“… erdemimizi korumak için sığınabileceğimiz

hiçbir yer kalmamış olduğunu görürseniz,

uçlara dek sürüklenmişseniz, sizi bu

Baskıdan kurtaracak hiçbir sığınak bulamazsanız

o zaman ölün.,”

Radişçev

19. yüzyılın başından itibaren istikrarlı ve güçlü bir edebiyat geleneğinin ortaya çıkmaya başladığı Rusya’da, bu gelişme düşünülenin aksine uzun bir edebi birikimin sonucunda ortaya çıkmamış 19. yüzyılın başında duru gökte çakan bir şimşek misali ortaya çıkmıştır. Yüzyılın ikinci yarısında Klasisizm’in kısa ve görece kısır serüveninin ardından Rus aydınlanmasının devrimci geleneğinin mimarı sayılan ve II. Katerina’nın Pugaçev’den bile tehlikeli bir asi olarak nitelediği Radişçev’in, Peterburg’dan Moskova’ya Seyahat adlı eseriyle başlattığı toplumsal eleştiri ve bir ölçüde devrimci söylem geleneği; soylu yazarlardan Puşkin, Lermantov, Griboyedov’a, Rus edebiyatında gerçekliğin babası Gogol’e, Griboyedov ve Turgenyev’e; Devrimci Demokrat geleneğin devasa temsilcileri Belinski, Pisarev, Dobrolyubov, Çernişevski’ye, Peygamber yazarlar Tolstoy ve Dostoyevski’ye, Büyük Ekim’in habercileri Çehov, Gorki, Mayakovski’ye edebiyatın gündeminden düşmemiştir.

Rus edebiyatında toplumsal eleştiri ve devrimci söylemin hâkim hale gelmesinde önemli etkenlerden biri de, Lenin’in bastırılmış ve hareketsiz bırakılmış serflik Rusya’sında halkın desteğinden yoksun ve güçsüz olmalarına rağmen eylemleriyle halkın uyanmasına yardımı dokunmuş, soyluluğun en iyi insanları olarak nitelendirdiği Dekabristler’in bir ayaklanmadan çok, isyanı andıran kalkışmalarıdır. Dekabristler’in başarısız kalkışmalarının ardından çaresiz bir şekilde bu yürekli soylu çocuklarının idamlarını ve sürgünlerini izleyen vicdan sahibi Rus aydınlarının düşüncelerinde, gündelik hayatlarında ve edebi eserlerinde Dekabristler’in etkisi varlığını hissettirmiştir.

Eleştirel düşüncelerini var edecek iradeden yoksun soyluların eleştirisi neredeyse yarım asır boyunca Rus edebiyatının temel konularından biri olmuş, bu dönemde üretilen edebi eserlerin toplamından zengin bir Gereksiz Adamlar galerisi (Çatski, Onegin, Peçorin, Rudin vb.) ortaya çıkmıştır. Soylu yaşamın bezdirici durağanlığından gittikçe uzaklaşan kalemler giderek köhnemiş çarlığın bütün yükünü omuzlarında taşıyan küçük insanların yaşamlarını işlemeye başlamıştır. Küçük insanların toplumsal konumlarının eleştirisinin belirli bir olgunluğa ulaşması Suçlu Kim sorusunu ortaya çıkarmıştır. Bir yandan soyluluk ve serflik düzeni eleştiri tezgâhındaki yerini korurken, öte yandan Rus edebiyatında çileci bir teslimiyetten eyleme geçen nihilist, sosyalist kahraman örnekleri doğmaktadır (örn. Nasıl Yapmalı, Ham Toprak).

19. yüzyıl Rus edebiyatında devrimci-demokrat bir gelenekten söz edilecekse kuşkusuz bu geleneğin zirvesini Sovremennik ve Oteçestvennıye Zapiski gibi dergiler çevresinde toplanan ve sosyalist gerçekçiliğin temelini atan ekol temsil etmektedir. Sosyalist estetik, edebiyat eleştiri ve kuramı, materyalizm, sosyalizm gibi konularda dönemin temel metinlerini kaleme alan Belinski, Hertsen, Çernışevski, Dobrolubov, Nekrasov ve Pisarev gibi yazarların başını çektiği bu ekolün temel özelliği salt kalem oynatan kimseler olmayıp aynı zamanda ömürlerini çarlığın zindanlarında ve sürgünlerde geçirmiş tutarlı devrimciler olmalarıdır.

