Bu makale, ilgili okuyucu için Tayvan ulusal kimliğinin tarihi gelişimini ve konuyla ilgili halihazırdaki çıkarımlara yönelik mütevazı bir tanıtıcı yazı olmayı amaçlamaktadır. Aslına bakılacak olursa, Doğu Asya siyaset çalışmalarında da bu konu verimli bir araştırma alanı olmakla beraber bölgenin siyaseti başka yerlerde her ne kadar tartışma konusu olsa da üzerine nadiren tartışılan bir konudur.

Tayvan Çin’in güneydoğusunda, Japonya’nın ise güneyinde yer alan küçük bir adadır ve Soğuk Savaşı yaşamış bir çok insan tarafından “Milliyetçi Çin” olarak bilinir. Bunun sebebi de Mao Zedong (毛澤東) önderliğindeki komünistler ile Jiang Jieshi (蔣介石;dünyada genelde Chiang Kai-shek ismiyle tanınır) önderliğindeki milliyetçi güçler arasındaki Çin İç Savaşı’nın fiili olarak bitmesiyle beraber, yenilen milliyetçi güçlerin adaya sığınarak burada bir sürgün hükümeti kurmasıdır. İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar bir Japon sömürgesi olan ada böylece; Japon döneminin tarihi hafızasından, Tayvan Boğazı’nın iki yakasında kurulmuş Çin hükümetleri arasındaki ilişkiye değin çok karmaşık bir kimlik oluşumu sürecinden geçmiştir. Çok katmanlı ulusal kimlikler ve tarihi hafızalar adadaki iç siyaseti etkilemektedir, ama aynı zamanda uluslararası ilişkiler ve emperyalistler arası rekabet alanında güçlü bir etkisi vardır.

 

Adanın Tarihi

Bugün Beijing’in resmi söylemi her ne kadar Tayvan’ın “her zaman” Çin’in ayrılmaz bir parçası olduğunu öne sürse de1, adanın Çin kültürüyle özdeşleşmesinin insan tarihi bakımından yeni bir gelişme olduğu söylenebilir. Tayvan’ın Aborijinleri binlerce yıllardır adada olup hem dilbilimsel açıdan hem de kültürel açıdan diğer Avustronezya halklarıyla yakından ilişkilidir, ki onlar da aslında tarih boyunca Pasifik Okyanusu’nda bulunan diğer adalara Tayvan’dan göç edip günümüzde Madagaskar, Endonezya, Filipinler, Hawai’i ve diğer adalara yerleşmişlerdir (Diamond, 2000: 709-10).

Bildiğimiz Çin’le ilişkilendirilen Han kültürünün adayla olan teması 17. yüzyıldan önce asgari düzeyde olmuştur; ki bu Avrupalı emperyalist güçlerin (yani Hollandalılar, Portekizliler ve İspanyollar) bölgedeki nüfuzlarını genişletmesinden ve bunu takiben bölgenin tamamını ortaya çıkmakta olan kapitalist pazarın bir parçası haline getirmesinden sonradır (Brown, 2004: 37). Tayvan, Çin siyasi tarihine ilkin önemli ölçüde, Han hakimiyeti altındaki Ming Hanedanlığı(明朝;Míng Cháo)ile “yabancı” Mançu hakimiyeti altındaki Qing Hanedanlığı(清朝;Qīng Cháo)arasındaki dönemde meydana gelen kargaşadan dolayı girmiştir: Zheng Chenggong (鄭成功) önderliğindeki Ming yönetimine sadık kişiler kimsenin dikkatini çekmeyen bu adaya kaçıp muhalif “Dongning Krallığı’nı (東寧王國;Dōngníng Wángguó)”* kurmuşlardır ve bu krallık kıyıda yer alan Han yerleşim bölgelerinde hüküm sürmüştür, dağlık bölgeler ya da ovalar ise Aborijinlerin kontrolünde olmuştur, ta ki Qing Hanedanlığı onları teslime zorlayana kadar (Jacobs, 2005: 17). Bu aşamada, adanın tamamı üzerinde Qing Hanedanlığı hak iddia etmiştir (Kuhn, 2009: 21). Bu durum bütün büyük güçler tarafından 19. yüzyılın sonuna kadar bu şekilde kabul edilmiştir.

 

Japon Hakimiyetinden Çin İç Savaşı’na

1895’te, Qing Hanedanlığı’nın Çin-Japon Savaşı’nı kaybetmesinin ardından (ki bu savaşta iki taraf da esasında Kore üzerinde hakimiyet savaşı vermekteydi), Tayvan ve çevresindeki adalar** ile daha da önemli konumdaki Liaodong Yarımadası(遼東半島;Liáodōng Bàndǎo)Shimonoseki Anlaşması(下関条約;Shimonoseki Jōyaku)gereği Japonya’ya verildi, ki bu yarımada Japonya’ya Kore’ye doğrudan kara bağlantısı yolunu açmıştır ve de Kore Yarımadası üzerindeki Çin hakimiyetini bitirip Japon egemenliğini başlatmıştır.

Japon güçleri Tayvan’a yeni toprakları üzerinde hak iddia etmeye geldiklerinde şiddetli bir direnişle karşılaşmışlardır. Han Çinlileri ve her daim meydan okumaya hazır Aborijinler tarafından yürütülen gerilla savaşı (bu direniş “Gökkuşağı Savaşçıları: Seediq Bale” filminde dramatize edilmiştir) Japonlar için ağır kayıplara mal olmuştur ve bu ilk işgallerini zor bir kampanyaya dönüştürmüştür (Lai, Myers, and Wei, 1991: 15). Ama bu kayda değer direnişe rağmen, Japonya’nın endüstriyel modernleşmesi bölge adına eşi benzeri görülmemiş teknolojik ve askeri üretim kapasiteleri anlamına geliyordu ve bu da adayı zaptetmelerine ve hakim olmalarına izin vermiştir. Bu galibiyet Japonya’yı Batı’daki emperyalist güçlerle yarışacak konuma getirecek şekilde başlıca bir emperyalist güç yapma sürecinin bir parçasıydı; ki bu da onları Asya-Pasifik bölgesinde büyük ölçüde baskın bir konuma getirmiştir. Batılı emperyalist güçlerin teknolojik ve askeri baskınlığını birebir yansıttığından dolayı, doğal olarak bu hakimiyetleri mümkün kılan doymak bilmez baskı ve ekonomik sömürülerini de birebir yansıtmıştı.

