BÜROKRATİK AYGIT YERİNE TEKNOKRATİK AYGIT MI
YOKSA
ÜRETİCİ GÜÇLERİN OLANAKLARI MI?

Sovyet bilim emekçileri, dünyanın altıda birinde devasa bir üretimin toplumsal mülkiyet altına alındığı bir ülkede, bu üretimin örgütlenmesinde bilgisayarın ve bilgisayar ağlarının önemi konusunda epey ileri öngörüler taşıyorlardı. Üretimin bilgisayar ve ağlarla planlanması, en temel fikirdi. Öte yandan tam da üretimin toplumsal ilişkileri, üstelik sadece toplam üretimin değil aynı zamanda bilim üretiminin de sınıfsal üretim ilişkileri bu fikirlerin gerçekleşmesini kimi zaman öteledi, kimi zaman tümüyle engelledi. Kapitalist dünyayla sürdürülen ekonomik, askeri ve teknolojik rekabetin içinde üretime yönelik tasarımlar, soğuk savaşın gizli dosyalarında ya da muhasebesi tam yapılamamış bir geçmişin sayfalarında kalsalar da yine de çarpıcı fikirler halinde filiz vermişlerdi.

Matematikçi ve bilgisayar bilimci Viktor Gluşkof, son zamanlarda parlak bir imge şeklinde öne sürülen Endüstri 4.0 gibi bir projeden çok önce 1975’te sensörlerden aldıkları bilgilerle üretim bandını anında yönetebilen bilgisayarlı üretim sistemlerini öneriyordu! Sovyet Bilim Kurgu Yazarları Kulübü ile yaptığı röportajda, bir araba fabrikasında birleştirilmek üzere bantta hareket eden parçalara eklenmiş olan manyetik kartlar sayesinde gereksinimlerdeki değişime göre bilgisayarların farklı ürün süreçlerine yönlendirdiği bir üretim bandını hayal etmelerini öneriyordu. İleride anlatacağımız bilgisayar ağlarıyla donatılan ve denetlenen üretim sisteminde (OGAS) bu tür teknolojilerin olanakları olacaktı. Ne ironi! Bugünlerde dillendirilen siber-fiziksel sistemlerin, yani kendi verilerini toplayarak, kendini kontrol eden, bilgisayarlı endüstriyel üretim sistemlerinin yaklaşık yarım yüzyıl önceden tasarlanması anlamına gelmektedir bu (Lonshakov, 2018).

Sovyet Bilimler Akademisi’nin altında kurulan Sibernetik Kurulu’nun başkanı Aksel Berg, henüz 1967’de yakın gelecekte “su ve elektrik gibi evimize gelmiş bir” bilgisayar ile kurduğumuz bağlantılarla sağlık ve eğitim hizmetini alabileceğimizi öngörmüştü (Gerovitch, s. 255).[i] 1977’de ABD’de IBM ile sıkı bir rekabete giren bilgisayar tekeli DEC şirketinin yöneticisi “bir neden yok ki; kimse evinde bilgisayar istemeyecektir” diyordu. On yıl sonra bile piyasanın müthiş öngörü kapasitesi!

Aleksandr Karkeviç, 1962’de henüz internet ortaya çıkmadan, enformasyon iletimi için tüm Rusya çapında kodlanmış mesajları iletip saklayabilen, işleyebilen dijital bir iletişim ağı öneriyordu. Bildiğimiz internetin bebeklik hali, Amerikan Savunma Bakanlığı projesi Arpanet 1969’da ortaya çıkmadan önce…

Konumuzla ilgili olarak Anatoli Kitov, Viktor Gluşkof gibi bilgisayar bilimleri alanında askeri teknolojilerden gelen bilim emekçilerinin önerileri ile başlayacağız. Onlar, bu teknolojileri üretim ve toplum alanına yönlendirmeye çalıştılar.