Her biri ayrı birer çalışmanın konusu olabilecek üretkenlik ve özgünlüğe sahip bu yazarların tamamına bu yazı bağlamda yer vermek mümkün olmasa da Belinski üzerinden dönemlerindeki etkilerini vurgulamak gereklidir. Gogol’ün Ölü Canlar adlı eserinin yayımlanan ilk cildinin serfliğe karşı keskin bir eleştiri olduğu bilinmektedir. Gogol bu eserinin ikinci cildi olarak kaleme aldığı metinde ise acılar içinde kıvranan serflerin kurtarıcısı olarak çarlık ve kiliseyi gösterince Belinski tarafından kendisine eşine az rastlanır içerikte bir mektup yazılarak protesto edilmiştir. Gelenek haline gelmiş olan Gogol’ün belirsiz bir sebeple nöbet geçirerek kitabın el yazmalarını yaktığı yönündeki görüşlere karşın bu olayın nedenini Belinski’nin mektubunda aramanın daha doğru bir yol olacağı düşünülebilir. Yine Dostoyevski’nin Sibirya sürgünü sonrasında çarlığın ve kilisenin muhafızına dönüşmesine rağmen Belinski’yi karşısına alamaması da, Belinski’nin dirisi kadar ölüsünün de nasıl devrimci bir rol oynadığının kanıtıdır.

1948. G. Belinski Çalışma Odasında, Gravür, O. Dimitriyeva 1948.

Gorki, Çehov gibi yazarlar seleflerinin aksine dinamik ve aydınlanmış bir avuç fedakâr insanın kahramanlığı yerine kitlelerin kahramanlığına sahne olan bir çağın öyküsünü anlatma şansına sahiptiler. Her ne kadar kendi halinde bir öykücü ve tiyatro yazarı olarak kabul edilse Çehov’un Vişne Bahçesi’nin sonunda duyduğumuz “Sadece uzaktan, bahçeden, ağaca inen baltanın sesi…” feodalizm için öten sur borusu değil midir? Ya da Martı oyununda duyduğumuz çekiç sesleri bize neyi haber verir? Çehov’un Gogol’le birlikte en iyi örneklerini verdiği Küçük Adam tipine ilişkin yaklaşımında da selefine nazaran daha eleştirel bir tutum içinde olduğunu görmekteyiz. Akaki Akakiyeviç’in onu hiçleştiren düzene karşı iman düzeyine varan bağlılığı ve hizmetkârlığına rağmen Gogol’un sunumu sebebiyle paltosunu yitirdiğinde en vicdansız okurda bile bir acıma duygusu uyandırmaktadır. Çehov öykülerinde ise küçük adamlar kurban olduğu kadar suçlu olarak da sunulurlar; şişman karşısında iki büklüm olan Zayıf, General’in ensesine hapşırdığı için kahrından ölen Mümeyyiz, okurda acımadan çok bir öfke ve tiksinti uyandırmaktadır.

Yine Gorki’nin öykü ve romanlarının yanı sıra Şahin Türkü’sü ve Fırtına Habercisi adlı eserlerinde ölüm kalım savaşına tutuşmuş devrimcilerin ve kaynamaya başlayan Rusya’nın kusursuz birer imgesini görmekteyiz. Kanlı Pazar olayında meydanların işçilerin kanlarıyla sulanmasının ardından yayımlanan Ana’da Gorki’nin dolambaçlı yolları bir yana bırakarak, sokaklarda işçilerin hep bir ağızdan okuduğu Varyavşanka Marşını okutmaktan, kızıl bayrağı dalgalandırmaktan ve Yaşasın RSDİP! sloganını atmaktan imtina etmediğini görürüz.