Bunun doğal bir sonucu olarak, Asyalı komşuları buna kayıtsız kalamamışlardır. Ama çoğu Çinlinin aksine, Tayvan’da yaşayanlar buna sadece uzaktan seyirci kalmamışlardır. Japon hakimiyeti altındaki 50 yıllık bir hayatın psikolojik gerçekliğinin birebir etkisi altında kalmışlardır. Fetheden kimliğin fethedilen üzerinde prestijli bir intiba bırakması sömürgeci hükümdarlarının ilgisini çekmiştir. Askeri güçleri Japonlara adayı ele geçirme fırsatı vermiştir, ama onu elde tutmaları önemli ölçüde altyapı, eğitim ve sosyal mühendislik gelişimi anlamına gelmiştir. Bu dönemin tamamı süresince, her ne kadar Tayvan’da yaşayan Hanlar Japonlardan farklı olduklarının farkında olsalar da endüstriyel modernitenin köklerini onlara getiren Japonya olmuştur.

Çin tarihyazımında Tayvanlıların bu döneme gelişim dönemi olarak bakmaları hassasiyetle karşılanmaktadır: bu Tayvanlıların hem fiziken hem de zihnen sömürgeleştirilmiş olduklarını gösterir. Gerçekten de Kıta Çini’nde iktidara gelen komünistler için Tayvan ve Hong Kong, “Çinli halk”ın hem batılı hem de doğulu emperyalist güçlerin elinde maruz kaldığı sömürge boyunduruğunun güçlü sembolleridir.

Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda yenilmesini takiben, 1943’te Mısır’da gerçekleşen Kahire Konferansı gereği Tayvan Japonya’nın Çin’e iade etmesi gerektiği topraklar arasına girmiştir ve denmiştir ki “Japonya’nın Çin’den çaldığı bütün toprak parçaları, Mançurya, Formosa [Tayvan’nın Portekizce’de ‘güzel’ anlamına gelen ismi] ve de Pescadores(澎湖群島;Pénghú Lièdǎo)Çin’e iade edilmelidir”. Hem Japonya hem de rakibi olan emperyalist güçler o gün için “Çin Cumhuriyeti” isminde bir sorun görmemişlerdi. Oysa GMD (中國國民黨; Zhōngguó Guómín Dǎng,‘Milliyetçi Parti’;dünyada genelde KMT olarak bilinir)o sıralarda halihazırda yakın zamanda “Çin Halk Cumhuriyeti”ni kuracak olan komünist güçlerle devam etmekte olan bir varoluş savaşı vermekteydi.

 

GMD Tayvan’da

İkinci Dünya Savaşı’nı takiben, GMD Tayvan’ı da kapsayan geçici bir hükümet ilan etti ve “Tayvan’ın İadesi Günü”(《臺灣光復節》;Táiwān Guāngfù Jié)Japon yönetiminin ada üzerindeki hakimiyetinin son bulmasını kutlayan bir tatil olarak ilan edildi. Ama bu türden bir milli yeniden birleşme anlatısı Tayvan Boğazı’nın iki tarafında da olan bir rahatsızlığı gizledi: Jiang Jieshi’nın güçleri komünist güçler tarafından yenilmeye devam ettikçe Tayvan’ın Çin’le yeniden bir araya gelmesini kutlayanlar, Kıta Çini’nden adaya doğru sürüklenmek zorunda kalacaklardı (Brown, 2004: 58).

1949’da Jiang Jieshi’ye sadık anti-komünist unsurlar Tayvan Boğazı’nı geçip, orada Kıta Çini’ni tekrardan ele geçirmek için bir üs kurarken, galip taraf ÇKP ise(中國共產黨;Zhōngguó Gòngchǎn Dǎng;Çin Komünist Partisi), Çin Cumhuriyeti’nin yerine geçtiklerini belirtip Çin Halk Cumhuriyeti’ni (ÇHC) ilan etmişlerdir. Komünistler yalnızca eski hükümeti askeri olarak yenmekle kalmayıp aynı zamanda onlara sosyal açıdan da üstünlük sağlamışlardır. İç Savaş’tan önce komünistler GMD kademelerinde görev almışlardır ve şimdi de Jiang Jieshi’nin kontrolü altındaki anti-komünist liderlik Tayvan’a kaçarken GMD kadrolarından birçoğu komünistlere geçmiştir. Bunun en bilinen örneği; Çin Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Sun Zhongshan’ın(孫中山, dünyada daha ziyade Sun Yat-sen olarak tanınır) karısı olan Song Qingling(宋慶齡), Jiang Jieshi’ye karşı komünistleri savunmuştur ve ÇHC’de pek çok yüksek kademede görev almıştır. Böylece yeni hükümete meşruluk kazanmasında yardımcı olmuştur, özellikle de “sol GMD” unsurlarının gözünde. Bu, Tayvan’ı Jiang Jieshi’den kurtarıp özgürleştirdikten sonra Çin’in tamamını kızıl bayrağın altında toplama retoriğine zemin hazırlamıştır. Ama bu son hesapları hala görülmemiştir: Tayvan Boğazı’nın iki yakasında yaşanan bu gergin açmaz, Jiang Jieshi’nin adaya çekilmesinden bugüne kadar devam etmekte olup iki taraf da birbirleriyle doğrudan yüzleşecek cesareti göstermemiştir.

Bu durum Kıta Çini’nde fazlasıyla bilinen, uluslararası alanda dahi büyük ölçüde bilinen bir durumdur. Daha az bilinen durum ise GMD ve Tayvan’da yaşayanların birbirleriyle yüzleştiklerinde bununla nasıl başa çıktıklarıdır. İlk olarak meydana gelen kitlesel baskılar öncesi Tayvanlı Hanlar Çin’le tekrar birleştikleri için “memnun” olmuşlardır (Jacobs, 2005: 17). Sürgündeki kıta Çinliler(外省人;wàishěng rén) kendilerini adaya getiren GMD yönetiminin önemli isimleriyle sosyal yakınlıklarına güvenerek adadaki “kardeşleri”ne karşı ukalaca davranmışlardır. Yeni hükümete ve onunla gelen halka karşı olan öfke, ayrıca ekonomik yolsuzluklardan dolayı ve çözüm bekleyen diğer sosyal sorunlardan ötürü yerli halkın protestolarına yol açmıştır. Ama GMD eşitlikle ya da yolsuzlukla mücadele etmekle ilgilenmemiştir. Aksine GMD, Kıta Çini’nde organize suçların kökünü kazımaya çalışan komünistlerden kaçan Triad çetelerini adaya getirmiştir (Lai, Myers, and Wei, 1991: 51). Bu yolsuz düzen önemsenmeyecek bir hata ya da yüzeysel bir eksiklik değildi, GMD egemenlik hiyerarşisini korumak için kan dökmeye razıydı. İlk protestolar 28 Şubat 1947 olayında protestolar şiddetle bastırıldı. Binlerce insan yerel Tayvan siyasi jargonunda “228 Olayı” (《二二八事件》;Èr èr bā Shìjiàn)olarak adlandırılan kötü ünlü günde, hükümet karşıtı protestoların bastırılmasıyla öldürüldü. GMD’nin aslında ilk olarak Kıta Çini’nde komünizm karşıtlığı adı altında tüm muhaliflere karşı kullandığı şiddetli baskı düzeni olan “Beyaz Terör” (《白色恐怖》;Báisè Kǒngbù)Tayvan’daki yeni ada üslerinde de aynı şiddette uygulandı (bu dönem yaşananlar da “a City of Sadness” adlı filmde canlandırılmıştır).

