Rusçadan çeviren: Alp Altınörs

 

Çevirmenin Önsözü

Vyaçeslav Mihayloviç Molotov’u SSCB’de sosyalist inşa döneminin Başbakanı ve Antifaşist Savaş döneminin Dışişleri Bakanı olarak tanıyoruz. Stalin’in ölümünün ardından 1956 sonrasında Hruşçov grubu tarafından etkisizleştirildiğini ve partiden atıldığını biliyoruz. Molotov’un 1960’lı ve ‘70’li yıllarda SSCB’de yaşanan süreci eleştirdiği bu notları ise yeni (2016 yılında) günyüzüne çıktı. Yazıldığı dönemde dikkate alınmamış ve “antiparti gruplar” arşivinin tozlu raflarına kaldırılmıştı. 1956 sonrasında aktif siyasal hayattan çekilse de, 1986daki ölümüne değin aklı ve yüreği hep sosyalizmle atan Molotov’un notlarını çevirerek sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Ana başlığı Molotov’un notlarında geçen bir ifadesinden hareketle biz koyduk, Molotov’un kendi özgün başlığı aşağıda da görülebileceği üzere, “Sosyalizmin İnşası Sorunu Üzerine”dir. Bu notlar, kanımca, Molotov’un Hruşçov-Brejnev revizyonizmini analizinin ve ona karşı mücadelesinin güçlü ve zayıf, sağlam ve çürük yanlarıyla bir fotoğrafını vermektedir. Çeviri redaksiyonunu gerçekleştiren Candan Badem’e bu vesile ile teşekkür ederim. 

 

Notları basıma hazırlayan N. A. Lısenkov’un yazdığı giriş:

Vyaçeslav Mihayloviç Molotov (Skryabin) (1890-1986) uzun bir hayat yaşadı ve her ne kadar bu şahsiyet günümüzde biraz unutulmuş ve İ. V. Stalin figürü tarafından toplumun bilincinden uzaklaştırılmış olsa da, kendi döneminde Sovyet tarihinde önemli bir rol oynamıştır. Üstlendiği pek çok parti ve devlet görevindeki faaliyeti, kuşkusuz, 1920-1950 yıllarını inceleyen tarihçilerin her zaman ilgisini çekecektir.  

Bizim bu yayınımız ise Molotov’un yaşamının başka, az bilinen bir dönemiyle, onun bütün görevlerinden uzaklaştırıldığı, hatta partiden de atıldığı, gerçekte toplumdan tecrit edildiği dönemle ilgilidir (SBKP’ye 1984 yılında yeniden alındı). 1960-1980 döneminde sadece Stalin döneminin tarihiyle ilgilenen ve şu veya bu ölçüde onun görüş açısını paylaşan küçük bir grup insanla iletişim halindeydi. Bunlar arasında, özellikle, daha sonra bu konuda bir kitap yazan, şair Feliks Çuyev yer almaktaydı1. Tarihsel bir kaynak olmak bakımından taşıdığı şüphelere rağmen, bu kitap bize çok değerli bilgiler sunmaktadır. Çuyev’in kitabının (kaynak olarak) temel eksikliği, Molotov tarafından yapılan açıklamaların teyit edilememesidir, çünkü Çuyev, bütün bu zamanı kapsadığını belirttiği “Molotov günlüğünü” yayımlamamıştır (Çuyev aynı zamanda Molotov’un ses kaydını da almıştır). Bu günlüğün yayımlanması ve ses kayıtlarının deşifresi, bilim için büyük önemde olabilirdi, ama görünen o ki, Çuyev’in 1999 yılında ölümü ile birlikte, artık bununla uğraşacak kimse kalmadı.

Çuyev’in kitabındaki diğer konular arasında, Molotov’un sosyalizm üzerine, bu soruna dair görüş açısını ortaya koyan teorik bir çalışma yaptığına dair bir değini var2. Bu bilgi teyit edilebilir, zira, RGASPİ’de (Rusya Sosyo-Politik Tarih Devlet Arşivi) Molotov fonunda (f. 82) onun emeklilik döneminde yazdığı el yazmaları korunmuş durumda. Bunların arasında, SSCB’de sosyalizmin inşasına dair çeşitli notlar bulunmaktadır. Sosyalizm konusu üzerine o 1970’li yılların başında çalışmaya başlamış ve Çuyev’in anlatımına göre, bu çalışması ömrünün son günlerine değin sürmüştür3. Molotov’un bu soruna hasrettiği büyük dikkat, rastlantısal değildi, sosyalizmin inşasına dair sorun Sovyet tarihi bakımından anahtar önemdeydi, Molotov bizzat bu sorunla dolaysız bir ilişki içindeydi. Onun için, bu metnin yazımı hem kendi siyasi ve devletsel faaliyetlerinden dersler çıkarmak, hem de ülkenin yeni nesil yöneticilerine öğütler vermek bakımından bir fırsattı.

Molotov’un bütün notları SBKP’nin olağan kongrelerine hitaben yazılmıştı (çünkü parti tüzüğüne göre kongre, en önemli sorunları çözüme bağlamaya yetkili en üst parti otoritesi ve özellikle parti programı sorunlarının çözüleceği merciydi.)

Molotov’un sosyalizm üzerine notları nasıl bir anlama sahiptir? Lenin iktidara geldiği zaman, onun sosyalist toplumu inşa etmek için bir planı vardı ve bu planı Devlet ve Devrim adlı kitabında açıklamıştı. Bolşevik liderin ölümünden sonra, bu planı gerçekleştirmek onun çalışma arkadaşlarına düştü, ancak her biri, bu planı kendince anlamıştı. Lenin’in görüşlerinin “Marksizm-Leninizm” olarak anılan Stalince yorumu, Lenin’in görüşleriyle bütünüyle örtüşmese bile, sonrasında uzun süre Bolşevik Parti’nin resmi ideolojisi olarak kaldı.  Stalin’in Lenin’den hangi noktada ayrıldığı ayrı bir sorundur, ancak, birkaç nokta, aşağıda yayımladığımız metinde görülebilir. (Molotov’un Devlet ve Devrim’den yaptığı temel alıntılarda sosyalizmin inşasına tam olarak nasıl vurgu yaptığında, hangi noktaları atladığında, hangi noktalara dikkat kesildiğinde4).

Molotov’un, Lenin ve Stalin’in bir çalışma arkadaşı olarak, Sovyet tarihini bütün genişliği boyunca görmek gibi benzersiz bir imkânı olmuştu. Dolayısıyla, onun, Lenin’in planının nasıl gerçekleştirildiği üzerine görüş açısı (bu plana dair kendi kavrayışı içerisinde) ve nelerin henüz başarılamadığına dair 1980’lerin başında, “perestroyka”nın arefesinde kaleme aldığı yaklaşımları, bize göre, dikkate değerdir.

Molotov’un önermelerinin özü şöyle ifade edilebilir; SSCB’de sosyalizmin inşası, devrimden 60 küsür yıl sonra, halen sürmektedir, komünizmden bahsetmek için erkendir ve parti dikkatini sosyalist inşanın tamamlanmasına yoğunlaştırmalıdır. Burada o, partinin 1960-1970’li yıllardaki resmi bakış açısından ayrılmaktaydı. Çünkü o dönemde Sovyet halkının sosyalizmi inşa ettiği ve artık komünizmi inşa etmekte olduğu ilan edilmişti (1961 yılında gerçekleştirilen SBKP 22. Kongresi’nde kabul edilen partinin üçüncü programında da böyle yazılmıştı.) Ancak onun pozisyonu, Yuriy Andropov’un 1982 yılında SBKP Genel Sekreteri seçilmesiyle ilan edilen yeni politikayla uyumluydu. Bu çizginin fikirleri, “Karl Marx’ın öğretisi ve SSCB’de sosyalist inşanın kimi sorunları” başlıklı bir teorik makalede ortaya konulmuştu. Özellikle, bu makalede “sosyalizmin gelişiminin tamamlanması”ndan ve “gelişmiş sosyalist toplumun (komünizmin değil – Lısenkov) çerçevesi içerisinde sınıfsız toplum yapısının oluşturulması”ndan bahsediliyordu5. Bu fikirler Molotov’a yakındı. Dolayısıyla, onun Andropov hakkındaki değerlendirmelerinin olumlu olması da şaşırtıcı değildi6 .