20.yüzyıla hızlı bir giriş yapan Rus toplumu Rus-Japon Savaşı ve 1905 Devrimi’yle birlikte büyük bir çalkantının içinde bulmuştur kendini. Bu siyasal ve toplumsal karmaşa ve dinamizm edebiyatın dilini de değiştirmiştir, tuğla kalınlığındaki romanlardan, kitleler arasında bir çığlığa dönüşen şiire, peygamber ve ütopist romancılardan, eylemci, militan şairlere geçmiştir bayrak. Bu dönem şiirdeki bu güçlü gelişime uygun olarak Rus edebiyatının gümüş çağı olarak adlandırılmıştır. Öyle ki yaklaşık on beş yıllık bir zaman diliminde sembolizm, akmeizm ve fütürizm gibi üç akım ve bir asırda dahi bir araya getirilmesi güç olan A. Blok, A. Mayakovski, B. Pasternak, A. Ahmatova, S. Yesenin, S. Parnok, A. Fet gibi birçok farklı şair çıkmıştır ortaya.

Bu şairler kuşağı, özellikle Mayakovski ve Fütüristler, zamanın dinamizmine uymayan ne varsa acımasızca bir kenara iterek yeni yaşamın inşasına koşmuşlardır. Nihayet Şubat Devrimi’yle birlikte çarlığın sonu geldiğinde ve sokakları zapt eden işçiler yaşamın her alanında olduğu gibi edebiyat alanında da öne atılarak ve etkinliklerini arttırmış, bir süredir sesi işitilen çekiçlerini çıkarmışlardır tulumlarından. İşçi sınıfı ve sanatçıları nihayet on yıllardır süren tartışmalara yanıt vermiş ve Ekim Devrimi’yle birlikte nihayet gerçek gün gelmiştir.

PROLETKÜLT

Ekim Devrimi’nin yarattığı atmosfer neredeyse bütün sanat akımlarından ve dallarından sanatçıları etkisi altına almış, devrim lehine yoğun bir üretim süreci başlamıştır. Fakat gerek kuramcıların parti kadrolarından gelmesi, gerekse de dönemin ruhuna ve devrimin ihtiyaçlarına uygun olarak, geniş kitlelerin eğitilmesi ve aydınlatılmasına hizmet etme düsturuyla öne çıkan Proletkült Hareketi bu karakteri sebebiyle diğer grup ve akımlara nazaran bir adım öne çıkmıştır.

Proletkült Hareketi; 1917 yılında Şubat Devrimi’nin ardından kurulmuş olan Proleter Kültür ve Aydınlanma Örgütleri’nin (Пролетарские культурно-просветительные организации) kısaltmasıdır. İlk konferansını 16-19 Ekim 1917 tarihleri arasında Petrograd’da gerçekleştiren Proletkült hareketinin amacı kurulmakta olan yeni toplumun ihtiyaç duyduğu devrimci ve proleter tarzda bir kültür ve sanat atılımı gerçekleştirmekti. Söz konusu konferanstan iki gün sonra Lenin tarafından imzalanan kararnameyle proletaryanın eğitim ve kültür örgütlerinin tam özerkliğe sahip olması onaylanmıştır. Hareketin kurucuları ve teorisyenleri arasında RSDİP’in kurucularından Aleksandr Bogdanov’un yanı sıra A. V. Lunaçarski, İ. F. Kalinin, V. Plentev, N. Lukin ve V. İgnatov, P. Bessalko, Gerasimov, gibi eğitim ve kültürel faaliyetlerle ilgili Bolşevik kadrolar ve sanatçılar bulunmaktaydı.

Temmuz 1918’de yayın hayatına başlayan iki haftada bir yayınlanan Proleter Kültür dergisinin ilk sayısı.