1960 sonrasında, SSCB için bilgisayar ve iletişim ağları, otomatikleşme önemli hale geldi, parti programına girdi. Bunlara “komünizmin makineleri” dendi. Öyle ki, üretici güçlerdeki gelişmenin sonucu olan bilgisayar ağlarının tam anlamıyla ancak SSCB’de, sosyalizme geçiş için kullanılabilecekleri; piyasaya dayanan kapitalizmde rekabet yüzünden tam olarak kullanılamayacakları tartışılıyordu. 1970’lerde “Bilimsel Teknolojik Devrim” (Nauçno-tekniçeskaya revolyutsay) ve bunun SSCB’de öne çıkan bir slogan olarak kullanılması, uzayda, nükleer alanda gerçekleşen rekabetin bilgisayarlara da yansıması, bu makinelerin üretim için kullanılması fikrini de geliştirdi. Ama Sibernetik ve Bilgisayar Bilimlerinin SSCB’deki tarihi biraz karmaşık. Önce mekanik ve idealist olarak mahkûm edilen Sibernetik[ii], roketlerin yönlendirilmesi, geri besleme ve öngörüde bulunan pozitif beslemeli sistemlerin geliştirilmesinde önemli olduğu için kaçınılmaz hale gelince ilk olarak askeri alanda zamanla kabul görmeye başladı. Euler, Bernoulli gibi matematikçilerin Rusya’da oluşturdukları bilimsel birikim, devrim sonrasında SSCB’de güçlenmişti. Ekim Devrimi’nin ve iç savaşın ardından bu bilim emekçileri elektriğin yaygınlaşması, sanayi, tarım ve ekonomi gibi pek çok alanda canlı bir tartışma sürdürebiliyorlardı.

Paylaşım Savaşı sonrası kapitalist dünyadaki sibernetik, otomatik makineler ya da genetik gibi gelişmelerin hepsinin genç Sovyet Cumhuriyeti’nde karşılıkları hatta yer yer öncüleri bulunmaktaydı. Sibernetik kavramını yaygınlaştıran Wiener’in, otomatik makinelerin geri besleme sistemleri, öngörebilir düzeltmeler yapan otomasyon üzerine çalışmalarının dayandığı matematiksel araştırmalar, daha önce Sovyetlerde Kolmogorov tarafından yapılmıştı.[iii] Claude Shannon’ın enformasyon kuramı araştırmaları, Rus matematikçi Andrei Markov’un “Markov zincirleri”, Kolmogorov’un karmaşıklık yöntemlerinden yararlanıyordu. Elektrik devreleriyle mantık işlemleri üzerine fikirleri henüz tez olarak ortaya çıkmadan önce 1935 Ocağında Şestakov (Shestakov), Moskova Üniversitesi’nde bu kuramı geliştirmişti. Daha pek çok örnek verilebilir. Sibernetik alanında Kolmogorov, Liyapunov, Andronov gibi pek çok Sovyet bilim emekçisinin önemli çalışmaları ve bu çalışmaların başta idealizm ve mekanizm tartışmaları ile kısıtlanması; 1950’lerden sonra ise tam tersine sibernetiğin bir şemsiye kavram gibi, genetikten, otomasyona, biyolojiye ve ekonomi, üretim alanına kadar her yerde kullanılmaya başlaması, daha önce kıyasıya eleştiren Bilimler Akademisi’nin sonra Sibernetik Kurulu kurması, her yönüyle irdelenmesi gereken kapsamlı bir konu… Ancak biz burada yazının sınırları içinde, bilgisayar ağlarının üretim ve planlama için olanaklarını tartışmak üzere sadece tarihsel gelişimi inceleyeceğiz. Anatoli Kitov (A. Kitov, 1920-2005) ve Viktor Gluşkof’un (V. Gluskhov, 1923-1982) SSCB’de üretimin yönetimini bilgisayar merkezlerinin ağı ile yönetme önerilerini ele alacağız.

 

1950’lerden sonra Sibernetik: Sözde Bilim, Gözde Bilim Oluyor

1950’lerden önce Sibernetik bir sahte bilim olarak kınanırken, Wiener’in daha önce şerhlerle SSCB içinde kısıtlı yayınlanan Sibernetik kitabı, kütüphanelerden toplanır; bilgisayar ve askeri araştırmalar için gerekli kütüphanelerde kısıtlı erişim altında tutulur; özel izinle ancak erişilebilir. Askeri amaçlı bilgisayar merkezinden Albay Kitov, 1952’de böyle bir özel izinle Wiener’in kitabını “keşfeder”. Bilgisayarların, enformasyon ağının daha geniş alanlarda kullanımı fikri gelişmeye başlar.

1957’de, yeryüzünden uzaya gönderilen ilk uydu olan Sputnik’in (yapma ay) fırlatılması kapitalist dünya ile yaşanan rekabette dönüm noktası haline gelir. Batı’da SSCB’nin onları geçtiğine dair telaş başlarken, SSCB’de bilgisayar teknolojilerinin sağladığı başarı bilgisayarın ve Sibernetiğin sözde bilim olarak mahkûm edilmesinden, gözde bilime doğru dönüşmesini getirir.

Aralık 1957’de Sovyet Bilimler Akademisi’nin önde gelen bilimcileri Sovyetler Birliği Komünist Partisi’ne (SBKP) şöyle yazarlar.