“Karl Marks’ın Öğretisi…”nin yazarlarından V. A. Peçenev, kitabında, yukarıda söylenen fikirlerle yeni politika arasında paralellikler kuruyordu. Bu politika, Gobaçov’un iktidara gelmesinden önce ortaya konmuştu7. Makalenin fikirlerini Molotov da paylaşıyordu. Peçenev’in “perestroyka”nın bir öncüsü olup olmadığı, açıklamalarının bütün çelişkileriyle birlikte, yanıtı oldukça merak edilen bir sorudur. Birincisi, Molotov ve Peçenev aynı doğrultuda düşünüyorlardı, sosyalizm idealini “reel sosyalizm” ile kıyaslıyorlar ve buradan, sosyalist inşanın henüz tamamlanmadığı sonucuna ulaşıyorlardı8. İkinci olarak, SBKP’nin yeni programı üzerine çalışan redaksiyon ekibinden en azından bir kişi (bu program değişikliği 1981 yılında yapılan 26. Parti Kongresi’nde alınan karar doğrultusunda hazırlanmış ve yukarıda anılan fikirleri yansıtmaktaydı) Molotov’un fikirleriyle birinci elden tanışıktı:  Molotov 1977 yılında Kommunist dergisi editörlerinden R. İ. Kosolapov ile buluşarak onunla “gelişkin sosyalizm” kavramını tartışmıştı9. Molotov’un gelecekteki “perestroyka” ideologlarıyla ayrıştığı nokta, sosyalizmin hangi yönde geliştirileceği üzerineydi. Molotov’a göre “sosyalizm sınıfların kaldırılmasıdır”. Gorbaçov ve ekibi bambaşka bir yol seçtiler.

Bu basımı hazırlarken önümüze çıkan temel zorluk, Molotov’un birçok notlarının bulunmasıydı, ki bu notların da çeşitli versiyonları ve edisyonları bulunmaktaydı. Bu notlar sosyalizmin tamamlanması genel teması etrafında birleşiyorlardı. RGASPİ’nin Molotov fonunda, onun 1970’lerde yazılmış “Yeni Görevler Karşısında (sosyalizmin inşasının tamamlanması üzerine)” başlıklı notlarının taslakları bulunmaktaydı. Bu notların temize çekilmiş hali, Molotov tarafından, o dönemin SBKP Merkez Komitesi’ne sunulmuştur ve günümüzde erişilebilir değildir10. Molotov’un sosyalizm üzerine bütün notlarının yayımlanması (bütün redaksiyonlar ve versiyonlarıyla), kuşkusuz bilimsel ilgi uyandıracaktır, ancak bu basımın, onun çeşitli alanlarda yazdığı notların bir derlemesi şeklinde yapılması daha yararlı olacaktır (bunlardan birisi hali hazırda basılmıştır11).

Burada Molotov’un “Sosyalizmin inşası sorunu üzerine” başlıklı, 1981 tarihli notları yayımlanıyor. Yukarıda bahsedilen “Yeni Görevler Karşısında” notuyla birlikte birkaç genel fikirde birleşmektedirler: SSCB’de sosyalizmin inşasının tamamlanması teması ve sosyalizmin sınıfsız bir toplum olarak kavranması. Daha önceki notta daha geniş konular ele alınmıştır, bunlar ikinci notta yer almamaktadır. Aynı zamanda, ikinci not, ilkinde yer almayan kimi konuları ele almaktadır, ki bunların en önemlileri Polonya’daki olaylar ve SSCB’de komünizmin inşası sorunudur. İki not arasında metinsel çakışma yoktur. Açıkçası, bunlar iki ayrı belgedir, aynı belgenin iki ayrı redaksiyonu değil.

Molotov’un burada yayımlanan notu, onun kendi fonunda değil, L. M. Kaganoviç’in fonunda, henüz ayrıştırılmamış kişisel arşivinin arasında yer almaktadır. Bu kişisel arşiv, kızı M. L. Kaganoviç tarafından, babasının ölümünün ardından, korunması için RGASPİ’ye devredilmiştir. Bunlar arasında Molotov’un notlarından ve belgelerinden seçmeler, SBKP 20. Kongresi’yle ilgili, kişilik kültü fikrini teşhir eden belgeler, L. M. Kaganoviç’in elyazısıyla  “M[olotov ” ifadesinin bulunduğu genel bir kapak altında birleştirilmiştir. Bunlar arasında, Molotov’un “Yeni Görevler Karşısında (sosyalizmin inşasının tamamlanması üzerine)” başlıklı notlarının 1976 yılında yazılmış geniş bir elyazması özeti12, Molotov’un 1961 tarihli “SBKP Program Önerisi üzerine kimi yorumlar” başlıklı notlarının bir elyazması kopyası13 ve kişilik kültü söylemini teşhir etmek için çeşitli materyaller yer almaktadır.

“Sosyalizmin inşası sorunu üzerine” başlıklı not, bağlı olmayan kağıtlara yazılmış bir daktilo metni olarak bulunmaktadır, V. M. Molotov tarafından L. M. Kaganoviç’e verilmiş veya gönderilmiştir14. Metnin üzerindeki, mavi tükenmez kalemle yapılmış harf düzeltmeleri, dizgiciye ait görünmektedir. Siyah tükenmez kalem ve kurşun kalem ile yapılmış çeşitli alt çizme ve üst çizmeler Kaganoviç’e ait görünmektedir – bunlar yayımlanmamıştır. Son sayfanın arkasında kırmızı tükenmez kalemle “XX”15 yazılıdır (Kaganoviç’in elyazısı). Yazarın altçizgileri korunmuş, önemsiz yazım veya noktalama işaretleri belirtilmemiştir.

Basımı hazırlayan tarih bilimi doktoru
N. A. Lısenkov.

 

SOSYALİZMİN İNŞASI SORUNU ÜZERİNE16

V. M. Molotov

21 Şubat 1981

Ekim Devrimi döneminden bu yana, sosyalist bir toplumu, özellikle de onun başlangıç aşamasını inşa etmek konusunda büyük bir deneyim biriktirildi. Ülkemizde sosyalizmin inşası daima Lenin’in partisinin yönetimi altında yürümüş, parti ise sosyalist inşayı bilimsel komünizmin kurucularının öğretileri doğrultusunda yönlendirmeye çalışmıştır. Diğer sosyalist ülkeler de, kural olarak, Marksizm-Leninizmin temel ilkelerini esas almaktadır. Pratikte farklı ülkelerin kendi özgünlükleri vardır ve bazen bilimsel komünizmin komünist partilerce kabul edilmiş ilkelerinden kimi sapmalara rastlanmaktadır. Kuşkusuz, halihazırda çok zengin deneyimler ortaya çıkartan sosyalist inşayı bütün özellikleriyle ve bütün yönleriyle incelemek büyük önem taşıyor. Marksist Leninist öğreti temeline dayandırılacak böyle bir inceleme ve ondan çıkartılacak sonuçlar, bu öğretinin daha ileri gelişimi için büyük öneme sahiptir, ayrıca sosyalist inşanın düzeyinin yükseltilmesine de büyük yardımı olacaktır.

1961 yılında SBKP’nin XXII. Kongresi’nde, N. Hruşçov’un önergesiyle, yeni parti programı kabul edildi. Programda sonraki 20 yılın genel siyasi rotası belirlendi – doğrudan komünizmin inşası rotası. Programda SSCB’nin daha ileri gelişimi bakımından, her biri kendine özgü görevlerle tanımlanan iki aşama saptanmaktaydı (her biri 10 yıllık) ve bu dönemin sonunda, 20 yıl içinde (1961-1981 yılları arasında) “SSCB’de komünist toplum esas olarak inşa edilmiş olacak17.

Biliniyor ki, hayat ve SSCB’nin bu yıllardaki sosyo-ekonomik ve politik gelişimi programın belirlediği rotaya uygun gitmedi. Ülkemiz bütün bu yıllarda genel Leninci doğru çizgide yürüdü ve sosyalist bir toplumu inşa etme görevlerini yerine getirmeyi sürdürdü. Bu inşa, Sovyet devletinin ilk kurulduğu dönemde ve bugün, Leninci sağlam temel ilkelere dayanır, ki bu ilkeler, en zor siyasi sınavlar altında bile yeni bir toplumsal sistem inşasının gerçek temel direği olmuşlardır. Bu, SSCB’de sosyalizmin güçlerinin düzenli büyümesinin ve uluslararası ilişkilerde giderek artan etkisinin sonucu olmuştur. Bu durum ise, çeşitli sosyalist ülkelerde yeni düzenin güçlenmesine katkı sağlamış ve savaş sonrası yıllarda bu ülkelerle Asya, Latin Amerika ve Afrika’daki halkların ulusal kurtuluş hareketleri arasında bir yakınlaşma sağlamıştır.

XXII. parti kongresinden bu yana üç kongre geçti – XXIII., XXIV., XXV. Kongreler. Bu kongreler, birçok önemli karar aldılar, ne var ki, programa hedef olarak komünizmin inşasını yazan kararı ele almadılar. Kanımca, SBKP XXVI. Kongresi bu şekilde yapamaz. Günümüz şartlarında, Kongre, bu denli büyük politik hesap hatalarını içeren bu program hakkında görüşünü belirtmeden edemez. Dahası, programda, daha önce partinin dikkatine sunulmamış olan başka yanlışlıklar da vardır.