Okulda çocukların umuma açık alanlarda standart Mandarin dili dışında Aborijin dillerini ya da yerel Çinli lehçeleri konuştukları için cezalandırıldığı baskıcı dil kanunları yürürlüğe sokulmuştur (Brown, 2004: 59). Tayvan’da öz yönetim duyarlılığının ilk kıpırtıları bu baskıcı ortamda açıkça dile getirilmeye başlanmıştır. İşin garip tarafı, (“Tayvan Bağımsızlığı” hareketinin, Çin Komünist Partisi’nin ada üzerindeki hak iddialarından vazgeçmesini sağlamaya çalıştığı) günümüz siyasi ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda belki tuhaf kaçacak ama, bu yerli aktivistler zamanında Kıta Çini’ndeki komünistleri öz yönetimle alakalı demokratik haklarının koruyucusu olarak görmüşlerdir (Jacobs, 2005: 18).

Diğer taraftan, milliyetçi Çin yönetiminin hayal kırıklığa uğrattığı çoğu Tayvanlı, Çin milliyetçiliğini ve Marksizm’i, kendilerinin Japon İmparatorluğu dönemindeki daha müreffeh konumlarının önündeki müşterek düşmanlar olarak görmeye başlamıştı. Sömürgeciliğin getirdiği sömürü düzeni gibi “Marksçı takıntıları” eleştirerek, “işgal ve milli utanç” dönemini “verimlilik ve teknoloji bakımından Japon kapitalizminin getirmiş olduğu ilerleme” dönemi olarak yeniden tanımladılar (Taylor, 2005: 166). Bu tarz siyasi bir eğilim bakımından özellikle önem arzeden bir figür olan Li Denghui(李登輝)Soğuk Savaş’ın ardından Tayvan siyasetinde önemli bir figür olmuştur (Jacobs, 2005: 18). Pek çok önemli Tayvanlı figür için, Çin yönetiminin, milliyetçi ya da komünist olması farketmez, kaos ve yolsuzluk ile özdeşleşmesinin aksine Japon sömürgeciliği modernleşme ve düzen ile özdeşleştirilmiştir (sömürgecilik-taraftarı eğilimin detaylı bir özeti için, bakınız Taylor, 2005: 166-7).

Ama bazı Tayvanlı milliyetçilerin tasavvurlarının aksine, Japonya Tayvan’ın Çinliliğini kabul etmiş görünüyor. Ayrıca, bu bakış açısının, her ne kadar akademide ve siyasetçiler arasında kayda değer etkisi olsa da, Tayvanlıların tamamının Japonya’ya olan tutumunu temsil ettiği düşünülmemeli. Tayvanlıların çoğu Kıta Çini’nde “ayrılıkçı” olarak düşünülen fikirler ifade etse de, Japon emperyalizminin mağdurlarına yönelik dayanışma göstermeleri, kamusal söylemin bir o kadar normal bir parçasıdır2 ve Tayvanlıların da Japon şovenizminin ifadelerinden büyük rahatsızlık duyduğunu gösterir3.

Çin Komünist Partisi’nin Tayvan’ı GMD’den kurtarmaya yönelik girişimlerine rağmen, Jiang Jieshi’nın polis devleti komünist ya da diğer bütün muhalifleri bastırma konusunda fazlasıyla başarılı olmuştur. 228 Olayı’nı takiben GMD adada kendi sosyal mühendislik ve “modernleşme” sürecini başlattı. Ekonomik bakımdan, Çin’in tamamında olduğu gibi, 20. yüzyılda Tayvan’da da hala büyük çoğunlukla tarıma dayalı ekonomi hakimdi. GMD büyük ölçekli toprak reformlarını yürürlüğe koydu, böylece toprak sahiplerine tazminat olarak kamu iktisadi kuruluşlarında mal ve hisse teklifinde bulundu. Bu yeni Tayvanlı kapitalistler ülkeyi süratle gelişmekte olan bir Japon sömürgesi durumundan modern bir Çinli kapitalist devlet konumuna taşıdılar (Brown, 2004: 60-61).

“Çin”deki komünizm karşıtı mücadelenin başını çeken Jiang Jieshi’nın GMD’si, Tayvan halkına karşı ne tür suçlar işlese de her daim ABD’nin eleştirici olmayan desteğini almıştır. Ama her iki devletin paylaştığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi koltukları ve komünizm karşıtlığına adanmış bağlılıklarına rağmen tabii ki bu destek hiç bir zaman koşulsuz olmamıştır: ABD Tayvan ekonomisinde her zaman ayrıcalıklı bir konuma sahip oldu, yanı sıra, adaya düzenli silah satışı yapması da garantisi edilmişti4. ABD, Birleşik Krallık ve Fransa bu doğrultuda “Çin Cumhuriyeti”ni tek meşru Çin devleti olarak görmüşlerdir ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin yıllarca Birleşmiş Milletler’de oturmasını dahi engellemişlerdir.

Buna rağmen, Çin-Sovyet ayrılığını takiben Çin Komünist Partisi ve zamanın ABD hükümeti, Sovyetler Birliği’ne olan ortak husumet bağlamında birbirlerine yakınlaşmaya başladılar. Her ne kadar Çin-Sovyet ayrılığının resmi sebeplerinden biri ÇKP’nin Sovyetler Birliği’nin kapitalist dünya düzenine dahil olma yolunda attıkları adımları kınamak olsa da, bunun üzerinden daha on yıl kadar bir zaman geçmişken ÇKP’nin “dünya devrimi”ne göstermiş olduğu ilgi Sovyetler’e kıyasla çok daha az olmuştur. Bu dönemde “düşman” ve “dost” seçimleri süratle değişime uğramıştır ve Çin gitgide kendini kapitalist dünya düzenine dahil etmiştir. Böylece de ABD müttefiklerinin Çin Cumhuriyeti’ne verdikleri anti-komünist destek de giderek geçerliliğini kaybetmeye başlamıştır. 1971’de başlayarak Nixon ve Mao’nun 1972’deki meşhur buluşmasıyla doruğa ulaşmasını takiben, ABD Çin Komünist Partisi’ni Çin Cumhuriyeti topraklarından çıkarılması gereken bir düşman olarak görmekten vazgeçmiş, aksine Çin’in tek meşru hükümeti, ancak ABD’ye rakip bir güç olarak görmeye başlamıştır. Bu gelinen nokta, Çin Cumhuriyeti’nin ardıl devleti olarak BM Güvenlik Konseyi’ndeki koltuğa Çin Halk Cumhuriyeti’nin oturacağı anlamına gelmekteydi. Tayvan ise, artık Çin’in “tek meşru temsilcisi” sayılan Çin Halk Cumhuriyeti’nden bağımsız biçimde BM’de temsil edilme hakkını kaybetmiştir.