Verimlilik açısından, istatistik ve planlama için bilgisayarların kullanımı mutlak bir biçimde istisnai önemde olmalıdır. Pek çok durumda böyle bir kullanım, karar verme hızını yüzlerce kez arttırmayı ve bu etkinliklerde bulunan hantal bürokratik aygıt tarafından halihazırda üretilen hatalardan kaçınmayı olanaklı kılacaktır. (Gerovitch, s. 267)

Bu dönemde ekonomik büyümenin seyri temel bir sorun haline gelmiştir. Sputnik’ten sonra birkaç yıl içinde uzaya insan gönderme, aya gitme gibi uzay yarışı projelerinin gerçekleştirileceği düşünüldüğünde bunlar için gerekli ekonomik büyümenin sağlanması, Sovyet toplumunun refahının artırılması, ekonomide oluşan enformel piyasalar, “verimsizlik” ve bürokrasi yüzünden kaçakların ve ekonomik işleyişin gözlenmesi kaçınılmaz hale gelmiştir..Bilimler Akademisi’nin “bürokratik aygıtın hantallığına” işaret edebilmesi, bunun yanında üretimin artması için planlamada bilgisayarların kullanımı önerisi böyle bir dönemde gelebilmiştir. Ancak eleştirinin sınırları yine güç ilişkileri, toplumsal üretim ilişkilerine hâkim olan kesim tarafından belirlenmiş, öneri dile getirilse de aksak ya da kısıtlı işleme konulmuş, kimi zaman geri çekilmiş kimi zaman ise budanmıştır.

Somut öneri, Albay Kitov’tan gelir. Bilgisayar merkezlerinden oluşan ağ kurarak, tüm Rusya’daki işletmelerin, kurumların verilerini toplayıp, işlemek ve bunları ekonomiyi planlamak, hızlı ve etkileşimli yönetmek üzere geliştirme düşüncesinin ilk somut mimarı, askeri bilgisayarlar alanında çalışan, matematikçi ve bilgisayar bilimcisi Anatoli Kitov’dur. Kitov’un görev yaptığı askeri bilgisayar merkezi, uzun menzilli ya da uzaya fırlatılan roketlerin, Sovyet uydularının yörüngeleri, Yuri Gagarin’in uzay uçuşunun hesaplanması gibi karmaşık ve önemli hesaplamaları yapmaktadır. Aynı zamanda füze sistemlerinin güdümü için bilgisayar ağı oluşturma işi de bu merkezlerin sorumluluğunda gelişecektir. Kitov’un ana görevi, bilgisayarların askeri uygulama olanaklarını artırmaktır. Bilgisayarların aynı zamanda ekonomi için de kullanılabilmesi fikri buradan çıkacaktır.

Kitov, 1959’da bir bütün olarak ulusal ekonominin, muazzam sayıda birbirine bağlı çeşitli düzeylerde kontrol devrelerini içeren kompleks bir sibernetik sistem olarak görülebileceğini öne sürer (Gerovitch, s. 264). Ekonomi böylelikle otomatikleştirilebilecek ve en uygun (optimum) biçim verilebilecektir. Kitov, matematiksel modelleme ve bilgisayar simülasyonunun ekonomiyi sağlam bir bilimsel temele oturtabileceğini düşünmektedir.

Bilgisayar modellemesi, ekonomik süreçleri öngörmeyi ve ekonomide matematiksel denemeler yürütmeyi olanaklı hale getirir. Böylelikle ekonomi kesin bir deneysel bilim haline gelir. (Gerovitch, s. 264).

Bu amaçla Kitov, aynı yıl SBKP Merkez Komitesi’ne devlet bilgisayar merkezlerinin birleştirilmesine dayalı bir ulusal ekonomi için otomatik kontrol sistemi yaratmayı önerir. Parti ve Sovyet yönetimi üretimin geliştirilmesi ve bilgisayarların ekonomiye sokulması için bir kararname yayınlarlar. Kitov, sibernetiğin SSCB içindeki önemli temsilcileri ve öncülerinden oluşan Liyapunov ve Berg ile birlikte, daha sonraki yazılarında da “verimliliği” ve yönetim niteliğini artırmak için yönetici görevlerin otomatikleştirilmesi gerektiğini savunur. Batı’nın yaptığı gibi enformasyon işlemede bilgisayar teknolojisi ve sibernetik yöntemler kullanılacaktır ama Batı’dan çok daha büyük ölçekte… Çünkü SSCB üretimi, toplumsal mülkiyete dayalıdır. Liyapunov, Kitov ve Berg’in yazısına göre, kapitalist dünyada tekil şirketler kendi otomatik kontrol sistemlerini kurmaktadır. Sosyalizm koşullarında birleşik, gelişkin bir otomatik kontrol sistemi geliştirmek oldukça olanaklıdır. Böyle bir otomasyon, tek tek işletmelerin otomasyonundan çok daha büyük etkiye sahiptir. “Yönetim alanındaki hâkim akıma” uygun olarak elektronik bilgisayarlarla enformasyon işlemeye dayanan bu sistem sayesinde, “tamamen otomatikleştirmiş bir yönetim bürosu” kurulabilecektir. Yazarların öngörülerine göre, yönetimde bilgisayar kullanımı, tedarik ve satın alma planlama zamanını 3-4 aydan, üç güne düşürecek, yönetim aygıtını yarı yarıya küçültecek, tedarik işlemlerinin maliyetlerini beşte birine düşürecektir (Gerovitch, s. 265)..