Parti, komünizmin ilk aşamasının (sosyalizmin) inşasından komünizmin üst aşamasının inşasına doğru temelsiz bir geçiş yapmamakla doğru olanı yapmıştır. Ancak, programda belirlenen komünizmin hemen inşası politik rotasını pratikte reddetmekle parti SSCB’nin önünde duran yeni temel görevlerin neler olduğunu ortaya koymuş da olmadı. Parti, gerekli gördüğü yerlerde kısmi değişiklikler yaparak, program değişikliğinden önceki yirmi yıllık rotayı uygulamaya devam etti. Partinin politik çizgisiyle böylesi yetersizce tanımlanmış bir ilişki, sosyalizm davasına zarar vermeksizin uzun süre devam edemez.

Partinin politik rotasındaki bahse konu açıklık eksikliği, örneğin, şu konuda etkide bulunuyor: Basında sıkça SSCB’de “komünizmin kapsamlı inşasından” söz ediliyor, tıpkı programda dayanaksızca bahsedildiği gibi. Partinin politik çizgisinin formülasyonunda böylesi bir açıklık eksikliği, sosyalist toplumun inşasının yararına değildir. Çünkü aslında sosyalizmin kapsamlı inşası için kimi önemli görevlerin saptanmasıyla karşı karşıyadır. Ancak bundan sonra, ülke, tam anlamıyla, komünist toplumun inşasına yönelebilir ve o dönemde, tabii ki, komünizmin kapsamlı inşasının görevleri ortaya çıkacaktır.

İçinden geçtiğimiz dönemde SSCB’nin temel politik görevi (temel politik görevleri) nelerdir?

Daha ‘30’lu yılların ortalarında sosyalizm SSCB’de esasen zafere ulaştı. Bu zafer, köyler de dahil, bütün Sovyet ülkesinin yönünü sosyalizme çevirdi. O günden bu yana, Sovyet toplumu, tedricen, sosyalizmin kapsamlı inşası dönemine girdi. Şimdi, SSCB’nin her iki ayağıyla da gelişkin sosyalizm dönemine girdiğine inanmak için bir sebebimiz var. Kimi ileriye doğru kaçan değerlendirmeler, ülkemizde hali hazırda gelişkin sosyalist toplumun tam olarak inşa edildiğini öne sürüyorlar. Bunun için, Marksizm-Leninizme göre, olgun sosyalist toplumun bileşeni olan kimi önemli parçaların inşası henüz eksiktir. Bunun için, toplumu, geçiş döneminin kimi yetersizliklerinden kurtarmak gereklidir – hepsinden önce, toplumun sınıflara bölünmesine son vermek gerekir, ne var ki bu, geniş bir zaman ve bütün Sovyet halkıyla onun öncüsünün – işçi sınıfı, komünist parti – yeni, büyük ve çok yönlü çabalarını gerektirecektir.

SSCB’de gelişkin sosyalist toplumun inşasına ancak birkaç beş-yıllık planla geçilebileceğini ortaya koyduktan sonra, SSCB’nin sosyalizm davası için özellikle önemli bir döneme girdiğini kabul etmiş oluruz – sosyalizmin inşasının tamamlanması dönemi. Ve şimdi, komünizme derhal geçiş görevlerinin ortaya konulduğu program değişikliğinden iki onyıl sonra, partimiz henüz böyle bir görev önüne koyamamaktadır. Ama şimdi, Sovyet ülkesi sosyalist toplumun inşasını tamamlama büyük görevini ortaya koymak için bütün gerekli temellere sahiptir.

Eğer esas mesele üzerine konuşuyorsak, yani gelişmiş sosyalizm döneminde toplumun sosyo-ekonomik gelişiminden bahsediyorsak, açıkçası burada her şeyden önce şuna dikkat etmek gerekir: SSCB’deki gelişmiş sosyalist toplumda hali hazırda, henüz tam olmasa da, ekonomide üretim araçları üzerinde tüm halkın mülkiyeti egemen durumdadır. Bu durum, toplumsal gelişmenin bütün alanlarına olumlu etkilerini yansıtmadan edemez – kırda da, şehirde de. Ülkede tüm halkın mülkiyetinin egemen durumda olması, üretici güçlerin çok yönlü gelişimi ve halkın refahının yükseltilmesi için giderek daha da elverişli şartlar yaratmaktadır, Sovyet halkının sosyal ve politik-moral birliğinin büyüyen temelini geliştirmektedir. Bu da tüm dünyada emperyalizmin gerici güçleriyle, toplumsal ilerlemenin temel çıkarlarını ve halklar arasında barışı savunan sosyalizmin güçleri arasındaki kavganın geliştiği bir dönemde özellikle önemlidir. Bütün bunlar, toplumun ve ilerlemek için çabalayan her kişiliğin daha derin manevi sosyalist gelişiminin önkoşulunu oluşturmaktadır.

Sosyalizmin inşasının tamamlanması dönemi söz konusu olduğunda, bu dönem, ulusal ekonominin tamamen, bölünmemiş biçimde üretim araçlarında tüm halkın mülkiyeti temeline geçildiği, kolhoz mülkiyetinin planlı ve sistemli bir şekilde, partinin liderliği altında daha yüksek bir toplumsal düzeye yükseltildiği, tüm halkın mülkiyetine dönüştürüldüğü bir dönemdir.  

Her büyük toplumsal olay gibi, kooperatif-kolhoz mülkiyetinin tüm halkın mülkiyetine dönüştürülmesi de aceleye gelmez. Bunun için büyük bir politik ve çok yönlü ekonomik hazırlık yapılması gerekir. Ayrıca ciddi örgütsel kapasiteler ve kolhoz inşası pratiğindeki ve özellikle de ileri kolhozların değerli kadrolarını yaratmaktaki değerli olan her şeyi devlet ekonomisine taşıma ve kolhozların bu kazanımlarını yeni koşullarda, sovhozlarda  geliştirmeye yardım etme becerisine ihtiyaç olacaktır. Ancak bu işi ertelemek, şartlar olgunlaştığı halde bu görevin çözümünü geciktirmek, hiç de sosyalizmin çıkarına değildir.

Bu dönem boyunca esas olan, yeni toplumu inşa edenlerin saflarında odaklanmayı ve yüksek derecede örgütlülüğü sağlayarak, partinin ve SSCB’deki bütün ileri toplumsal güçlerin iç birliğini geliştirerek, bunların tedrici, acelesiz ama kararlı bir kavgayla, geçiş döneminden bakiye çok sayıda kalıntının – ki bunların en önemlisi toplumun sınıflara bölünmesidir – üstesinden gelmek için mücadeleye sevk edilmesidir.  

“Sınıf farklarının yok edilmesiyle birlikte” demişti Marx, ‘Gotha Programının Eleştirisi’nde, “ondan doğan bütün sosyal ve politik eşitsizlikler de sönüp gidecektir”. Şimdiki dönemde, partinin önüne dikilen, sosyalizmin büyük yeni görevlerinin hayata geçirilmesinde, en geniş kitlelerin katılımını sağlamak özel bir öneme sahiptir ve ayrıca, birçok yönden, toplumun ideolojik bakımdan hazırlanmış ileri güçlerinin aktif rolünün önemi de artmaktadır. Partimizin önünde, komünizmin inşasına geçişi de hazırlayabilecek tek yol olan, sosyalist toplumun inşasının tamamlanmasının nasıl başarılabileceğine dair soruların en kapsamlı biçimde ve açıkça yanıtlanması görevi bütün ağırlığıyla durmaktadır.

Marx ve Engels, sosyalizmin inşası döneminde, kooperatif çiftlik biçimlerinin köylerde yaygınca uygulanması gerektiğini düşünüyorlardı. Bu bağlamda onlar, kooperatif biçiminin köyde sosyalist inşanın hazırlanmasında ve uygulanmasında büyük bir rol oynayabileceğini, eski toplumdan yeni topluma, komünizme geçişte bir “bağlantı halkası” olabileceğini düşünüyorlardı. Lenin de aynı doğrultuda konuşmuştur. 1923 yılında yazdığı “Kooperatifçilik Üzerine” makalesinde Lenin, devlet iktidarının işçi sınıfına ait olduğu Sovyet hükümeti koşullarında, “hem üretim araçlarının hem de toprağın devlete ait olduğu işletmelerin, yani işletmenin bütününün devlete ait olduğu” işletmelerin tam anlamıyla sosyalist tipte işletmeler sayılabileceğini yazmıştı. Lenin, sosyalist inşanın ilk aşamasında kurulan kooperatif işletmeleri, gerçek anlamda sosyalist tipte işletmeler olarak saymıyordu. Ama o, Sovyet hükümeti düzeninde, köylerde kurulacak kooperatiflerin, “sosyalist toplumun inşası için gerekli ve yeterli olan her şeyi” sağlayacağını belirtmişti.