Tabii yine de Tayvan gibi önemli bir pazarlık kozundan vazgeçmek ABD’nin faydasına olmayacaktır ve çünkü bu Çin’in bölgede hemen tümüyle hakimiyet kurması demek olacaktır. ABD, kendisine fayda getirecek koşullar çerçevesinde Tayvan’ı “desteklemeye” devam etmektedir (tabii aynı zamanda adayı hala bağımsız bir ülke olarak tanımamaya da devam etmektedir). İşin ilginç tarafı, ABD bir yandan Çin Halk Cumhuriyeti’ni Çin’in tek meşru yetkili otoritesi olarak kabul ederken, bir yandan da Tayvan’ı (Çin Cumhuriyeti olarak) tanımayı bırakıp, tıpkı ABD gibi Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanımaya başlayan birkaç ülkeyi resmi olarak kınamakta da beis görmez5.

Jiang Jieshi 1975’te Soğuk Savaş dönemi rakibi olan Mao Zedong’dan bir yıl önce ölmüştür. Babasının ölümünün ardından oğlu Jiang Jingguo(蔣經國)önce GMD’nin, sonra da uluslararası arenada çoğunlukla tanınmayan Çin Cumhuriyeti’nin başına geçmiştir. Jiang Jingguo’nun saltanatı belirsizlik duygusuyla başlamıştır; GMD hükümeti artık emperyalist güçler tarafından desteklenmemekteydi; Japonya, ABD ve uluslararası diğer büyük güçler Çin’in tek meşru önderliği olarak “komünistler”i tanımaktaydı. Sadece az sayıdaki küçük, yoksul ve muhafazakar Afrikalı, Latin Amerikalı ve Pasifik Adalı devletler BM’nin aksi yöndeki çoğunluk oyuna karşın Çin Cumhuriyeti’ni tanımaya devam etmiştir.

İç siyaset bakımından ise demokratik hareket güç kazanmaktaydı. 10 Aralık 1979 tarihinde Formosa Dergisi editör kadrosu ve diğer muhalif liderler Gaoxiong (高雄;dünyada daha ziyade Kaohsiung olarak tanınır)şehrinde adadaki insan hakları için bir protesto düzenlediler. GMD tahmin edileceği üzere bu harekete göz açtırmamıştır, ama hareketin momentumu GMD’nin kullanmaya niyetli olduğu baskıdan daha büyük olmuştur. Jiang Jingguo da yavaş yavaş demokratik reformları uygulamaya sokmaya başladı (yine de belirtmekte yarar var ki; 1980’lerin sonuna kadar, hiç bir muhalefet partisine resmi olarak müsamaha gösterilmemiştir). Soğuk Savaş’ta sona yaklaşılırken ve de Çin Halk Cumhuriyeti GMD’nin müttefikleriyle barış yaparken, GMD’nin komünizmi muhalif kesimleri susturmada korkutma aracı olarak kullanabilmesi gittikçe zorlaşıyordu. Demokratik haklara sahip olmak için büyüyen toplumsal basınç, 1980’lerin sonunda adada tek-partili saltanata son verdi; 1986’da Tayvan bağımsızlığı taraftarı bir muhalefet partisi olan DPP(民主進步黨;Mínzhǔ Jìnbù Dǎng;Democratic Progressive Party;Demokratik Yenilikçi Parti)kuruldu ve tahmin edilenin aksine yasal gerekçelerle kapatılmadı. Bir yıl sonra onlarca yıldır devam eden sıkıyönetim sona erdi ve Jiang Jingguo Tayvan bağımsızlığı yanlısı olan Li Denghui’yi yardımcısı olarak kabul etti (ki Li daha sonra 1990’larda DPP’ye katılarak en önemli liderlerinden biri olmuştur).

O tarihten itibaren adada düzenli demokratik seçimler yapılmaya devam edilmiştir, bu da adanın kimliğine dair çeşitli Tayvanlı siyasi figürlerin görüşlerinden kaynaklanan çekişmelere yol açmıştır, bunun dışında da Çin’in uyarıları ve ABD’nin iki taraflı ilişkileri yüzünden ara ara patlak veren bu sürecin bölgeyi topyekün savaşa iteceği konusunda uyarılar yapılmıştır. ABD, Çin milliyetçisi GMD ya da onların demokrasi taraftarı bağımsızlıkçı rakiplerinin kontrolündeki Tayvan’daki hükümete ABD’den çok miktarda ileri teknolojiye sahip silah alma konusunda6 ve de ABD ve müttefikleri adına Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı askeri tampon bölge olması konusunda baskı uygulamaya devam etmekte. Bu uluslararası gerilim tarihi hafıza ve adada meydana gelen kimlik oluşumu dinamiklerinden bağımsız olarak anlaşılamaz.

 

Tarihi Hafıza ve Kimlik Oluşumu

Peki, Tayvan’da kim yaşar? Mücadele ettikleri Çin devletleriyle (Çin Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti) ve birbirleriyle nasıl bir münasebetleri vardır? Tayvan’ın Aborijinlerinin adaya sonradan yerleşen Han Çinlileriyle bir akrabalıkları yoktur, Tayvan adasından bölgeye dağılan Pasifik’teki diğer Avustronezyalı halklarla akrabadırlar. Hayatta kalan Tayvanlı Aborijinler 13 gruba dağılmıştır ve toplamda ada nüfusunun %2.33’ünü oluşturmaktadırlar7. Ne Japonlar ne de Çinliler bu halkların öz yönetim isteklerini kabul etmişlerdir ve kendilerini zorla bu halklar üzerine empoze etmişlerdir (Brown, 2004: 8-9). Bu halklara karşı güç kullanmalarının yanı sıra Tayvan’ın ekonomik ve kültürel bakımdan Japonların ve Çinlilerin hakimiyeti altında olması demek dillerinin, topraklarının ve kültürlerinin ellerinden alınması ve böylece de kalan nüfusun kendine bir gelecek kurmasının önüne geçilmiş olması demektir.