Kitov’un planı, Aksel Berg’in de etkisiyle Sovyet yönetimi tarafından kısmen kabul edilmiştir. 1961 sonunda askeri ağ olmadan ekonomiyi bilgisayar ağı ile birleştirme planı, üst parti yönetimine verilen raporda destek bulmayı başarmıştır. Kasım 1962’de Parti Plenumu’nda Hruşçov, “rasyonel” yönetim tekniklerinin benimsenmesi çağrısında bulunarak, şöyle söyler: “atom, elektronik, sibernetik, otomasyon ve montaj hatları çağında ihtiyaç duyulan, toplumsal sistemdeki tüm bağlarda şeffaflık, ideal eşgüdüm ve örgütlenmedir” (Peters, s. 90). Soğuk savaşın askeri ve ekonomik rekabeti ortamında planın henüz fikri bile kapitalist dünyada önemli bir etki yaratır. Üretimin otomatikleşmesi ve bilgisayar ağlarıyla yönetilmesi, soğuk savaşta moral bir yenilgi olarak görülecektir.

Kitov, askeri olarak kurulan bilgisayar ağlarını tüm Rusya’da ekonominin yönetimine uygular. Ağ, tabandan, endüstriyel işletmeleri ve yerel kurumları birleştiren bölgesel enformasyon bilgi işlem merkezlerinden başlayacaktır. Bu bilgi-işlem merkezleri, bölgenin enformasyonunu toplayacak ve merkezi kontrol birimine iletecektir. Merkezi bilgisayar sistemi ise, ekonomik verinin otomatik toplanması, planlama, kaynak dağılımı, bankacılık ve nakliyatın kontrolünü sağlayacaktır. Gerovitch’in aktardığı kadarıyla, bu tür bir ekonomik planlama önerisi iktisatçılardan ya da plancılardan değil, askeri sibernetikçilerden gelmişti. İktisatçılar ve plancılar genelde daha tutuculardı.

Fakat, ekonomik kaynakların önemli bir kısmı askeri harcamalara (füze savunma sistemleri, uzay ve nükleer teknolojileri) gitmekteyken, tüm ekonomik enformasyonun planlanması çabası zamanla bürokrasinin direnci ile karşılaşır. Bilgisayar ağlarının iki amaçlı kullanımı, askeri savunma için iyidir ancak ekonominin örgütlenmesi için SSCB yönetimi açısından sorun yaratır. Üst düzey ordu komutanlarından birinin şu soruyu sorduğu öne sürülür: “Bu bilgisayarınızda partinin öncü rolü nerede durmaktadır?” Bir yönüyle makine ve bilgisayar gibi tüm teknolojilerin belirli toplumsal üretim ilişkileri içinde üretildikleri için nötr olamayacakları, toplumsal ilişkilerden bağımsızmış gibi, onların öznelliklerini “otomatlaştıran” biçimde kullanılamayacaklarını anlatmasıyla haklılık payı vardır bu sorunun… Ancak SSCB için bürokrasinin yerleşik güç dengeleri yüzünden arkasına saklandığı bir soru ve sorun olarak ağırlığını ilerleyen dönemde koyar. SSCB yönetimi ve ordudaki bürokrasi projeyi engeller. 1961 yılında Kitov ordudan çıkarılır; bir süreliğine olsa da Komünist Parti’den uzaklaştırılır.