Programın ‘80’li yılların başlarına kadar komünist toplumu  inşa etme yanlışı, sosyalist toplum üzerine kimi yanlış (bilimsel olmayan) görüşlerin varlığını ortaya koydu. Programın yazarları, bu sorun üzerine V. İ. Lenin’in ve bilimsel komünizmin kurucularının eserlerinde bulunan önemli ilkesel konumlardan geri adım attılar, hatta bilimsel değer taşımayan kabulleriyle, bunların karşısında yer aldılar.  

Bu sorun karşısında, Lenin’in sosyalizmin özünü nasıl gördüğünü, sosyalist toplumun temel özellikleri hakkında ne dediğini anımsatmak gereklidir.

Lenin bu sorun üzerine görüşlerini en tam biçimde, Ekim Devrimi’nin arifesinde yazıldığı  bilinen Devlet ve Devrim adlı kitabında serimlemiştir.

Lenin, kitabın sonunda, bir yandan, “(sosyalizm şudur, komünizm budur) şeklindeki skolastik-kurgusal ‘derlenmiş’ tanımlara ve kelimeler üzerine kısır tartışmalara” kararlıca karşı çıkmıştır. Ama bunun yanı sıra Lenin, sosyalist toplum üzerine görüşünün özünü çöyle özetlemişti  (cilt 33, s. 101):

«Muhasebe ve denetim – bunlar, komünist toplumun ilk evresinin “uygulanması” için, doğru işlemesi için esastır. Her yurttaş burada, silahlanmış işçilerin oluşturduğu devletin birer görevlisine dönüşür. Her yurttaş, tüm halkı kapsayan tek bir devlet ‘sendikasının’ görevlisi ve işçisi haline gelir. Burada önemli olan, eşit biçimde çalışmaları ve doğru bir iş ölçütü koyarak,  karşılığını eşit biçimde almalarıdır. Bunun muhasebesi, denetimi, kapitalizm tarafından en uç noktaya kadar basitleştirilmiştir, gözlem ve kayıt tutma işlemlerini yapabilecek, aritmetik dört işlemi bilen, ilgili makbuzları tutabilecek herhangi bir okuryazar insanın gerçekleştirebileceği kadar, muazzam ölçüde kolaylaştırmıştır18.

Halkın çoğunluğu bağımsızca ve her yerde böyle bir denetimi hayata geçirdiğinde, (artık hizmetlilere dönüşmüş olan) kapitalistler ve entelektüel beyefendiler üzerinde ve hala korunan kapitalist alışkanlıklar üzerinde böyle bir denetim kurulduğunda, bu denetim gerçekten evrensel, toplumsal hale geldiğinde ve tüm halka yayıldığında, o zaman ondan kaçınmak imkansız hale gelecektir, ‘kaçacak hiçbir yer kalmayacaktır’.

Bütün toplum eşit emeğin sarf edildiği ve eşit ödemenin yapıldığı tek bir ofis ve tek bir fabrika haline gelecektir.

Ancak, kapitalistleri yenen ve sömürücüleri deviren proletaryanın bütün topluma yayacağı bir ‘fabrika’ disiplini, hiçbir biçimde, bizim idealimiz değildir, ne de nihai hedefimizdir, sadece toplumun kapitalist sömürünün zalimliklerinden ve iğrençliklerinden radikal biçimde temizlenmesi ve ileri doğru hareket edebilmek için gerekli bir ‘adımdır’.”

Burada, verili metnin bütün içeriği üzerinde durmak gerekmiyor. İçeriği oldukça devrimci ve bununla birlikte, derin biçimde bilimsel bir metindir.

Kanımca, “Devlet ve Devrim”den alınmış özel bir güç ve açıklığa sahip bu kısa parçada, sosyalist toplum (komünizmin ilk evresi) ve sosyalist devlet üzerine Marksist-Leninist bir anlayışa sahip olmak için gerekli temeller yoğunlaştırılmıştır.

Sosyalist toplumun yukarıda belirtilen karakteristiğini vererek Lenin iki nokta üzerinde yoğunlaşır: İlkin, toplumun kapitalist toplumdan temelden ayrılan yeni sosyo-ekonomik yapısına, ve ikinci olarak, demokrasinin sosyalist hükümet aldığı yeni karakterine. Bunlar sanki, sosyalist toplumun kuruluşu ancak devler yeni, sosyalist demokrasi koşullarında gelişirse mümkündür fikrini vurgular gibidir.

Sosyalist toplumun sosyo-ekonomik yapısı üzerine ve keza emeğin örgütlenişi ve sosyalizm döneminde ücretlendirilmesi üzerine Lenin şunları söyler:

Her yurttaş burada, silahlanmış işçilerin oluşturduğu devletin birer görevlisine dönüşür. Her yurttaş, tüm halkı kapsayan tek bir devlet ‘sendikasının’ görevlisi ve işçisi haline gelir. Burada önemli olan, eşit biçimde çalışmaları ve doğru bir iş ölçütü koyarak,  karşılığını eşit biçimde almalarıdır.”

Ama eğer, sosyalizm döneminde “her yurttaş, ‘silahlanmış işçilerin’ oluşturduğu devletin geçici birer görevlisine dönüşür” ise, eğer “Her yurttaş, tüm halkı kapsayan tek bir devlet ‘sendikasının’” (ekonomik örgütlenmenin) “görevlisi ve işçisi haline gelir” ise o zaman burada sadece sömürücü sınıflar ortadan kaldırılmamıştır, bizzat toplumun sınıflara bölünmesi de ortadan kaldırılmış demektir.

Ve sadece bu bağlamda, burada verilen, sosyalist toplumda yurttaşların hakları ve ödevleriyle ilgili Leninci vargı anlaşılır hale gelir:

“Burada önemli olan, eşit biçimde çalışmaları ve doğru bir iş ölçütü koyarak, karşılığını eşit biçimde almalarıdır.”

Lenin için, oluşmuş, olgun sosyalist toplum; sosyal-sınıfsal çelişkilerin artık var olmadığı, sınıfların olmadığı bir toplumdu. Buradan Lenin, sosyalist toplum üzerine temel çıkarımını yapar: “Sosyalizm, sınıfların ortadan kaldırılmasıdır”. Toplumun sınıflara bölünmesi sürdüğü müddetçe, eski, burjuva düzenin kalıntılarından tam olarak kurtulmuş sayılmaz.

En demokratik toplumda bile, eğer sınıflar varlığını sürdürüyorsa, zorunlu olarak, “birinin ulusal ekonomideki özgül konumunun farklılığından dolayı diğerinin emeğine el koyabildiği belli insan grupları” var olur. (Lenin)

Sınıfların ortadan kaldırılması görevinin sosyalist toplumda çözüme bağlanmasına büyük önem atfeden Lenin, sendikaların üçüncü Tüm-Rusya kongresinde (1920 yılında) şunu belirtmişti:

“Biz sınıf savaşımı yürütüyoruz ve amacımız sınıfları ortadan kaldırmaktır. Sınıflar, işçiler ve köylüler kaldıkça sosyalizm gerçekleştirilmemiş olarak kalacaktır”.

Bu Leninci vargı – “sınıfların ortadan kaldırılması” – yeni, sosyalist toplumun temel ekonomik çıkarları tarafından dayatılmaktadır. Bu sorunun çözümü sağlanmaksızın, sosyalist toplum düzeni tam olarak kurulmamış demektir. Sosyalist toplum inşası bakımından temel önemdeki bu sorun çözülmeden, yeni toplumsal düzenin üretici güçleri tam olarak geliştirebilmesi için, saflarında derin toplumsal ve manevi birliği kurabilmesi için, bütün geri kalmış çiftliklerin tasfiyesine imkan sağlayabilmesi için, onlara ileri tekniği ve ileri çiftliklerin işçi kadrolarını sağlayarak bunu başarabilmesi için her şey yapılmış sayılmaz. Bütün bunlar tam olarak ancak, “Her yurttaş, tüm halkı kapsayan tek bir devlet ‘sendikasının’ görevlisi ve işçisi haline geldiğinde” mümkün olabilir. İşte ancak bu nihai sosyal ve ekonomik birlik şartlarında gelişkin sosyalist toplum ortaya çıkar. Bu toplum üzerine “Devlet ve Devrim”de söylenen şeyi söyleyebiliriz: “Bütün toplum eşit emeğin sarf edildiği ve eşit ödemenin yapıldığı tek bir ofis ve tek bir fabrika haline gelecektir.”

