ve Sovyetler Birliği’yle olan Soğuk Savaş yarışının ezen uluslardaki bütün sosyal sınıflar için görece refah sağlamış olduğu batı emperyalist merkezlerinde ‘sınıf barışı’ hem gençler hem de yaşlılar için yaygın bir kavram olmuştur. Her yeni nesil, yaşam standardı bakımından ailelerinden ilerde olmayı umar ve bu türden bir eğilim yıllardır vardır.

1980’lerin neoliberal yeniden yapılanma süreciyle birlikte bu emperyalist ülkelerdeki genç nüfus ekonomik gelecekleriyle ilgili bir belirsizlik yaşamaya başlamıştır. Ama eğilimler birbiriyle çelişmekteydi. 1980’ler, sendikaların ve sosyal programların aşınmasına yol açan neoliberal yeniden yapılanmaya tanıklık etti. Ayrıca, bu dönemde neoliberal düzen, burjuva liderliğe sahip sosyal demokrat partilerinin ‘sosyal/sosyalist’ kimliklerini bir yana bırakmalarını dayatmıştır ve onlar da bunu hiç düşünmeden kabullenmiştir. Yine de bunun hemen sonrasında bu ülkelerde sınıf mücadelesi yeniden ortaya çıkar gibi olmuştur. 1990’larda aynı emperyalist güçler, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından daha büyük bir coğrafyada süper kazanç elde etmeyi başarmıştır. Toplumsal sınıflar arasında uçurum gitgide büyüyordu, ama yine de, emperyalist talanın kırıntılarından faydalanan ezen milletler olmuştur.

2008 krizi bu çelişkiyi büyük ölçüde sınıf mücadelesinin lehine ortadan kaldırmıştır. Kâr amacı burjuvazinin ‘bölüşme’ becerisini daima sınırlar ve kriz, emperyalist merkezlerde dahil olmak üzere, daha sert kemer sıkma politikaları dayatır.

Aynı zaman zarfında kısa süreli iş imkanları daha da azalmıştır ve de yetersizleşmiştir, özellikle de genellikle işsizlik oranlarının endişe verici derecede yükselişte olduğu sömürgelerde ve yarı-sömürgelerde. Doğum oranının giderek yavaşladığı Türkiye gibi yarı-sömürge ülkelerde genç nüfusun umutsuzca daha fazla işe ihtiyacı vardır ve kapitalizm kârları tehlikeye atmadan bu istihdamı yaratamamaktadır.

Bu gençlerin öfkesi kolaylıkla anlaşılır. Ancak politik potansiyellerinin çökertilebileceği unutulmamalıdır: Mısır’daki işsiz gençler hükümeti devirmişti ama hemen ardından meydana gelen darbe karşısında tüm umutlarını yitirmişlerdi. İşsizlikle, yetersiz sosyal politikayla ve evsizlikle mücadele eden Yeni Zelandalılar Ardern’e oy verdikten sonra hiçbir şey değişmemiştir, ancak yine de bir isyan da patlak vermemiştir.

Örgütlü burjuva güçlerinin bu kendiliğinden halk taleplerini öğütmesine karşı bir çare vardır: İnsanlar kendi siyasetlerini, kendi güçlerini öğrenmek zorundadırlar. Mücadele sürecinde örgütlülükler oluşturmalı ve bunlarla halka gitmelidirler. Son tahlilde, bundan kasıt parlamento dışında siyaset yapmak değil, parlamentoyu da aşan bir politika inşa etmek, halk iktidarını tesis etmek ve güçlendirmektir.

Tabii ki bu öneri soyut bir bağlamda dile getirildiğinde kulağa hoş geliyor. Peki gerçek anlamda halk demokrasisinin hüküm sürdüğü bir düzen inşa edilebilir mi?

Gezi Direnişi, Rojava Devrimi

Cevabımız açıktır: Bir ihtimal olmanın ötesinde, böyle bir düzenin gerçek hayatta inşa edildiğine tanık bile olduk. Kitlelerin devletle karşı karşıya geldiğini, örgütlendiklerini kendi gözlerimize gördük. Daha da ötesi, özellikle gençlerin böylesi mekanları benimsemeye hevesli olduğunu anladık. Çok yakın zamanda İran’ın birçok şehrinde bunun gerçekleştiğine tanık olduk. Öncesinde aynı şeyi Gezi’de, onun da öncesinde Occupy Wall Street’te, daha da öncesinde Tunus’ta gördük. Bunların her biri, dönüp geriye baktığımızda kısa süreli, bağımsız hareketlerdi. Yine de içinde rol almış olan gençler için bu hareketler geliştirici özelliğe sahipti. Gezi’yi yalnızca izlemekle kalmayıp, ergenlik çağında doğrudan içinde bulunan gençler radikal siyaseti çok daha doğal kavrayabilir.