 

Karkeviç’in 1962’de Erken bir İnternet Denemesi

Tarih olarak Kitov ile Gluşkov’un önerilerinin arasında, yani 1962 yılında, dönemin atmosferine uygun olarak çıkan, Karkeviç’in ilk enformasyon ağı, yani nüve halinde internet önerisi bulunmaktadır. ABD’nin 1950’lerde kurmaya giriştiği SAGE adlı bilgisayarlı komuta, kontrol sistemi hava saldırılarına karşı radar ve radyo ağlarını bilgisayar üzerinden bağlayarak, güdümlü kullanmayı hedefler. SSCB’nin bu sistemi haber alması, iletişim ağlarına ve bilgisayara yönelik araştırmaları artırmasına yol açar. Kitov’un görev yaptığı Askeri Bilgisayar Merkezi gibi merkezler, Sovyet füze sistemlerinin güdümü için veri ve haberleşme ağları geliştirmeye yönelecektir.

1962’de Sovyet Bilimler Akademisi’ne bağlı Sibernetik Bilimsel Konseyi’nin başkanı olan, enformasyon kuramcısı, Aleksandr Karkeviç (1904–1965), bugünkü internete yol açan ABD merkezli Savunma bakanlığı projesi ARPANET’ten önce, tüm Rusya çapında birleşik bir enformasyon iletim sistemi kurmayı önerir (Peters, s. 97-99). Karkeviç, “Enformasyon ve Teknoloji” makalesinde, bu birleşik iletişim sistemini (ESS) tanıtır. Bu sistem, halihazırdaki telefon ve elektronik ağ altyapısını kullanarak dijital enformasyon mesajlarını elektrik sinyalleri olarak kodlayacak, iletecek, saklayıp işleyecektir. Şöyle yazar Karkeviç,

[…] enformasyonun giderek genişleyen rolü, sadece insanlar arasındaki ilişkilerde değil, aynı zamanda insan ve makine arasındaki etkileşimlerde de açık hale gelmektedir. … toplumun ekonomik, teknik ve kültürel düzeyi geliştikçe, halk topluluğunun tüm işlevleri için gerekli olan, toplanan ve iletilen enformasyon miktarı giderek büyümektedir. Enformasyon mübadelesi olmadan hiçbir örgütlü etkinlik biçimi düşünülemez. Enformasyon olmadan planlama ve yönetim imkansızdır. (Peters, s. 99).

Karkeviç, ABD’nin SAGE sistemini anarak, hava savunması için bir askeri enformasyon sistemi kurmak gibi dar değil, planlı ve merkezi bir ekonomi, yönetim için tüm Rusya yönetimini kapsayan geniş bir iletişim sistemi kurmak önerisini getirir.

Sovyet yurttaşlarının 1962’de pek çoğunun telefonunun olmadığını, ankesörlü telefonları kullandıkları dikkate alınırsa, bu öneri tabana, Sovyet yurttaşlarının kullanımına yönelik değildir. Yönetim düzeyinde ağ oluşturulacaktır; ancak askeri ve ekonomik harcamalarda önceliklerin farklılaşması ve yetersiz verili teknolojik alt yapı önemli bir sorundur. Uygulama, Kitov’un önerisi gibi bürokrasi ve SSCB içindeki yetki, güç ilişkilerine takılır. Daha sonra, kapitalist dünyadaki rakip ABD, nükleer saldırı koşullarında iletişimin alternatif kanallardan, dağıtık ve merkezsiz olarak sürebilmesi için yürüttüğü savunma araştırmalarının (ARPA) sonucunda 1969’de üniversiteler ile devlet kurumları arasında ilk ağı kuracak, ileride internet olarak anılacak iletişim ağı gelişecektir.

 

Kitov, Gluşkof ve OGAS

Ordudan atılmasına rağmen Kitov’un çabası bitmez. Bilgisayar biliminde hala kitapları okutulan, önde gelen bir bilimcidir. Viktor Gluşkof’un yanında çalışmak üzere Kiev’deki Sibernetik Enstitüsü’ne alınır. Gluşkof, Sovyet bilgisayar bilimine damgasını vurmuş diğer bir bilimi emekçisidir ve savunma sanayinde planlama ve kontrol ağlarına dayanan otomatik yönetim sistemlerinin devreye alınması konusunda çalışmaktadır.

1964’te Merkezi İktisadi Matematik Örgütü (TSEMİ) ve Devlet Planlama Komitesi ile birlikte ulusal ekonomiye bilgisayar teknolojilerinin sokulması üzerine çalışmaya başlarlar. Projenin ana hedefleri: optimal planlama ve yönetim, ulusal ekonominin genel matematiksel modelini kurma, ekonomik enformasyonun birleşik bir sisteminin kurulmasıdır. Bunun için, bilgisayar merkezlerinin devletçe birleşik ağının kurulması; planlama ve yönetim sistemlerinin bu genel matematiksel model ve enformasyona göre geliştirilmesi; standartların ve algoritmaların oluşturulması gereklidir.