Proletkült’ün tarihsel gelişim sürecini üç ana evrede ele almak mümkündür: 1908-1917, 1918-1920, 1921-1932. 1908-1917 arasındaki süreç, Proletkült fikrinin doğuşu ve güç toplama süreci olarak şekillenmektedir. Bu dönemde Bogdanov, Proleter Kültür üzerine kuramsal çalışmalarına yoğunlaşırken. Lunaçarski ise bir yandan Avrupalı edebiyatçıların eserlerini analiz edip Proleter Kültür eğilimlerini açığa çıkarmaya çalışırken öte yandan Paris’teki işçi kulüplerinin faaliyetlerini yakından izleyerek konuya dair pratik birikimini olgunlaştırmıştır. Aynı dönemde dikkat çeken diğer çalışmalar ise M. N. Pokrovski’nin tarih yazımında hanedan ailesinin tarih anlatısına alternatif bir tarih söylemi oluşturması ve M. Gorki’nin işçiler arasında yeni yazarlar arama ve var olanları bir araya getirme çalışmalarıdır.

Bu dönemde ayrıca, M. Gorki ve Lunaçarski yönetiminde, ilki 1909’da Capri Adası’nda, ikincisi ise kısa süre sonra Bologna’da kurulan Sosyal Demokrat okullarının kuruluşu öne çıkmaktadır. Bu okullarda ajitasyon-propaganda ve sosyalist hareketin tarihine dair verilen derslerin yanı sıra, işçilerin sanatsal potansiyellerini geliştirmelerine yönelik çalışmalar da yapılmaktadır. 1905 Devrimi sonrasında parti faaliyetlerine yeniden canlılık kazanması için Capri Adası’ndaki aydınları da ziyaret eden Lenin’le yaşanan tartışmalarda Bogdanov, Lenin’in siyasal faaliyetlerin yoğunlaştırması önerisine karşılık kültürel ve bilimsel çalışmaları siyasal eylemin önüne koyarak ayrı bir tutum alır. Bu dönemde yaşanan ayrışma Ekim Devrimi sonrasında da çeşitli biçimlerde yeniden ortaya çıkmış ve Proletkült hareketinin ortadan kaldırılmasına yol açan nedenlerden biri olmuştur.

Proleterkült hareketinin kurumsallaşması ve en üretken olduğu dönem ikinci evre olarak nitelendirdiğimiz 1918-1920 arasında olmuştur. Proletkült’ün ilk Tüm-Rusya Konferansı 15-20 Eylül 1918’de Moskova’da düzenlendi. Bu konferansta, hareketin resmilik kazanmasının yanı sıra Ekim Devrimi’nin kültürel devrim programının temelleri de atılmıştır. Bu program öncelikle edebiyat, yayıncılık, bilim, sanat ve gençlik hareketinin organizasyonu gibi alanları içermektedir. Söz konusu konferansta tüzüğü belirlenen örgütün Merkez Komitesi ve Tüm-Rusya Konseyi’de belirlenmiştir. Bu bağlamda hareketin yönetim kademesine P. Lebedev, F. Kalinin, A. Maşirov, V. P. Faydış, V. İgnatov, A. Bogdanov gibi isimler seçilmiştir.

15 Eylül 1920 Proletkült Tüm-Rusya Konferansı. Pankart: Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşin! Yaşasın Uluslararası Proletkült!

Bogdanov, Proletkült hareketinin temel hedeflerini şu ifadelerle tanımlamaktadır: “Yeni kültürümüzün ana görevlerinden biri, bugüne kadar emek ve bilim arasında koparılmış olan bağlantının yeniden kurulmasıdır. Emek ve bilim, her ikisi de birbiriyle tutarlı bir şekilde yürütülmelidir. Böylece bilim proletaryanın hizmetine girecektir. “(1990, s. 119)

Belaya ise Proletkült’e dair şunları yazmaktadır:

Bu hareket Ekim Devrimi’nden kısa bir süre önce kurulmuş ve Ekim Devrimi’nden sonra faaliyetleri hızla yaygınlık kazanmıştır. Proletkült, emekçi kitlelerin yaratıcı öz-faaliyetlerini geliştirerek yeni, proleter bir kültür oluşturma görevini üstlenmiştir. 1920’ye gelindiğinde, 400 binden fazla üyeye sahip duruma gelmiştir; üyelerinden binlercesi, edebiyat çevrelerine, sanat stüdyolarına ve çalışma kulüplerine aktif olarak katılmıştır. Bünyesinde 15 dergi yayınlayan Proletkült’ün teorik gövdesini de kendi adını taşıyan bir dergi oluşturmaktaydı.  (2001, s. 21)