Gezi’de kendi gözleriyle ilk olarak devletin kitleleri nasıl bastırdığına şahit olan nesil, ilerleyen yıllarda HDP’ye oy vermiş olan nesildir. Bunun sebebi de HDP’nin seçmenlerine yerel siyasetle daha yakından ilgilenmelerini, siyaseti seçim sandığına ve bürokrasiye hapsetmemeyi, aksine iş yerlerinden okullara, meydanlara doğru yaşamın her alanında siyaseti benimsemelerini salık veren tek parti olmasıdır. İsyankar Gezi gençliğinin sokaklarda öğrendiği siyaset, HDP’nin 7 Haziran’daki zaferiyle ifade bulan siyasettir.

HDP aynı zamanda parlamentodaki ‘Rojava’da gelişen devrimi’ ve onun ‘demokratik halk egemenliği için değerli girişimlerini’, ‘halk meclislerine dayanan deneyimleri’ sahiplenen tek partidir. Farklı etnik, dini, ulusal ve sınıfsal arka plana sahip birçok genç Rojava’ya devrimi savunmaya gitmiş, burjuva ufkunun ötesinde bir demokrasi kurulabileceğine inandıkları bu proje uğruna hayatlarını riske atmış, bazen de canlarını bu uğurda feda etmiştir. Türkiye’den Rojava’ya gidenlerin HDP’ye destek veren bir sosyal çevreye ait oluşları ve Türkiye’deki radikal demokratik projeleri desteklemeleri büyük önem teşkil eder. Bu, özellikle Kobanê savunmasından sonra tüm dünyanın dikkatini çekmiştir. Türkiye’de Kobanê’yi savunurken düşenlerin dostları, aileleri ve yoldaşları HDP’nin 7 Haziran zaferinin ardındaki önemli güçtür.

Rojava’daki halk meclislerinin, devrimci siyasetin ilham kaynağı olan Ekim Devrimi’ne kadar uzanan hatırı sayılır bir geleneğe dayandığı unutulmamalıdır. Suriye’ye bu meclisleri savunmak üzere gidip, IŞİD’in siyasi İslamcı faşistlerine karşı savaşan Ayşe Deniz Karacagil ya da Ulaş Bayraktaroğlu gibi Türkiyeli genç Marksist-Leninistler de yine forumlar / halk meclisleri temelinde örgütlenen Gezi döneminde polise karşı mücadelede radikalleşmişlerdir.

Bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değildir: Rojava’nın en çok bilinen uluslararası şehitlerinden birisi de ABD’de işçi örgütlenmelerinde görev almış bir genç olan ve devrimi savunurken hayatını kaybeden Michael Israel’dir. Michael, uzak bir coğrafyada macera peşine düşmüş biri değildi. Siyasi görüşünün harcını, ABD’nin Irak işgaline karşı duruşu ve kendi ülkesindeki sosyalist mücadelede edindiği sağlam temel oluşturuyordu. Bunlara yine halk meclisi temeline dayalı Occupy hareketi (genel meclisler, general assemblies) sırasındaki örgütleme deneyimleri de dahildir.

İlk bakışta elinde mavzerle IŞİD’e karşı savaşmak, Taksim ve Occupy hareketleriyle kıyaslandığında bambaşka bir dünya gibi görünebilir. Ama bir bağ, yani mücadeledeki evrensellik gerçeği, hem bu genç insanlar tarafından hem de onlara benzeyen birçok başkaları tarafından sezilmiştir. Ayşeler ve Ulaşlar’ı “bu daha başlangıç, mücadeleye devam!” sloganı Antalya’dan ve İstanbul’dan Rakka’ya taşımıştır. Çünkü onlar için faşizme karşı mücadele tek ve evrenseldir.

Sonuç

Bugün emperyalistler ve sömürülen uluslar arasındaki, kapitalistler ve yoksullaştırılmış kitleler arasındaki, ataerki ve kadın ve LGBT arasındaki, tüm ezenler ve ezilenler arasındaki çelişkiler gözlerimizin önünde giderek keskinleşirken, kâr merkezi etrafında dönen, savaşlar yüzünden harabeye dönmüş ve kirlilik yüzünden nefes alınamayan bu dünyanın varisleri olan gençlere yüzümüzü dönmeliyiz.

Gençliğin kendisi, mücadelenin yalnızca bir parçasıdır ve siyasi düzlemdeki gençlikdepremleri bu alandaki örgütlenmenin bir sonucudur. Gençler dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, kendi hayatlarını kontrol edemedikleri gerçeğini çok iyi görüyorlar. Politik öncülük ve önderlik eksikliği genelde bu durumun sebebi olarak gösterilir. Peki önderliğe duyulan bu gereksinim ile kendi hayatını kontrol edememe, kendine yabancılaşma arasındaki çelişki nasıl çözülecek?