Gluşkof, tüm Rusya çapında, üç katmanlı bilgisayar merkezleri ağı önerir. En altta on binlerce bilgisayarla yerel merkezden birincil enformasyonun toplanacaktır. Orta düzeyde ana kentlerde 30-50 kadar bilgisayar merkezi, en üstte ise tüm ağı kontrol eden ve SSCB yönetimine bağlı bilgisayar merkezi olacaktır. O dönemde zaten SSCB yönetiminde göreli olarak birbirinden bağımsız dört paralel kanal vardır: planlama sistemi (Gossplan), maddi teknik kaynak tedarik sistemi (Gossnab), istatistik sistemi ve finans sistemi. Yereldeki işletmelerden birincil enformasyon bu dört kanal ile alınabilmektedir. Gluşkof tüm bu kanalları birleştiren bir bilgisayar merkezleri ağı kurmayı önerir. Böylelikle tüm veri birlikte toplanacak, depolanacak ve kullanıma açık hale getirilecektir. Böylelikle, her bir işletmenin rapor sayısının yirmi ya da otuzda bire indirileceği öngörülmektedir.

Bu üç katmanlı sistem korunsa da projenin farklı aşamalarında bilgisayar merkezleri sayısı değişir. Zamanla adı OGAS’a (Muhasebe ve Bilgi İşleme Ulusal Otomatik Sistemi) dönüşecektir. Ağ sisteminin ayırt edici niteliği, “izinli kullanıcının sistemin herhangi bir noktasından istediği bilgiye erişebildiği dağıtık bir veritabanı”na dayanmasıdır. Herhangi bir kullanıcı, ağdaki veriye erişebilir ve değiştirebilir. Yerel düzeyde, fabrika işçileri kendi fabrikalarının enformasyonunu, raporlarını ve iş akışını geliştiren önerilerini sisteme girebileceklerdir (Peters, s. 112). Bu bilgiler, yerel, bölgesel ve ulusal ölçekte erişilebilen, ulusal olarak birleştirilmiş veritabanında otomatik olarak saklanacaktı. Kitov’un ulusal ağı, merkezi kontrole ağırlık veriyordu; Karkeviç’inki interneti andırır biçimde yatay iken Gluşkof’unki ise her ne kadar devlet yönetimi ve Moskova’da merkezileşse de dağıtık sisteme olanak tanıyor gibidir. Elbette, projeyi dönemin gözde sloganları olan Bilimsel Teknolojik Devrim ve Toplumun Bilimsel Yönetimi (nauçnoy upravleniy obsçestvom – NUO) mantığına uyarak uç noktalara götürenler de eksik olmaz. 1971’de Pravda gazetesinin editörü, “toplumun optimal yönetimi amacıyla” ideolojik politik analizlerin de veri tabanında toplanması önerisini getirir.

Gluşkof’un önerdiği sistemin tümüyle çevrimiçi olması 30 yıl alacaktır ve maliyeti, nükleer ve uzay programlarının karşılandığı askeri bütçeden çok daha fazla tutmaktadır. Bu maliyet ve bürokrasinin direnci önerinin uygulanmasını imkansızlaştırmıştır. 24. Parti Kongresi’nin taslak programında OGAS tam plan olarak yer almaktayken, kongreden hemen önce büyük ölçüde budanmış olarak, dar bir ölçeğe indirilir (Gerovitch, s. 281).

Öte yandan sibernetikçiler 1960’ların koşullarında tüm ekonomik kararların tek bir merkezde toplanmasının matematiksel optimizasyon (ekonomik değişkenleri kullanarak ekonomiyi en uygun hale getirme) açısından olanaklı olmadığını anlarlar. Araştırmacılar tüm SSCB ekonomisini içeren böyle bir hesaplama için, 50 milyon denklemli ve 5 milyon kısıtlı denklemler sisteminin çözülmesi gerektiğini belirtirler. O günkü hesaplamalara göre, saniyede 1 milyon işlem yapan bilgisayar[iv] – ki bu SSCB’deki bilgisayarlardan çok hızlıdır- böyle bir sistemin sadece çok küçük bir kısmını bile ancak 1 ayda çözebilir. Bugünkü verilerle, dünyadaki en hızlı süper bilgisayarla bu hesap saniyeden daha az bir sürede yapılabilir. Örneğin, Paul Cockshott gibi bilgisayar bilimciler, Çin ekonomisinde emek değerleri ya da ayni ölçülerle dengeli bir planın, saniyenin kesirleri içinde yapılabileceğini ileri sürmektedir. Dönemin ölçülerinde kavramsal araçlar, matematiksel yöntemler de eksiktir. O zamanın aracı olan doğrusal programlama gelecek öngörülerinde eksik kalmaktadır. 1967’de Gluşkof’un çalışma arkadaşı Fedorenko, tümüyle merkezi, otomatik bir planlama ve yönetim mekanizmasını tam anlamıyla biçimselleştirip, matematikselleştirmenin garanti olmadığını belirtir. Sovyet bilim emekçileri, planlama için, mükemmelleştirilen ve toplumsal ilişkiden yalıtılan bir hesaplama istemektedirler; ki bu sonraki yazıda tartışacağımız gibi gerekli değildir.