Tayvan nüfusunun büyük çoğunluğu, ada nüfusunun yaklaşık %70’i olan8 “yerli” Han’lardan (本地人;běndì rén)oluşmaktadır. Bu grubun kökenleri her ne kadar tarihsel olarak Tayvan Boğazı’nın diğer tarafına uzansa da çok güçlü bir biçimde adayla özdeşleşirler. Konuştukları dil, Çince’nin güney Min lehçesidir(閩南話;Mǐnnánhuà), Mandarince’ye Kantonca’dan ya da Shanghaica’dan daha da uzaktır. Konuştukları dil her ne kadar ada dışında bu dilin konuşulduğu başka yerlerde (hem Kıta Çini’nde hem de daha geniş Çin diasporasında, mesela Singapur, Malezya gibi) anlaşılsa da adada halk arasında Tayvanca(臺語;Táiyǔ)olarak bilinir. Bu kesimin ezici bir çoğunluğu Tayvan’ın Çin’in bir parçası olmadığına inanır (bazısı hiç bir zaman olmadığını da ileri sürerler) ve bağımsız olarak tanınması gerektiği fikrini desteklerler, hem ÇKP’yi ve hem de GMD’yi yabancı sömürgeciler olarak görürler. Sıkıyönetimin bitmesiyle beraber, bu kesimden sesler demokratik iradelerini en nihayetinde ifade edebildiler. Dile getirilen siyasi taleplerin arasında, uluslararası açıdan en tartışma konusu olan ve önemli olan Tayvan’ın Çin’den bağımsız oluşunun tanınmasıdır.

Adanın uluslararası dünyadaki belirsiz konumu ve hem Çin Halk Cumhuriyeti hem de “yerli” Çin Cumhuriyeti yönetiminin nazarında “tartışma götürmez” Çinliliği, Tayvan’ın (de facto olan) bağımsızlığını tartıştırdığı için, hareket 1990’lı yılların başlarında söz konusu nüfusun “Çinli”den öte bir anlamda “yerli” olduğu varsayımından hareket etmişlerdir. Karma evlilik hikayeleri ve adanın Aborijin kültürüne dahil olmaya yönelik tarihi hafıza bu dönemde bu kamp tarafından yayılmıştır9.

Bu anlatıyla ilgili şöyle bir sıkıntı vardır: Tayvan’ın Han nüfusu şüphesiz ki “safkan” değilse de (aslına bakılırsa hiç kimse değildir), ülke dışına çıkan Han’lar genelde karma evlilikler yaptıklarından kültürleri değişime uğramıştır, genelde “yerli” Tayvanlılardan daha az kıta Çinli akrabalarına benzerler o yüzden de. Ama “yerli” Tayvanlılar kıta Çin kültürlerinin büyük bir kısmını beraberlerinde adaya getirmişlerdir, diğer Çinli gruplara (Hakka’lar gibi, ki buna aşağıda değineceğiz) karşı olan önyargılarından tutun da dini alışkanlıklarına kadar. Açıkça söylemek gerekirse, adanın Aborijinlerine uygulanan kültürel ve bazen de fiziksel soykırıma rağmen kendi tarihi hafızalarını dile getirecek sayıda hayatta kalanlar vardır ve de tüm Han’ları, Tayvanca dilini konuşsun ya da konuşmasın, yabancı olarak görürler.

Sonuçta, 1990’lardan bu yana, bu türden bir anlatım, yerini daha kolay savunabilecek türden bir iddiaya bırakmıştır; Kıta Çini’nden ayrı geçen onlarca yıllık bir süreçte adada kendine özgü bir Tayvanlı kimliği ortaya çıkmıştır. Tayvanlıların çoğu bunu “milli” kimlikleri olarak gördükleri için şu anda bu yeni ülkede yeni bir ulusu teşkil etmektedir. Ama altını çizmekte yarar var ki; bu kimlik ve bu tarihi hafıza çoğunlukla güney Min dili konuşan Han yerleşimcileri ana grubuna dahil unsurlar tarafından paylaşılmaktadır, Aborijinler ya da adadaki diğer Çinliler tarafından değil.

Hakka’lar(客家;Kèjiā)Han’lar arasında azınlık olan bir gruptur ve adları “misafir kişiler” anlamına gelmektedir. Bu onların yalnızca “Tayvanca”daki adları değildir, aynı zamanda kıta Çin’deki “evlerinde” de böyle denmektedir kendilerine. İşin doğrusu onlara ait bir eyalet olmadığı için ve daima yabancı ya da “misafir” olarak görüldükleri için kendilerine Hakka denir. Kıta Çini’ndeki köyleri silindir kaleler şeklinde inşa edilmiştir ki böylece kendilerini “yerlilerin”(本地人;běndì rén,kıta Çin’de Kantonca ve Min dilini konuşanların, Tayvan’da ise Min konuşanların kendilerini “misafirler”den ayırdetmek için kullandıkları bir terim olan “yerli” Han) saldırılarına karşı koruyabilsinler. Çinlerin arasında nerede yaşarlarsa yaşasınlar, Hakka’lar karşı tarafı iyi derecede bilmediği müddetçe kimliklerini açıklamayı tercih etmezler, ama belirtmekte fayda var ki Hakka’lar Han kültürleri arasında özel bir yere sahip olan kültürleriyle gurur duyarlar. Tarihsel olarak, Hakka’lar Çin milliyetçiliğinin ön saflarında yer almışlardır, zira modernleşme eğilimi Çin feodalizminin onların elinden aldığı eşit yurttaşlık vaadinde bulunur. Kıta Çini’nde ÇKP tarafından bir ilerici olarak saygı gören Çin Cumhuriyeti’nin kurucusu ve GMD’nin tarihi lideri Sun Zhongshan’ın (Sun Yat Sen) kendisi de bir Hakka’dır. Bu nedenle de fakir Hakka köylüler her ne kadar GMD ve onların dalkavukları tarafından desteklenmemiş olsa da Hakka’lar Min komşularından daha seve seve “Çinli” olarak (hem kültürel olarak hem de siyasi) tanımlamışlardır kendilerini.