Basitçe söylemek gerekirse, devrimci önderlik kendisini yine kendisinin halkı gerçekten ne kadar anladığı temelinde ve halka kendi kendini yönetmeye götüren yönelimlerle ilgili siyasi farkındalık yaratabilme becerisi temelinde kanıtlar. Öncülüğün diyalektiği; halkın kendi liderlerine öncülük etmesidir. Halk mücadelesinin somut gerçekliği, liderlik analizinin temelini oluşturmalıdır, bu öncü kitlelerin farkındalığını (yeniden) şekillendirmek için somut olarak müdahale etmelidir.

Türkiye’deki kaç Marksist örgüt, bu çok önemli örgütsel diyalektiği önemsemediği için kendi kendisinin sonunu getirmiştir? Halkın gerçekten de öncü örgütlere ihtiyacı var ve örgütlerin halkın somut gerçekliğini benimsememesi durumunda halk onları geçersiz kılabilir ve sonunu getirebilir. Ama Türkiye’de eğer devrimci solun yüzleşmediği bir sorun varsa o da örgütlerin eksikliğidir. DEV-GENÇ, Türkiye’de günümüzde hala aktif olan onlarca sol örgütün tohumlarını ekmiştir. Her ne kadar bu örgütlerin bazısına hükmeden bıyıklı amcalar aksini iddia etse de bu örgütler bir zamanlar Türkiye’nin dört bir yanındaki gençliğin devrim aşkıyla yanıp tutuştuğu dönemin mirasına sahipler. Bu mirası gerçekten savunmak isteyenler aynı durumdaki gençliği küçümsemeyecektir.

Zafer Türkiye’de önceden bilinen bir sonuç değildir, ama bu tarih gençliğin belirsiz zamanlardaki potansiyelini gösteriyor. Bolşevikler’in her ülkede tahayyül ettikleri biçimde komünist partiler kurmasına fırsat veren Ekim Devrimi’nin üzerinden 100 yıl geçti. O zamandan bu yana, emperyalist savaşlar, faşist darbeler ve neoliberal yağma dünyanın dört bir tarafındaki kitleleri yıldırmaya çalışmakta. Devrimci hareketin içindeki modern revizyonizm ve akademide kullanılan bir yöntem olarak diyalektik materyalizme yapılan postmodern saldırılar bu yıldırılan kitleleri sayısız bir çok ülkede en güçlü entelektüel silahtan mahrum bırakmıştır. Ama biz asla günümüz dünyası kadar açıkça uluslararası bir dünyada hiç bir zaman yaşamadık. İnternet aracılığıyla eleştirel kafa yapısına sahip gençlik, devrimci örgütlerin olmadığı küçük yerlerde olsalar bile çok büyük bir uluslararası mücadele dünyası hakkında bilgi edinebilir. Bu isyan gençliği, hangi ülkede olurlarsa olsunlar kendi somut bağlamları içinde yeniden inşa etme potansiyeline sahiptir. Bunların içinden sosyal hayatın her alanında yansıtan ve yansıtılabilen yeni hareketler, yeni örgütler, yeni mücadeleler de çıkabilir.

KAYNAKLAR

Altınörs, A. “Gelecek Halk Meclislerindedir”, http://www.abstraktdergi.net/gelecek-halk-meclislerindedir/, indirilme tarihi 26 Şubat 2018.

DSA (Democratic Socialists of America), “In Memory of Michael Israel”, https://medium.com/@DemSocialists/in-memory-of-michael-israel-2ba8986aab7d, indirilme tarihi 26 Şubat 2018.

Edwards, B. ‘More young people voted, but no youth quake’, https://www.radionz.co.nz/news/national/342919/more-young-people-voted-but-no-youth-quake, indirilme tarihi 21 Şubat 2018.

“Halkların Demokratik Partisi Programı”, http://www.hdp.org.tr/tr/parti/parti-programi/8, indirilme tarihi 26 Şubat 2018.

Karakoyun, S., ‘Gençler HDP, orta yaş CHP diyor’ (Filiz Aydın Koç ile röportaj), https://www.birgun.net/haber-detay/gencler-hdp-orta-yas-chp-diyor-81365.html, indirilme tarihi 21 Şubat 2018.

Oxford Dictionaries, “Word of the Year 2017 is…”, https://en.oxforddictionaries.com/word-of-the-year/word-of-the-year-2017, indirilme tarihi 21 Şubat 2018.