Sonuçta Gluşkof’un bilgisayar ağları sistemi önerisi, ilerleyen dönemlerde budanarak, belirli kurumların altındaki bilgisayar ağlarına indirgenir. Kurumlar arası rekabet, güç dengelerini kaybetmeme amacı, bütünlüklü bir ağ projesine hiçbir zaman izin vermez. Sonuç birbirinden ayrı bilgisayarlaşma ama öte yandan da bürokratik işlemlerin katlanmasıdır. 1970’lerin başında yılda 4 milyar evrak Sovyet ekonomisinde dolaşmaktadır. 1980’lerin ortasında bu rakam 800 milyara çıkar; her Sovyet yurttaşına 3000 resmi evrak düşmektedir (Gerovitch, 2015). Üstelik tüm bunlar kurumsal engeller ve gizlilik dereceleri ile sıkılaşmış dar ve hiyerarşik bir yönetim kanalında merkezileşmektedir.

 

Sibernetikten elde kalan…

Kapitalist dünyada üretim, plan ile rekabetin derin bir çelişkisini gizler. Dünyaya yayılan dev tekeller, kendi içlerinde planlama mekanizmalarını mükemmelleştirmeye çalışırken, birbiriyle müthiş şiddetlenen örtülü ve açık rekabetleri kapitalizmin o “kutsal piyasa”larını kaotik bir girdaba sokar. Dünyayı kaplayan birkaç dev tekel, üretim planlarında kendi sınıfsal çıkarları uyarınca rakiplerinin ve Sovyet kampının geçmiş deneyimlerinin titizlikle incelemişlerdir; üretici güçleri bu planın tüm olanaklarıyla donatırlar. Dev perakende şirketlerinden Walmart’ın devasa ölçekli dağıtımı örgütlemede planlamadan yararlanması, araştırmalara konu olması boşuna değil.[v] SSCB’nin ilk plan çalışmaları içinden çıkan Leontief gibi iktisatçılar, girdi çıktı tabloları gibi görüşleri kapitalist dünyaya taşıdılar. Sibernetik ve bilgisayar ağlarının, veri analizinin teknolojik olanakları gelişmişken, tekeller bunları kendi planları için kullanırlar. Ama tam burada kapitalizmin sınırı başlar; kâr için üretim yapan kapitalistler arasında şiddetlenen rekabet, enformasyon ve bilgisayar ağı gibi olanakların sınırlarını da belirler. Enformasyon üzerinden veri analizi, büyük şirketlerin birbirleriyle rekabetteki araçlarına döner. Toplumsal üretimi genel olarak planlamak, toplumun doğrudan yönetime katılımı, bu anlamıyla gerçek “sovyet demokrasisi”ne en yakın, en olanaklı olduğu anda, tam tersi bir “piyasa” anarşisine döner. Yaşadığımız salgın gibi yaşamsal dönemeçlerde bile, emekçilerin önemli bir bölümünün kurban edilmesi pahasına, kutsal piyasadan, üretimden, rekabetten vazgeçilmez, aksine sağlık malzemeleri gibi gereksinimler tümüyle bu kaosa terk edilir.

Oysaki, özel mülkiyetin ortadan kaldırıldığı, üretim araçlarının toplumsallaştırıldığı sosyalist toplumlarda, üretimin böyle bir ağ üzerinden planlanması, sadece merkezi planlamanın gerekli veriye göre hızlı ve etkili çalışması anlamına gelmez, aynı zamanda yerel üretim birimlerinin de özellikle emekçiler ve halk yığınlarının meclisleri eliyle bütün üretimi görebilmelerini ve katılabilmelerini kolaylaştırır.