Ama Hakka’lar kendilerini gizledikleri, Aborijinler de neredeyse bir avuç kaldıkları için ve de anakaradan gelenler Tayvan Boğazı’nın öte tarafından gelen sürgünler olduklarını kabul ettikleri için, “yerli” Min kimliğinin kendilerini adayla tanımlamaları ve adayı da kendileriyle özdeşleştirmeleri pek tartışma konusu olmamaktadır. Tayvan nüfusu, tıpkı diğer ülkelerin nüfusu gibi tarihin tuhaf bir rastlantısıdır. Tayvan’ı olağandışı yapan tanınmayan de facto bir ülke olarak belirsiz durumundan kaynaklanan belirsiz geleceğidir…

 

Tayvan’ın Geleceği

Demokratik İlerici Parti (DPP) bugün, çoğunluğun tercihi olan partidir ve hem kendisi, hem de koalisyon ortakları ülkenin çoğunluğu gibi “Tayvanlı” kimliğiyle özdeşleşmiştir. Bu koalisyonda yer alan birçok siyasetçinin geçmişlerinin muhafazakar GMD’nin dayattığı sıkıyönetim döneminde siyasi muhalefette geçmesi ve ayrıca kadın hakları, LGBT hakları, çevre gibi konularda sosyal açıdan daha ilerici olmasından dolayı sosyal açıdan avantajlı bir durum arz eder.

Her şeyin ötesinde, son yıllarda siyasi alanda meydana gelen ilerleme çok yakından ve inkar edilmez şekilde “yerlileşme” yönündeki bir eğilimle ilişkilidir (Hsiau 2005: 261). Min çoğunluğa yönelik önyargılarına ve de reformist sınırlılıklarına rağmen, DPP ve koalisyon ortakları, devlet ve imparatorluk söylecelerindense, en azından prensipte bu böyle, sıradan insanların kimliklerine hitap edebildikleri için, sosyal tabuların üstesinden gelmeyi ve yeni kuşaklara ulaşmayı başarmıştır.

Bu durum, içinde büyüdükleri Tayvan toplumuyla özdeşleşmeye yönelen genç “kıtalılar”la(外省人;wàishěng rén)birlikte, Tayvanlı “yerli” halkın gaspedilmiş haklarını talep etmenin ötesine geçer.

Diğer taraftan da, Çin Halk Cumhuriyeti’nin adaya olan tutumundan ve hem de pazarın oynak oluşu, vb. durumlardan ötürü GMD ve onun daha da muhafazakar koalisyon ortaklarının, seçmenleri DPP’nin ve ortaklarının bölgede ve pazarda sorun yarattığı konusunda ikna edebilirlerse, seçimlerde her zaman ciddi bir şansı olmuştur. Bireylerin ve oturdukları koltukların değişiminin ötesinde, Tayvan siyasetinde her daim büyük ani değişikler olabilir, mesela GMD’li muhafazakar Çin milliyetçisi Ma Yinjiu’nun(馬英九)iki dönem başkan olması gibi. Ama aslında bu da derinlemesine ideolojik anlamda Çin milliyetçiliğine “dönüş” yapmaktansa günlük anlamda siyasi memnuniyetsizliği yansıtmaktadır: Ma Yingjiu’nun iktidara yükselmesinin sebebi, yol açtığı devasa yolsuzluk skandalının çoğu sadık DPP’linin yolsuzluk karşıtı “temiz” bir aday aramasına yol açan Chen Shuibian’in(陳水扁)itibarını kaybedip gözden düşmesidir. DPP karizmatik aday Cai Yingwen(蔡英文)ile döndüğünde, DPP’nin “doğal” popülerliği ve Tayvan’da iktidarın başı olma konumları da geri gelmiş oldu.

Bu yüzden de GMD’nin rolü Tayvan’ın ya da Çin’in geleceğinin öncüsü olmak değildir, ama “güvenli” ve muhafazakar oy seçeneği olmaktır. Tayvanlılar biliyor ki ılımlı bir politika izleyen GMD, Çin Halk Cumhuriyeti Tayvan’ı köşeye sıkıştırdığında onlarla müzakerede bulunabilir. Çoğu Tayvanlı için, ÇKP’nin sosyalizme olan sözde bağlılığından ayrı olarak Çin’in kendi toplumlarında hiç bir zaman için sosyal bir rolü olmamıştır. Aksine, Çin (kişi başına düşen gayri safi milli hasıla bakımından) bir ekonomik devdir ve tıpkı Hong Kong ve Macau’da yaptıkları gibi, Tayvan’ın kayda değer ekonomik değerini “milli birleşme” adı altında bünyesine katmayı amaçlamaktadır.

Ama sömürgeci efendileri tarafından doğrudan Beijing’e teslim edilecekleri günü beklemiş olan Hong Kong ve Macau’nun aksine, Tayvan, onlarca yıldır Taipei tarafından yönetilmektedir. Yine Hong Kong ve Macau’nun aksine, Tayvan’daki bu yönetimin yasal dayanağı Çin’in adanın yasal otoritesi oluşuydu, oysa artık bu rolü Çin Halk Cumhuriyeti devralmıştır. Ve de Tayvan’ın dış dünyada sahip olduğu kısıtlı sayıdaki doğrudan diplomatik tanınırlığı da yasal otorite oluşları zeminine dayanmaktadır. Hala “Çin Cumhuriyeti”ni tanıyan az sayıdaki (çoğunlukla Pasifik adası olan) ülkeler durmaksızın ekonomik olarak “Çin Cumhuriyeti”yle bu adalarla ekonomik anlaşmalar konusunda rekabet içinde olan Çin Halk Cumhuriyeti tarafından baskı görmektedir10. Çin Halk Cumhuriyeti, adanın isimlendirilmesi açısından yabancı firmalara Beijing’in belirlemiş olduğu çizgiyi geçmemeleri konusunda baskı uygulamaktadır11, özellikle de uluslararası sporla ilgili kuruluşlar12, ya da seyahat (ki bu seyahat firmalarının sıradışı uzlaşılarına varmıştır13) ya da uluslararası görünürlüğe sahip diğer arenalarda.

Kısacası, Çin Halk Cumhuriyeti daha büyük güç olarak, pratikte Tayvan’ı ekonomik bakımdan çembere almaya çalışıyor ve bunu büyümekte olan iş bağlantıları aracılığı ile yapmaya çalıştığından şüphelenilmekte14. İki taraf arasındaki gerilim askeri olarak duraksamada olduğu için, iki tarafın da orduları birbirine meydan okuma açısından sembolik olmanın ötesine gitmezler, daha çok ekonomik anlamda birbirlerine meydan okumaya çalışırlar. Herhangi bir doğrudan askeri karşı karşıya gelme durumunda Çin Halk Cumhuriyeti tabii ki galip gelecektir, ama bu bilgisayar teknolojisi alanında önemli bir rolü olan oldukça gelişmiş bir ada uğruna ortaya dökülen fazlasıyla kaynak pahasına olacaktır15, uçakların kolaylıkla park edilebileceği suyun içindeki bir kaya parçası uğruna değil. Adanın sahip olduğu önemden dolayı Çin Halk Cumhuriyeti bu savaşın fitilini ateşlemeyecektir ve de Beijing hükümeti on yıllardır “barışçıl yeniden birleşme”yle ilgili isteklerinin altını çizer, ama ÇKP, Tayvanlı kimliğini içerde olduğu kadar “dışarda” da sansürlemekle meşguldür, hatta Tayvan’ı can damarı olan teknoloji alanında bile vurmuştur16.