«Devlet ve Devrim”de yeni toplumda “fabrika” disiplininin zorunluluğuna dair anımsatma bu bağlamda yapılır, bu disiplin işçilerin kendileri tarafından bilinçli biçimde uygulanır ve gerekli olduğu durumda devlet – “silahlı işçiler” – tarafından sağlanır. Ne var ki, diye ekler Lenin – bu hiçbir biçimde, bizim idealimiz değildir, ne de hedefimizdir, sadece toplumun kapitalist sömürünün zalimliklerinden ve iğrençliklerinden radikal biçimde temizlenmesi ve “daha ileri doğru hareket edebilmek için” gerekli bir “adımdır”.

Sosyalist toplumun kuruluşunda ekonomik düzene belirleyici önem atfeden Lenin şöyle diyor:

«Muhasebe ve denetim – bunlar, komünist toplumun ilk evresinin ‘yoluna koyulması’ için, doğru işlemesi için esastır

Emeğin ve üretilen ürünlerin hesaplanması, keza üretim ve dağıtım üzerinde denetim – ulusal ekonominin planlanmasının temelidir, ülke ekonomisinin toplumun tüm bireylerinin çıkarları doğrultusunda planlı gelişmesinin temelidir. Bu Marksizm-Leninizm tarafından geliştirilen sosyalizm öğretisinin ilkelerine ve sosyalist toplumun çıkarlarına denk düşer. Sosyalist planlamanın kapsamlı gereksinmelerini sağlayan, her yönlü ve ulusal ekonominin tümünü – hem sanayii hem de tarımı – eşit ölçüde kapsayan, doğru biçimde örgütlenmiş hesaplama ve denetim olmaksızın, sosyalist ekonomi var olamaz, büyüyemez ve güçlenemez. Sosyalist tarzda – yani tüm halkın (başlangıç aşamasında halkın çoğunluğunun) bütün işlere katılımıyla – örgütlenmiş hesaplama ve denetim olmaksızın, sosyalist toplumun inşası için zorunlu olan, sosyalizmin güçlerinde büyümeyi sağlamak imkânsızdır. Ancak bu hesaplama ve denetim işini gerçekleştirmek için tüm ulusal ekonominin, ülkedeki sosyalist ekonominin tek bir toplumsal sisteminin içine girmesi gereklidir. Bu ise, sadece sanayiinin değil, tarımın da temel olarak tüm halkın mülkiyeti içinde örgütlenmesini, keza sanayi ve tarım emekçileri arasındaki sosyal-sınıfsal ayrımların yok olmaya doğru gitmesini, sınıfların ortadan kalkmaya doğru gitmesini gerektirir.  

“Büyük Başlangıç”ta Lenin şunları ekliyor:

“Açıktır ki, sınıfların tamamen ortadan kaldırılması için sadece sömürücülerin, toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin devrilmesi, sadece onların mülkiyetinin lağvedilmesi yetmez, üretim alanındaki her türlü özel mülkiyeti de lağvetmek gereklidir. Kır ve kent arasındaki farkları da, kol ve kafa emekçileri arasındaki farkları da kaldırmak gerekir. Bu iş çok uzun sürelidir.”

Olgunlaşmış ekonomik gereksinimler, şimdi ülkemizin önüne sınıfların ortadan kaldırılması sorununu koymuştur. Ya ülke bu yoldan ileriye doğru, sosyalist toplumun olgunlaşmış görevleri doğrultusunda yürüyecek, yani sosyalizmin inşasını tamamlama doğrultusunda yürüyecek, ya da sosyalist toplumun güçlerinin büyümesi engellenecek, frenlenecektir.

Sosyalist toplumun kuruluş döneminde devletin politik özünün nasıl olduğuyla ilgili olarak Lenin çok kısa bir tanım vermişti: Bu devlet, devletin proleter-devrimci temelini tanımlayan “silahlanmış işçiler”den oluşur. Lenin’in sosyalist inşa dönemindeki devletin “silahlanmış işçiler” olduğu yönündeki açıklaması, Marx’ın şu açıklamasının özünü yeniden üretmektedir: Kapitalist toplumdan komünist topluma devrimci dönüşüm dönemi bir politik geçiş dönemine denk düşer ve “bu dönemin devleti proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamaz.”

Çok sayıda ve yeni gerçeklerin gösterdiği üzere, bugün de Marx’ın bu belirlemesini reddetmenin hiçbir temeli bulunmamaktadır.

Son aylarda Polonya’da yaşanan olaylar19 sadece Polonya işçi sınıfını ve yalnızca Polonya’yı ilgilendirmemektedir. Bu olaylar, şehir ve kır emekçilerinin sınıf düşmanının (toprak sahiplerinin, kapitalistlerin kalıntıları ve bunların yandaşları) uyumadığını göstermiştir. Sosyalizmi inşa edenler umursamazca kendini teskin etmemeli, emperyalizmin ve gericiliğin yeni ortaya çıkacak karşıdevrimci planlarını kararlıca ve örgütlü şekilde püskürtecek bir hazırlık içinde olmalıdırlar. Demokratik Polonya’nın bütün dürüst, ilerici yurttaşları, sosyalist inşaya karşı ve Varşova Paktı’na20 göre oluşmuş Avrupa sosyalist ülkelerinin savunma birliğine karşı yönelen her türlü saldırıyı ortadan kaldırmaktaki hazırlığını ortaya koymalıdır, savaş sonrası dönemde halkların elde ettiği devrimci kazanımlara göğsünü siper etmelidir. Her kim ki bugün Polonya’da, Polonya işçi sınıfı ve emekçi köylülüğünün gerçek özgürlüğünün ve refahının üzerinde salınan tehlikeleri görmüyor, Polonya sosyalist devletinin geleceğine ve ulusal bağımsızlığına yönelik devasa tehdidi anlamıyorsa, o, mutluluğu kopmazcasına Avrupa’da ve Polonya’da sosyalizm davasına bağlı olan kendi halkına 21 onur ve şerefle hizmet edemez.  

Her durumda, bütün bunlar, toplumsal ilerlemenin ve halkların ulusal kurtuluş hareketlerinin uzlaşmaz düşmanı olan uluslararası emperyalizm ve onun gerici güçleri var oldukça, özgürlük sever bir halk için zorunludur.

«Devlet ve Devrim»de devrimci işçi sınıfının, sosyalizm için, komünizm için mücadele yıllarında bulunan bir devletteki sosyalist demokrasiye bakış açısının temel ilkeleri geliştirilmiştir. Burada, burjuva tipte demokratizmden proleter, sosyalist demokratizme geçiş üzerine şunlar söylenmektedir:

«Demokrasi, eşitlik demektir. Proletaryanın eşitlik için mücadelesinin ve eşitlik sloganının ne büyük bir öneme sahip olduğu, eğer bu sınıfların ortadan kaldırılması düşüncesi çerçevesinde anlaşılırsa açık hale gelir. Fakat demokrasi sadece biçimsel eşitlik demektir. Ve toplumun bütün üyelerinin üretim araçlarına göre eşitliği, yani, emeğin eşitliği, ücretlerin eşitliği sağlandığı zaman, insanlığın önüne hemen, gerçek eşitlik sorunu dikilecektir, yani, herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre kuralının hayata geçirilmesi.»

V. İ. Lenin’in şu sözlerini de anımsamanın yeridir:

«Marx tam da komün örneğine dayanarak bize, sosyalizmde, memurların seçimle işbaşına gelmelerinin yanı sıra, herhangi bir zamanda geri çağrılabildikleri, ayrıca maaşlarının ortalama işçinin düzeyine indirildiği, hakeza parlamenter organların yerine ‘icrai organların, yani yasaları çıkaran ve onları hayata geçiren organların’ geçirildiği ölçüde resmi görevlilerin ‘bürokratlar’, ‘memurlar’ olmaktan çıkacaklarını göstermişti.»

Lenin, aynı zamanda, daha kapitalizm altında, bu yeni demokratizme geçişin ekonomik, kültürel, örgütsel önkoşullarının oluşturulduğunu, bunun, “kapitalistleri ve memurları devirmek ve üretim ve dağıtım üzerinde denetim kurmak, emeğin ve ürünlerin hesaplanması için onların yerine silahlanmış işçileri, tünüyle silanlanmış halkı geçirmek için o yönde ilerlemeyi” mümkün kıldığını belirtmişti. Ancak “(denetim ve muhasebe sorununu, mühendisler, agronomlar vb. bilimsel ve eğitsel personel ile karıştırmamak gerekir: bu beyefendiler bugün kapitalistlere itaat ederek çalışmaktadırlar, yarın ise silahlanmış işçilere uyarak çok daha iyi çalışacaklardır.)”