Ağustos 1920’de Komitern’in ikinci kongresinde “Bütün ülkelerden İşçi Kardeşlerimize” başlığıyla bir bildiri yayımlanarak Proletkült Uluslararası Bürosu kuruldu. Büro önüne görev olarak Proleter Kültür ilkelerinin yaygınlaştırılması, bütün ülkelerde Proletkült örgütlerinin kurulması ve Dünya Proletkült Kongresi’nin hazırlanması gibi hedefleri koydu.

Her ne kadar Proletkült’ün kuramcısı Bogdanov olsa da, bu hareketin teorik alt yapısı esas olarak Marksist kültür anlayışına dayanmaktadır. Bu anlayışa göre kültür bir üst yapı kurumudur, ekonomik ve siyasal gücü elinde bulunduran sınıf kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirecektir. Bu bakış açısından hareketle dönem itibariyle bu güç proletaryanın elinde bulunduğundan kültürü kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirilmelidir.

Yine Proletkult hareketinin teorisyenlerinden biri olan Aleksey Gastev’in kaleme aldığı ve Proleter Kültür dergisinin 9-10. sayılarında yer alan manifestoda  Proletkült hareketini ortaya çıkaran nedenler şu şekilde açıklanmaktadır:

Yeni sanayi proletaryası ve onun psikolojisi ve kültürü için karakteristik olan her şeyden önce sanayinin kendisidir. Yapılar, borular, sütunlar, köprüler, vinçler, yeni bina ve tesislerin karmaşık yapısı ve yıkıcı, amansız bir dinamizm, proletaryanın günlük bilincine sızan şeyler işte bunlardır. Modern sanayinin yaşamının her yanında örgütlülük ve katı bir düzen içinde inşa edilmiş bir hareket ve yıkıcı bir güç yayılmaktadır. Proletaryanın psikolojisinin temeli ve onu çevreleyen faktörler, muazzam bir ritimle kaynaşmış olan; yıkıcı güç ve dinamizmdir. (2001, s. 329)

Proletkült hareketinin kuruluşunda Ekim Devrimi’nin ihtiyaç duyduğu kültürel ve sanatsal çalışmaların kuramsal çerçevesini oluşturmak ve pratik örgütlenmesini gerçekleştirmek amacı olsa da hareket içerisinde baş gösteren ayrılıklar bu misyonunu gerçekleştirmesini sekteye uğratmıştır. Söz konusu ayrışmada üç temel eğilimin ortaya çıktığı görülmektedir. Birinci grup, başını Bogdanov’un çektiği sol Bolşevikler olarak da bilinen ve hareketi partiye karşı bir muhalefet platformu gibi kullanan çevredir. İkinci grup, geçmiş kültürel ve sanatsal birikimini reddederek saf bir proleter kültür anlayışını öne çıkaran ve ilerleyen dönemde hareketten ayrılarak kendi gruplarını kuran Gerasimov gibi yazarlardır. Üçüncü grup ise kuruluş programına hizmet etmesi amacıyla hareketin kendi içerisinde ortaya çıkan gruplaşmaları gidermek ve Proletkült örgütüyle parti arasında yaşanan gerilimi ortadan kaldırmak için çaba sarf eden Lunaçarski çevresinde kümelenmiş aydınlardan oluşmaktadır.

Proletkült içerisinde yaşanan kriz kısa süre sonra hareketin içinden bazı grupların ayrılmasıyla sonuçlanmıştır. Bu bağlamda Ekim ve Demirhane adında iki grup Proletkült’ten ayrılarak kendi bağımsız faaliyetlerini sürdürme kararı aldılar. 1920’de Moskova kökenli şairler V. D. Aleksandrovski, M. P. Gerasimov, V. V. Kazin, S. A. Obradoviç ve bazı diğer yazarları kurduğu Demirhane adlı grup esas olarak Proletkult içerisindeki “saf proleter kültür” savunucularından oluşmaktaydı. Gerasimov gibi 1900’lü yılların başından itibaren parti üyesi olan kimi şairler, NEP döneminde partiden uzaklaşarak sert bir muhalefet yapmışlardır.