GMD ise birleşmeyi ertelemek istemektedir, bunun sebebi de eninde sonunda gerçekleşecek olan birleşmenin şartlarının kendi lehine olması konusunda anlaşmaya varmak istemesidir. (Resmi olarak kıtadaki hükümetin Çin Cumhuriyeti’yle barışçıl olarak birleşeceğini umut etmektedir, ama gerçekçi olmak gerekirse, GMD yetkilileri için ekonomik şartlar isimden öte aciliyeti olan bir meseledir.) Tıpkı GMD’nin DPP’ye kıyasla kitlesel bir desteğe sahip olmaması gibi, daha çok seçimlerde “güvenilir” oy işlevi görmekten öteye gitmez, ayrıca adanın statüsüyle ilgili de uluslararası arenadaki anlaşmazlığın da ana sebebi değildir.

Büyük ölçüde yeniden birleşme GMD’nin ÇKP’ye (ki uğurlarına Tayvanlılar tarafından onların sözcüleri olduğuna dair töhmet altında bırakılan bölgedeki ana ortaklarıdır) yaptığı muhalefetten dolayı engelleniyor denemez, bunu daha çok ilk olarak GMD’ye ve onların baskıcı milliyetçi politikalarına karşı yürütülmüş Çinliliğe karşı gösterilen yerli direnişle ve de emperyalist güçlerin Tayvan’a verdikleri örtüsüz destekle yaparlar ki bu Tayvan’ı halihazırdaki muğlak konumlarından ötürü Çin’e karşı tampon bölge olarak gördükleri için gerçekleşir. Değişik oranda etki alanına sahip sayısız uluslararası gücün Çin’i (ya da başka herhangi bir ülkeyi) kontrol altında tutmaya yönelik çıkarı olduğu söylenirken, hem tarihsel olarak hem de günümüzde ABD ve Japonya büyük önem teşkil eder.

ABD, Çin’i bir rakip olarak görür ve Tayvan’ı da bu rakibe karşı kullandığı bir araç olarak. Ama tabii ki ABD’nin ve Çin’in birbirleriyle Tayvan uğruna “heba edilmeye” değmeyecek derecede kazançlı iş sözleşmeleri vardır. ABD, Tayvan’ı Çin’le aralarında devam etmekte olan münasebetlerinde pazarlık kozu olarak kullanmaya devam edecektir ve Çin de Hong Kong gibi sadece kendi başına ekonomik olarak kazançlı olacağından değil, işte tam da bu sebeple Tayvan’ı ele geçirmek istemektedir.

Daha muğlak olan ama aynı derecede öneme sahip bir başka güç de Japonya’dır. Japonya hem Çin hem de Tayvan için önemli bir ekonomik ortaktır ve ABD gibi, bölgedeki rakiplerini kontrol altında tutmaya yarayan güçler dengesini bozmaktansa Tayvan’ın halihazırdaki muğlak konumunu korumasını tercih eder17.

Kesin olan bir şey varsa o da şudur: önemsiz ve sınırlı olduğu yönündeki yaygın görüşün aksine Tayvan siyaseti aslında Asya-Pasifik’te büyük öneme sahip tarihi, ekonomik ve sosyal çelişkilerin bir yansımasıdır -ki bu çelişkiler, yalnızca emperyalist güçler bakımından değil bütün insanlık bakımından da önemlidir.

NOTLAR

* GMD’nin komünistlere yenilmesinden sonra adaya kaçacak olmaları gibi. Adada hala aktif olan GMD üyeleri, Dongning Krallığı’nın Qing Hanedanlığı’na teslim olması gibi acaba kendileri için de günün birinde böyle bir durumun söz konusu olup olmayacağı konusunda düşünüyor olsalar gerek.

** Aslında Tayvan’ı “çevreleyen adalar” sayısızdır ve anlaşmanın belirsizliği Japonya ve komşuları arasında halihazırda devam etmekte olan anlaşmazlıklara yol açmıştır: hala devam etmekte olan Senkaku/Diaoyu Adaları(尖閣諸島;Senkaku Shotō / 釣魚臺列嶼;Diàoyú Lièyǔ)meselesi Japonya’nın üzerinde insanların yaşamadığı bir dizi adayı aynı yıl Okinawa vilayetine dahil etmiş olmasından kaynaklanmaktadır; ki Çin (Japonya değil) bu adaların Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndaki yenilgisini takiben “iade edilmesi” gerektiğini düşünmektedir.

 

KAYNAKLAR

–Brown, Melissa J. (2004) Is Taiwan Chinese? The Impact of Culture, Power, and Migration on Changing Identities. Berkeley: University of California Press.

–Diamond, Jared M. (2000) “Linguistics: Taiwan’s gift to the world”. Nature, 403(6771), 709-10.

–Hsiau, A-chin (2005) “Epilogue: Bentuhua– An Endeavor for Normalizing a Would-Be Nation-State?” in Cultural, Ethnic, and Political Nationalism in Contemporary Taiwan. Eds. John Makeham and A-chin Hsiau. New York: Palgrave Macmillan, 261-276.

–Jacobs, J. Bruce (2005) “‘Taiwanization’ in Taiwan’s Politics” in Cultural, Ethnic, and Political Nationalism in Contemporary Taiwan. Eds. John Makeham and A-chin Hsiau. New York: Palgrave Macmillan, 17-54.

–Kuhn, Philip A. (2009) Chinese Among Others: Emigration in Modern Times. Maryland: Rowman & Littlefield Publishers, Inc.

–Lai, Tse-han, Myers, Ramon H., and Wei, Wou. (1991) A Tragic Beginning: The Taiwan Uprising of February 28, 1947. Palo Alto: Stanford University Press.

–Taylor, Jeremy E. (2005). “Reading History Through the Built Environment in Taiwan” in Cultural, Ethnic, and Political Nationalism in Contemporary Taiwan (pp. 159-183). Palgrave Macmillan, New York, 159-184.