Lenin’in sosyalist toplumda demokrasi üzerine bu ve başkaca çok değerli belirlemeleri bilimsel kurumlarımızda ve basınımızda daha ileri somut incelemenin konusu olmayı bekliyor. Şimdi bunun için sosyalizm ülkelerinde ve halk demokrasisi devletlerinde geniş ama birçok durumda tamamlanmamış malzeme mevcuttur. Bu malzeme, uygun eleştirel bilimsel incelemeyi ve keza teorik ve pratik bakımdan geliştirmeyi gereksiniyor.

1980’li yılların başına kadar komünist toplumu inşa etmekle ilgili hata, geniş ölçüde, programda mevcut olan sosyalist topluma dair çelişkili saptamalarla ilişkilidir.

Programda, bir yandan, şöyle denmektedir: «Sosyalizm, Sovyetler Birliği’nde, tamamen ve nihai olarak muzaffer olmuştur.» SSCB’de sosyalizm üzerine böylesine aceleci, basitleştirici bir görüş, verili koşullarda komünizmin inşasını öngören bir tür planı öne sürmenin gerekçesi oldu. Ancak, bu partide hemen haklı kuşkular doğurdu ve parti bütün bu yıllar boyunca bu  dayanaksız planı uygulamaya girişmedi.

Programda, öte yandan, “kolhoz sistemi sovyet sosyalist toplumunun ayrılmaz bir parçasıdır” diye yazılıdır. Bu saptama, ülkemizde sosyalist toplum kurulmuşken, onda sınıfların varlığını sürdürdüğü anlamına gelmektedir – işçi sınıfı ve kolhozcu köylülük. Bu saptama, Lenin’in bilimsel bakımdan temellendirilmiş “sosyalizm sınıfların ortadan kaldırılmasıdır” teziyle çelişmektedir. Partinin en önemli belgesine, Program’a, sosyalizm hakkında, sosyalist topluma Leninci bakışa uygun olmayan, bilimsel komünizmin ilkesel temellerine uygun olmayan bir tez ilk kez yazılmıştır. Komünist toplumun ‘80’li yılların başına kadar inşasına dair saptama pratik anlamını halihazırda tamamen kaybetmişse de, ikinci saptama üzerine bunlar söylenemez, zira böyle bir yaklaşım, sosyalizmde sınıfların korunduğu, sınıfların ancak komünizmde ortadan kalktığı anlamına gelir. Programın bu belirlemesi Marksist-Leninist öğretiyle çelişmektedir, partinin önceki tarihindeki bütün bakış açılarıyla çelişmektedir, bilimsel komünizmin temelleriyle çelişmektedir. Bu, Marksizm-Leninizmin devrimci temellerinden açıkça oportünist bir sapmadır.    

Programın 1961 yılında kabulünden bu yana, sosyalizm hakkında bu tür görüşler basınımızda oldukça yaygınlık kazanmıştır. İki örnek vereceğim.

1975 yılında «Sosyalizm üzerine Marksist-Leninist öğreti ve çağdaş dünya» başlıklı bir kitap çıktı (485 sayfa). İlk sayfasında, bu kitabın SBKP MK’sı Marksizm-Leninizm Enstitüsü ile bağlantılı olduğu belirtiliyor. Kitap, bir yazarlar kolektifi tarafından yazılmış (akademi üyesi P. N. Fedoseev yönetiminde22) ve Marksizm-Leninizmin sorunlarında yön gösterici olma iddiasında.

Kitap, sosyalist toplumun inşasının bütün sorunlarını çoğunlukla Programa dayanarak, ayrıntılı, ama her zaman ikna edici olmayan bir tarzda ele alıyor. Belirtmek gerekir ki, sosyalizm hakkında Marksist-Leninist öğretiyi açıklama hedefi güden bu kitap, birçok temel sorunda, Lenin’in görüşlerinden açıkça ayrılmakta, sosyalizm sorununda Marksizm-Leninizmle çelişen konumlar almaktadır.

Sosyalizmin inşası için gerekli (içsel) koşulların neler olduğu sorusu üzerine, «Sosyalizm ve modernlik üzerine Marksist-Leninist öğreti» kitabında, başlangıçta, sosyalizmin özünü tanımlayan sekiz özellik sıralanmaktadır. Bu özellikler arasında “üretim aletleri ve araçları üzerinde kamu mülkiyeti”nden bahsedilmektedir. Ancak Lenin’in (“Kooperatifçilik Üzerine” makalesindeki) “tam anlamıyla sosyalist tipte olan işletmeler” ve buna denk düşmeyenler arasında yaptığı ayrım yadsınmaktadır. Ancak Lenin’in bu açıklaması, sosyalist düzenin kuruluşu döneminde asla görmezden gelinemez. Yukarıda bahsedilen sekiz maddede “sömürücü sınıfların var olmamasından” bahsedilmekte, ama sosyalist toplumda sınıf farklarının ortadan kaldırılmasından bahsedilmemektedir. Burada, açıkça Lenin’in fikirlerine aykırı olan bir fikir ifade edilmektedir.

Birkaç sayfa sonra, kitapta yine beş madde sıralanarak, sosyalist toplumun nitelikleri ifade edilmektedir. Burada soluk bir biçimde, sınıflar arasındaki farkların ortadan kaldırılmasından söz edilmekte, bunun “ancak” sosyalist aşamanın gelişmesinin “bir sonucu” olarak meydana gelebileceği belirtilmektedir. Bu çelişkili açıklamalar konuya bir açıklık getirmiyor, ancak Fedoseev ve diğer yazarların sosyalizm hakkındaki fikirleri, kesinlikle, Lenin’in sosyalizme dair görüş açısıyla çelişiyor.

Kitabın yazarlarının Lenin’in sosyalizm döneminde sınıfların ortadan kaldırılmasına dair belirlemesiyle uyuşmazlıkları, bu sorunun ele alınışında teyit ediliyor. Lenin’in yukarıda anılan teziyle ilgili olarak kitabın çelişkili, ya da daha doğrusu bulanık savları, şu çürük sonuca ulaşmış gibi görünmektedir:  

«Sosyalist toplumda, herkes sadece emekçidir – sosyalizmde sınıfların ortadan kaldırılması sorununun Leninci kavrayışında esas olan budur». Burada kitabın yazarları, Fedoseev ve diğerleri, Lenin’in sosyalizm üzerine düşüncelerinin sınıfsal niteliğini ve devrimci özünü ortadan kaldıran bu vargı üzerinde anlaşmışlar. Açık olan: Lenin’in bu ilkesel saptamasıyla hemfikir olmadıklarıdır. Marksizm-Leninizmin bu ilkesel konumunu tanımaktan her türlü yolla kaçınıyorlar. Oysa, sosyalizmin özüne dair Leninci tez ile olumlu bir ilişki kurulması, sadece ilkesel bir öneme sahip değildir, SSCB’nin çağdaş koşullarında giderek artan bir güncel pratik önem de kazanmaktadır. Söz konusu sorunda ve sosyalizm hakkında birçok başka sorunda olduğu gibi, kitabın yazarları, en iyi halde yarı-kabul/yarı-red konumunda duruyorlar, bu onların eklektik konumları için tipiktir, ancak Marksist-Leninist öğretiye yabancıdır. Programın yanlışlarını tekrarlayan ve ona kimi kendi yanlışlarını da ekleyen bu kitabın revizyonist eğilimleri burada yansımaktadır.

Yukarıda anılan sav, yani, Lenin’in sosyalizmi sınıfların ortadan kaldırılması olarak kavrayışının, «Sosyalist toplumda, herkes sadece emekçidir» boş ve kaba vargısına indirilmesi, bize, Programa SBKP’nin devrimci işçi sınıfının partisi değil de «tüm halkın partisi» olduğunun yazılmasının ne denli derin bir olumsuz etkiye yol açtığını göstermektedir. Bu Lenin’in öğrettiklerinden en tehlikeli ve en derin oportünist sapmalardan birisidir, zira bizim partimiz daha oluşum aşamasından itibaren sürekli biçimde, onu diğer küçük burjuva gruplardan ayıranın ne olduğunu ortaya koymuştur, ki bu, Ekim sosyalist devriminin zaferi bakımından temel öneme sahip olmuştur. Lenin’in partisi, şu değişmez Leninci ilkeyi akılda tutarak, proleter-devrimci parti olma onurunu yeniden kuşanmalıdır: «Sadece proletarya, sonuna kadar devrimci yegane sınıftır, bütün emekçileri ve sömürülenleri burjuvaziye karşı, onu tamamen yerinden edecek bir kavga için birleştirme yeteneğine sahip yegane sınıftır».