Proletkült hareketinin üçüncü evresini ise kriz ve dağılma süreci olarak değerlendirmek mümkündür. Kimi üyelerinin farklı gruplar altında ayrılması, kimilerinin ise sendikalar ve Halk Komiserliği bünyesinde çalışmasıyla birlikte Proletkült hareketi 20’li yılların ortalarında büyük oranda güç kaybetmişti. 1927 yılına gelindiğinde Sovyetler Birliği’nde, Moskova, Leningrad, Saratov gibi kentlerde, toplamda 856 kişiden oluşan altı Proletkült topluluğu kalmıştı. Bu grupların faaliyetleri ise esas olarak tiyatro ile sınırlıydı. Proletkült’ün son kalıntıları ise 23 Nisan 1932’de  tamamen ortadan kalktı. Bu aşamadan sonra yazarlar, besteciler, sinematograflar vb. için daha spesifik birlikler kurulmaya başlandı.

Nezlobin Tiyatro Binası için Pano Taslağı. A.V. Kuprin

Proletkült Tiyatrosu: A.N. Ostorovski’nin yazıp, Sergey Eyzenşteyn’ın yötettiği “Bu Hesapta Yoktu” oyunundan bir sahne. Sahnedeki Yazı: Din Halkın Afyonudur.

Başını Mihail Gerasimov ve Sergey Obradoviç gibi şairlerin çektiği Demirhane (Kuznitsa) adlı grubun 1920-1922 arasında toplamda 9 sayı çıkan  dergilerinden bir kapak resmi.

KAYNAKÇA

Belinski, Vissarion Grigoryeviç (2004). Gogol’e Mektup, Çev. Mazlum Beyhan, İstanbul: Evrensel Basım Yayın.

Belaya Galina Andreyevna, Literaturnıy protsess 1917-1932 gg. v SB.: Opıt Neosoznannogo Porajeniya: Modeli Revolyutsionnoy Kulturı 20-x Godov/2001

Bogdanov Аleksandr Aleksandroviç, (1990), Voprosı Sotsializma, Bibilioteka Sotsialistiçeskoy Mısli, Moskva: Polizdat. (İlk yayım yeri:  Metodı Truda i Metodı Nauki, Jurnal “Proletarskaya Kultura”, 1918, No.4. )

Dobrolyubov, Nikolay Aleksandroviç (2011). Oblomovluk Nedir, Çev. Mazlum Beyhan, İstanbul: Evrensel Basım Yayın.

Çehov, Anton (2017). Vişne Bahçesi, Çev. Ataol Behramoğlu, 2. Basım, İstanbul: İş Bankası Kültür.

Çehov, Anton (2019). Martı, Çev. Ataol Behramoğlu,10. Basım, İstanbul: İş bankası Kültür.

Dostoyevski, Fyodor Mihayloviç (2017). Karamazov Kardeşler, Çev. Nihal Yalaza Taluy, XV. Basım, İstanbul.

Gastev, Aleksey Kapitanoviç (2001). Konturı proletarskoy Kulturı, Literaturnıye Manifestı. Ot Simbolizma Do “ Oktabra”. Moskva: Agraf.

Lapina İrina Aleksandrovna (2011). Proletkult i Proyekt “Sotsializatsii Nauki”/ Obşestvo. Sreda. Razvitiye (Terra Humano).

Parer, M. Özlem (2015). 19. Yüzyıl Rus Edebiyat Eleştirisi, Ankara: Gazi Kitabevi.

https://biograf.academic.ru/dic.nsf/ruwiki/207723

http://www.etheroneph.com/gnosis/234-manifesty-proletkulta.html

http://kolajart.com/wp/2014/04/04/1369/

https://www.litdic.ru/proletkult/

http://lunacharsky.newgod.su/series/о-пролеткульте/