 

ÖNERİLEN FİLMLER

– A City of Sadness(悲情城市;Bēiqíng Chéngshì). Yön. Hou Xiaoxian(侯孝賢). Oy. Liang Chaowei(梁朝偉), Xin Shufen(辛樹芬),Chen Songyong (陳松勇), Gao Jie (高捷) , ve Li Tianlu (李天祿), Era Films, 1989, Film.

– Warriors of the Rainbow: Seediq Bale(賽德克·巴萊:太陽旗;Sàidékè·Bālái:Tàiyáng Qí). Yön. Wei Desheng (魏德聖). Oy. Nolay Piho, Umin Boya, Masanobu Andō(安藤 政信), ve Junichi Haruta(春田 純一),Vie Vision Pictures, 2011, Film.

 

DİPNOTLAR

1) “Defense Ministry’s Regular Press Conference on Aug.30, Ministry of National Defense of the People’s Republic of China” (“Savunma Bakanlığı’nın 30 Ağustos’taki Olağan Basın Toplantısı, Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Savunma Bakanlığı”), 2018, http://eng.mod.gov.cn/news/2018-08/31/content_4823737.htm. Erişim: 12 Eylül 2018.

2) “First ‘comfort women’ statue is installed in Taiwan as South Korea marks first memorial day for forced wartime prostitutes” (“Güney Kore savaş döneminde zorla seks kölesi yapılan kadınlar için ilk anma gününü gerçekleştirirken Tayvan’da da ‘seks kölesi kadınlar’ adına ilk heykel yapıldı”), 2018, https://www.japantimes.co.jp/news/2018/08/14/national/politics-diplomacy/first-comfort-women-statue-installed-taiwan/#.W5oDDlJRcdV. Erişim: 12 Eylül 2018.

3) “Taiwanese protest outside de facto embassy after Japanese kicks ‘comfort woman’ statue” (“Tayvanlılar, Japonyalı birinin ‘seks kölesi kadın’ heykelini tekmelemesinin ardından de facto elçiliğin önünde eylem yaptılar”), 2018, https://www.scmp.com/news/china/diplomacy/article/2163575/taiwanese-protest-outside-de-facto-embassy-after-japanese-kicks. Erişim: 12 Eylül 2018.

4) “Taiwan-U.S. Relations”(“Tayvan-ABD İlişkileri”), 2017, https://www.roc-taiwan.org/us_en/post/24.html. Erişim: 16 Eylül 2018.

5) “US recalls diplomats in El Salvador, Panama, Dominican Republic over Taiwan” (“ABD, El Salvador, Panama ve Dominik Cumhuriyeti’ndeki diplomatlarını Tayvan için geri çağırdı”), 2018, https://www.straitstimes.com/world/united-states/us-recalls-diplomats-in-el-salvador-panama-dominican-republic-over-taiwan. Erişim: 13 Eylül 2018.

6) “US to continue arms sales to Taiwan, it says” (“ABD Tayvan’a silah satmaya devam edeceğini söyledi”), 2018, http://www.taipeitimes.com/News/taiwan/archives/2018/04/07/2003690849. Erişim: 13 Eylül 2018.

7) “The Republic of China Yearbook” (Çin Cumhuriyeti Yıllığı), 2016, Executive Yuan (Yürütme Organı), Republic of China (Taiwan) (Çin Cumhuriyeti [Tayvan]), http://ws.ey.gov.tw/001/Eyupload/oldfile/UserFiles/YB%202016%20all%20100dpi.pdf, 45-46.

8) Ibid, 43-44.

9) Ibid.

10) “Empty hotels, idle boats: What happens when a Pacific island upsets China” (“Boş oteller, boşa çalışan motorlar: Bir Pasifik adası Çin’in canın sıkınca başına gelenler”), 2018, https://www.reuters.com/article/us-pacific-china-palau-insight/empty-hotels-idle-boats-what-happens-when-a-pacific-island-upsets-china-idUSKBN1L4036. Erişim: 16 Eylül 2018.

11) “A deadline looms in China’s battle with foreign firms over Taiwan” (“Tayvan’la ilgili Çin’in yabancı firmalara açtığı savaşta verilen mühlet dolmakta”), 2018, https://www.economist.com/china/2018/07/05/a-deadline-looms-in-chinas-battle-with-foreign-firms-over-taiwan?fsrc=scn/fb/te/bl/ed/adeadlineloomsinchinasbattlewithforeignfirmsovertaiwandropdownshowdown. Erişim: 13 Eylül 2018.

12) “IOC clarifies basis for use of ‘Chinese Taipei’ at Olympics” (“Dünya Olimpiyat Komitesi, Olimpiyatlar’da ‘Chinese Taipei’ kullanımına açıklık getirdi”), 2018, http://focustaiwan.tw/news/aipl/201807310007.aspx. Erişim: 16 Eylül 2018.

13) “Taiwan grateful to United Airlines for imaginative website solution to ‘one China’ rule” (“Tayvan ‘tek Çin’ kuralına getirdiği yaratıcı çözümden ötürü United Airlines’a müteşekkir”), 2018, https://www.scmp.com/news/china/diplomacy-defence/article/2161888/taiwan-grateful-united-airlines-imaginative-website. Erişim: 13 Eylül 2018.

14) “Is Beijing’s offer of residence permits to Taiwanese a trick or treat?” (“Beijing’in Tayvanlılara oturma izni önerisi iyi mi yoksa kötü mi?”), 2018, https://www.scmp.com/news/china/politics/article/2164430/beijings-offer-residence-permits-taiwanese-trick-or-treat?utm_campaign=Echobox&utm_medium=Social&utm_source=Facebook#Echobox=1537142597. Erişim: 16 Eylül 2018.

15) “US tech companies return to Taiwan as China ties sour” (“ABD’li teknoloji firmaları Çin’le ilişkiler kötüye gidince yüzlerini Tayvan’a döndüler”), 2018, https://asia.nikkei.com/Business/Business-Trends/US-tech-companies-return-to-Taiwan-as-China-ties-sour. Erişim: 16 Eylül 2018.

16) “Apple fixes iPhone crash bug whenever Taiwan was mentioned” (“Apple, Tayvan her söz konusu olduğunda iPhone sistemini çökerten yazılım hatasını çözdü ”), 2018, https://www.zdnet.com/article/a-weird-bug-crashed-some-iphones-to-censor-taiwan/. Erişim: 13 Eylül 2018.

17) “Strong but constrained Japan-Taiwan ties” (“Güçlü ama sınırlı Japonya-Tayvan bağları”), 2018, https://www.brookings.edu/opinions/strong-but-constrained-japan-taiwan-ties/. Erişim: 16 Eylül 2018.