Ne yazık ki, 1950’lerden, yani bilgisayarın, otomatik makinelerin, sibernetiğin gelişmesinden ya da 20. Parti Kongresi’nden çok önce işçi sınıfına, halkın yönetimine dayalı üretimin ve toplumun yeniden örgütlenmesi dinamizmini kaybeden SSCB’de bu olanak kullanılmamıştır. Devasa topraklara yayılan ekonominin yürütülmesi, kapitalizmle kuşatılma ve “yarışma”, bürokrasinin yönetimdeki etkisi yüzünden, bilgisayarlarla ağa dayalı planlama bütünsel olarak gerçekleşmemiştir. Üstelik, 1960’larda Sibernetik, bilgisayarlar ve otomasyonun parti programına girmesine, 1970’lerde “Bilimsel Teknolojik Devrim” sloganının basında, yönetim uygulamalarında yaygınlaşmasına; bu teknolojik devrimin ancak SSCB’nin temsil ettiği sosyalizmde gerçekleşebilecek bir olanak olarak ileri sürülmesine rağmen, bu yaşanmamıştır. Tüm bu teknolojik gelişmeler, “Bilimsel Teknolojik Devrim” sözleri, teknolojinin toplumsal bir üretim ilişkisi tarafından üretildiğini bir kez daha kanıtlamıştır. Yaşam teknoloji tarafından değil, toplumsal üretim ilişkisi tarafından, işçi ve halk organlarını denetiminde tutan bürokrasi tarafından, yani hâkim toplumsal üretim ilişkilerince belirlenmiştir. Ekonominin, bilgisayarlı ağlar ile şeffaflaşan ve katılımı artıran yönetimi yerine, çoğu durumda yamalar halinde bakanlıkların ve kurumların kendi kurdukları ağlarda, tekellerine aldığı veriler, denetim yetkilerinin karmaşasında silikleşmiştir. Teknoloji, çoğu durumda, bürokratikleşen aygıtın teknokratik yüzü olmuş ve “bilimsel” örtüsü haline gelmiştir.

 

DİPNOTLAR

[i] Genel kaynakça yazı sonunda belirtilmiştir. Başka bir kaynak belirtilmediği takdirde yazıdaki bilgiler, Slava Gerovitch’in 2002 tarihli, “Yenisöylemden, Sibersöyleme Sovyet Sibernetik Tarihi” kitabındandır.

[ii] Bu tartışmaların tarihsel ve toplumsal koşullarına ve sonuçlarına bir sonraki bölümde değineceğiz.

[iii] Wiener, ünlü Sibernetik kitabında, çalışmasının geç bir aşamasında meslektaşlarının Rus ekolüne dikkatini çektiklerini yazar. Bazı bulgu ve spekülasyonlarının Kolmogorov’un çalışmasıyla bağlantılı olduğunu belirtir. Onun, 1941’de batıda yayınlanmış bir çalışmasına atıf yapar. Sonradan yayınladığı anılarında Kolmogorov’un geç gördüğü katkılarının açık yüreklilikle hakkını verir. Sibernetik ve öngörüde bulunan (predictive, daha doğrusu kestirimde bulunan) makineler konusundaki “gerçekten en derin fikirlerinin” Kolmogorov’un çalışmalarında bulunduğunu belirtir (s. 261).

[iv] Bugün ortalama bir dizüstü bilgisayar saniyede 2 milyar işlem yapabilmektedir.

[v] Dünyanın En Büyük Şirketleri Sosyalizm için Temelleri Nasıl Hazırlıyorlar, Walmart Halk Cumhuriyeti başlıklı kitap bu konuda önemli bilgiler veriyor (Philips ve Rozworski, 2019).

 

KAYNAKÇA

Gerovitch, Slava. (2002) From Newspeak to Cyberspeak: A History of Soviet Cybernetics . Cambridge MA: MIT Press. 2002.

Gerovitch, Slava (2015) How the Computer Got Its Revenge on the Soviet Union. Nautilus. http://nautil.us/issue/23/dominoes/how-the-computer-got-its-revenge-on-the-soviet-union?fbclid=IwAR2kDljHy2cXiO90jadqiI-t1MY9PC3CYym_Xy_7WB2H_fr-7XHVNcUredQ

Gözükeleş, İzlem (2015) “SSCB ve bilişim teknolojileri”, Bilim ve Gelecek, sayı 141.

Lonshakov, S. (2018). Сonversation with academician Victor Glushkov in 1975: XXI century cybernetics, https://blog.aira.life/сonversation-with-academician-victor-glushkov-in-1975-xxi-century-cybernetics-432fd4fb0f20 (Erişim tarihi: 10 Aralık 2019)

Peters, Benjamin (2016), How Not to Network a Nation: The Uneasy History of the Soviet Internet, Cambridge, MA: MIT Press.

Phillips, L. ve Rozworski, M. (2019) People’s Republic of Walmart. How the World’s Biggest Corporations Are Laying the Foundations for Socialism, New York: Verso.

Wiener, Norbert (1966) I Am A Mathematician: The Later Life of Prodigy, MA: MIT Press.