Sosyalizme dair hatalı görüşlerin bir diğer örneğini bize 1980 yılında, akademi üyesi A. M. Rumyantsev’in23 redaksiyonu altında basılmış “Bilimsel Komünizm (Sözlük)” veriyor (üçüncü basım).

Burada yer alan “sosyalizm” makalesinde, revizyonist, devrim karşıtı eğilim daha açık ve doğrudan ifade edilmiştir. Kitap şu saptamayı yapmaktan çekinmemiştir: «Toplumsal anlamda, sosyalizm iki dost sınıfın, işçi sınıfı ve köylülüğün oluşturduğu bir toplumdur».

Makalenin yazarı ve kitabın redaktörü tabii ki, bu konuda, Lenin’in başka bir konumda durduğunu biliyorlar, zira o, 3. Tüm-Rusya Sendikalar Kongresi’ne sunduğu raporda, “işçiler ve köylüler kaldıkça sosyalizm tamamlanmamış olarak kalacaktır” demişti. Ama makalenin yazarı ve kitabın editörü Lenin’in bakış açısını anlamamış ve sosyalizme dair başka, Marksizm-Leninizme yabancı bir görüş açısı savunmuşlardır.  Revizyonist zırvalarını Marksizm-Leninizme resmi bağlılık örtüsü altına gizlemişlerdir.

Görülüyor ki, bu yazarlar ilkesel sorunlara sorumsuzca yaklaşmaya alışmışlardır, oysa bu, komünizmin temellerinin kabulüyle bağdaşmaz, sosyalizmin inşasının çıkarlarına uygun değildir.

Bu kitapta şu ifade de yer almaktadır:

“Sosyalizmde üretimin meta niteliği korunur…”. Makalenin yazarı ve kitabın redaktörü, örneğin Marx’ın ters yöndeki şu ifadesinden habersiz olamaz (“Gotha Programının Eleştirisi”): “Kolektivizm temeli üzerinde, üretim araçlarının ortak mülkiyeti üzerinde yükselen bir toplumda, üreticiler ürünlerini parayla değiş tokuş etmezler…”.

Marx’ın bu savı, meta üretimi sorunu ve sosyalizm döneminde meta-para ilişkileri üzerine bilimsel komünizmin kurucularının birçok başka açıklamasıyla ve Lenin’in açıklamalarıyla teyit edilmiştir. Ne var ki, günümüzde kendisini Marksist-Leninist olarak tanımlayan sovyet bilim insanları çıkıyor ve buna karşıt görüşler öne sürüyorlar ve gereken karşılığı da almıyorlar.

Söylemeye dahi gerek yok ki, bazı sovyet yayınlarında sosyalist toplum hakkında ciddi yanlışlıklar bulunduğunu anlatan bu örnekler («Sosyalizm üzerine Marksist-Leninist öğreti ve ve modernlik», «Bilimsel Komünizm»), partinin dikkatini çekmeden edemez. Partimiz bu tür durumlar karşısında hiçbir zaman herhangi bir nötr konum almamıştır. Bilimsel komünizmin ilkelerinden, kimse tarafından çürütülmemiş ciddi ilkesel uzaklaşmalar, partinin savaşçı saflarına kararsızlık taşımadan edemez, sosyalizmin inşasını frenlemeden duramaz.    

Partinin liderliği altında, günümüzde revizyonist (devrim karşıtı) eğilimleri geliştiren bu ideolojik yalpalamaya kararlı bir yanıtın verilmesi gereklidir. Bunun partinin en acil görevlerinden birisi olduğunu yadsımak güçtür.  

Sosyalizm üzerine hatalı görüşlerde sıklıkla, ülkemizdeki sosyalist kazanımların düzeyi hakkındaki yanlış (bilimsel olmayan) değerlendirmelerin etkisi görülmektedir.

Daha önce de bahsettiğimiz üzere, bu tür yanlışların temelinde, örneğin SSCB’de sosyalizmin “tam ve nihai olarak” zafer kazandığı gibi basite indirgenmiş yargılar yer alır. Dolayısıyla artık ülkenin, bir üst gelişme aşaması olan komünist topluma geçebileceği düşünülür.

Gerçekte, durum böyle değildir: Dünya-tarihsel önemdeki kazanımların yanı sıra (ilk defa kurulan ve giderek güçlenen, insanın insan tarafından sömürüsünün köklerinin sökülüp atıldığı ve sosyalist topluma doğru gidişin güvenilir bir yolunun bulunduğu yeni, sosyalist, toplumsal düzen) SSCB’de eski toplumdan yeni topluma geçiş döneminin kimi asli kalıntıları hala ortadan kaldırılamamıştır. Dolayısıyla, hala toplumdaki sınıfsal bölünmeyi ortadan kaldırmak mümkün olmamıştır. SSCB’de ulusal ekonominin, meta-para ilişkilerini ihtiyaç olmaktan çıkaracak denli kapsamlı ölçekte devlet tarafından planlanması söz konusu değildir, ki bu da beraberinde birçok çürüme unsurunu getirmektedir: Para hırsı, spekülasyon, rüşvet ve başka, emek ürünü olmayan her türlü gelirler. Bunun yanı sıra, eski toplumun kalıntısı olarak, sosyalizme yabancı birçok kalıntı yaşam tarzında, insanların psikolojisinde vb. varlığını sürdürmektedir.

Komünist toplumun kurulmasının ele alınışıyla ilgili yanlışlıkları anlamak sadece bir şemayla bile mümkündür: Başlangıç – Geçiş Dönemi; sonra – sosyalizm (komünist toplumun aşağı evresi); bunlardan sonra – komünizm (onun yüksek aşaması). Bu şema genel hatlarıyla doğrudur – ama sadece bir şemadır, sadece genel yönlendirmeye yarar. Hayat, dış dünyanın etkisi de dahil olmak üzere, her türlü şemadan daha zengindir ve bunu inkardan gelmek mümkün değildir. Şunu unutmayınız: «Yeninin içinde eskinin kalıntılarını – yazar Lenin, – hayat bize her aşamada gösterir, hem doğada, hem de toplumda». SSCB’de sosyalist toplumun inşasında elde edilmiş tüm başarılarla birlikte, bize hala sosyalist toplumun inşasını tamamlamak için pek çok yıl lazımdır, bu bir beş yıllık plan döneminde bitmeyebilir, hatta on yıllık dönemde de tamamlanmayabilir. Ne var ki, sosyalizmin bu tayin edici önemdeki görevinin hazırlanmasını, sonra da hayata geçirilmesini ilanihaye ertelemenin hiçbir temeli yoktur.

20. yüzyılda olaylar, geçmişe kıyasla büyük bir hızda seyretmektedir. Ama sosyalizm ve sonra komünizmin taraftarları için, olayların bu gelişme hızı dahi sıklıkla yetersiz sayılmaktadır. Ne var ki, toplumsal gelişmenin mevcut aşaması (dönemi) olgunlaşmaksızın, yeni aşamaya (döneme) atlamak imkansızdır. Çağdaş koşullarda pek çok şey uluslararası ilişkilerin gelişimine bağımlıdır. Lenin, 1922 yılında, “Biz sosyalizmin zaferi için birkaç ileri ülkenin ortak çabasının gerektiğini, Marksizmin abecesi diyebileceğimiz bu gerçeği daima ileri sürdük ve yineledik” demişti.

Çağdaş dünyada, toplumsal güçlerin temel gelişimi tam da bu yönde olmaktadır. Herhangi bir ülkenin iç gelişmeleriyle uluslararası ilişkileri arasındaki bağ ve etkileşim giderek daha kapsamlı hale gelmektedir.

SBKP Merkez Komitesi, XXVI kongre öncesinde “SSCB’nin 1981-1985 dönemindeki ve 1990 yılına kadarki dönemde temel gelişme doğrultuları” başlıklı parti taslak raporunu yayımladı. Raporun giriş bölümünde şöyle deniyor:

«Sovyet halkı gelmekte olan yeni onyıla (1981-1990 yılları), bu onyılda büyük işler yapmak ve büyük başarılar elde etmek kararlılığıyla giriyor.

SBKP programının ve XXIV., XXV. Parti kongreleri kararlarının yönlendiriciliğinde, sovyet toplumunun elde edilmiş başarılarına ve gelişmelerine dayanarak,  SSCB’nin 1981-1985 dönemindeki ve 1990 yılına kadar olan dönemdeki temel gelişme doğrultusu geliştirilmiştir»24 .

Rapor, programın yönlendiriciliğinin gerekliliğine işaret ettiği, fakat programda SSCB’nin politik ve ekonomik gelişmesinin genel doğrultusuna dair özsel hatalar bulunduğu için, doğal olarak şu soru gündeme gelmektedir: Bu durumda programın yönlendiriciliğinin gerekliliğinden tam olarak ne anlamalıyız?

“Temel Doğrultular” raporunun içeriği sözkonusu olduğunda, genel olarak fark edileceği üzere, ülkenin ekonomik ve sosyal gelişimiyle ilgili farklı sorunlar konusunda birçok önemli talimat vermektedir. Kuşkusuz, halen, tüm devlet ölçeğinde koordine edilmiş bir planlamaya ihtiyaç duymaktadır. Ancak rapordaki özsel eksiklik, temel olan hakkında – SSCB’nin ‘80’li yıllardaki temel görevi hakkında – hiçbir şey söylememesidir. Bunun çok büyük bir önemi vardır, zira, bu raporda sadece 11. beş yıllık plan döneminin değil, 1990’a kadar uzanan bütün bir on yıllık dönemin yönlendirmesini vermektedir.

Kanımca, bu şartlarda, temel politik görevin (temel politik görevlerin) açık bir tanımı yapılmaksızın, rapor, sosyalizmin inşasının olgunlaşmış görevlerinin çözümünde bütün sovyet halkını birleştirme ve seferber etme politik rolünü oynayamayacaktır. Kısaca da olsa, bu onyılda ve sonrasında SSCB’de sosyalizmin inşasında belirleyici adımın ne olacağını söylemek gerekirdi. Pek çok şey, bu belirleyici adımın sosyalist toplumun inşasının tamamlanması olması gerektiğini göstermektedir.

Söylenenlerden çıkan sonuçlar, yaklaşık olarak, şöyledir:

1. XXVI. Kongre, aldığı kararlar çerçevesinde, yeni Merkez Komitesi’ni 1961 yılında kabul edilen Parti Programını temelden gözden geçirmekle görevlendirir, keza SSCB’nin gelişimindeki şimdiki dönemde, sosyalist toplumun inşasının tamamlanması doğrultusunda bir temel politik görev belirlenmesini ve buna uygun talimatlar formüle edilmesini ister.

2. “Temel Doğrultular” taslak raporunda, kongre, SSCB’nin ‘80’li yıllardaki temel görevinin ne olacağını ortaya koyar.

3. Programdaki eksikliklerin, ideolojik çalışmaların sosyalist toplumun inşasının artan görevlerinin gerisine düşmesinden etkilendiğini saptayan kongre, Marksist-Leninist ideoloji alanındaki çalışmaların, sosyalizmin inşasını tamamlamak görevleriyle uyum içinde olacak şekilde yükseltilmesine olan ihtiyacı belirtir.

21 Şubat 198125

RGASPİ. F. 81. L. M. Kaganoviç’in tasnif edilmemiş belgeleri. 

 

DİPNOTLAR

1) Çuyev F. İ., Sto sorok besed s Molotovım, Moskova, 1991.

2) Age, sf. 428, 481–515.

3) Age, sf. 553.

4) Örneğin, “fabrika disiplininin” vurgulanması ve fakat komün-devlet üzerine talimatların görmezden gelinmesi (en azından, bu sorun V. M. Molotov tarafından doğrudan ortaya konulmamıştır.) Bütün Sovyet Marksizm-Leninizm geleneği için bu durum karakteristiktir; teoriyi, Lenin’in “Devlet ve Devrim”de bahsettiği Paris Komünü modeline uzak olan SSCB’nin reel politik pratiğine uydurmuşlardır.

5 Andropov, Yu. V. “Uçenie Karla Marksa i Nekotorie Voprosı Sotsialistiçeskogo Stroitelstva v SSSR”, Kommunist 1983, No. 3, s. 20.

6 Çuyev, F. İ. Age, s. 503–504.

7 Peçenev, V. A. Vzlet i padeniye Gorbaçeva: glazami oçevidtsa. İz teoriko-memuarnıh razmışleniy 1975–1991 gg. Мoskova, 1996. s. 79. Onun anlatımına göre, “Karl Marks’ın öğretisi…” makalesi, 1981-1982 yıllarında, önceki genel sekreter L. İ. Brejnev’e bağlı bir yayın grubu tarafından hazırlanmıştı.

8 Aynı yerde, s. 105.

9 Çuyev F. İ. Agy, s. 509.

10 Molotov’un belgeleri RGASPİ’de antiparti gruplar adlı gizli arşivde saklanmaktadır. Çuyev, Molotov’un 1977 yılında kendisine “Yeni Görevler Karşısında” başlıklı notlarının bir örneğini hediye ettiğinden bahsetmektedir.   (Bkz: Çuyev F. İ., agy, s. 428).

11 Bu, İ. V. Stalin’in kişi kültü ve SBKP’nin programı üzerine olan notlardır (Bkz. Voprosı istorii. 2011. № 1–6, 8–11; 2012. № 1, 3). Orijinali için Bkz. RGASPİ f. 82, op. 2, d. 198а.

12 Orijinali için bkz.: RGASPİ, f. 82, op. 2, d. 1689, 1690. Bu iki başlıkta Molotov tarafından, 1976’da toplanan SBKP 25. Kongresi için hazırlanan bu notların iki ayrı redaksiyonu yer almaktadır.

13 Aynı yerde f. 82, op. 2, d. 1663, 1667, 1670, 1673, 1675, 1677 (SBKP’nin 1961’de kabul edilen üçüncü programı üzerine notların farklı edisyonları ve değişik yazımları).

14 V. M. Molotov, teorik çalışmalarını, arasında L. M. Kaganoviç’in de bulunduğu, güvenilir dar bir çevre ile tartışıyordu. Sosyalizm sorunu üzerine Kaganoviç onunla hemfikir değildi: Kaganoviç, sınıfların komünizm döneminde de varlığını sürdüreceğini düşünüyordu, ki bu konuda Molotov, Kaganoviç’in “teorik meselelerde yalpaladığını” söylemişti.  (Bkz.: Çuyev F. İ., Tak govoril Kaganoviç, Moskova, 1992, s. 176-177)

15 L. M. Kaganoviç’te bu işarete birçok yerde rastlanılır. Anlaşıldığı kadarıyla, bu işaret belgenin önemine dairdir, XX. Yüzyıl ya da XX. Kongre’yle bir ilgisi bulunmamaktadır.

16 Başlığın soluna doğru, siyah tükenmez kalemle atılmış imza var, sayfanın üst tarafı biraz yırtılmış.  

17 Programma Kommunistiçeskoy Partii Sovetskogo Soyuza. Moskova, 1961. s. 65.

18 Burada Lenin şu notu düşüyor: «Devlet işlevlerinin en önemli kısmını bizzat işçiler tarafından gerçekleştirilecek böylesi muhasebe ve denetime indirgendiği zaman, artık ‘politik devlet’ olmaktan çıkar, o zaman ‘kamusal işlevler politik niteliğini yitirir, basitçe idari işlevlere dönüşürler.’ (yukarıda bahsedilen yerde, gl. IV & 2, o polemike Engelsa s anarhistami”» (V. M. Molotov’un notu).

19 Temmuz 1980’de Polonya’da grevler dalgası başlayarak ülkeyi bir siyasi krize götürdü.

20 Varşova Paktı Örgütü (VPÖ) Doğu Avrupa sosyalist ülkelerinin 1955-1991 yılları arasında varlığını sürdüren askeri birliği.

21 Burada mavi tükenmez kalemle “yüksek” ifadesinin üstü çizilmiş.

22 Fedoseev Pyotr Nikolayeviç (1908–1990) – sovyet filozofu ve parti görevlisi, 1955–1962 yıllarında SSCB Bilimler Akademisi Felsefe Enstitüsü müdürü, 1967–1973 yıllarında SBKP MK Marksizm-Leninizm Enstitüsü müdürü, 1971–1988 yıllarında SSCB Bilimler Akademisi Başkan Yardımcısı.

23 Rumyantsev Aleksey Matveeviç (1905–1993) – sovyet iktisatçısı ve parti görevlisi, 1955–1958 yıllarında Kommunist dergisinin baş redaktörü oldu, 1958–1964 yıllarında Problemı mira i sotsializma [Barış ve Sosyalizmin Sorunları dergisinin şef redaktörü oldu, 1964–1965 yıllarında “Pravda” gazetesinin baş redaktörü oldu, 1968–1972 yıllarında ise SSCB Bilimler Akademisi’ne bağlı Somut Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü’nün (İKSİ) müdürü oldu.

24 Osnovnıe napravleniya ekonomiçeskogo i sotsialnogo razvitiya SSSR na 1981-1985 godı i na period do 1990 goda. Мoskova, 1980, sf. 4-5.

25 Tarih, aşağıya iki kere yazılmıştır: Mavi tükenmez kalem ve mavi keçeli kalem ile (L. M. Kaganoviç’in el yazısı)