Çeviri: Doğan Emrah Zıraman & Alp Altınörs

Üretken insan topluluğu prensipte, iki yoldan birisiyle  oluşturulur. İlkin o, bilinçli biçimde düzenlenebilir. Ölçeği ister kendine yeterli ataerkil bir aile, ister komünal bir aşiret veya ister sosyalist bir toplum olsun, böyle bir toplum, toplumsal bilincin temsilcileri olarak davranan organları yaratarak, bu organlar aracılığıyla, üretimin kapsamını ve yöntemlerini belirler ve bu yolla elde edilmiş toplumsal ürünü üyeleri arasında dağıtır. Üretimin maddi ve insan-yapımı koşulları verili olmak kaydıyla, yeni ürünlerin üretiminin yöntemine, yerine, niceliğine ve bu üretimde kullanılabilir aletlere dair tüm kararlar, pater familias (aile babası) veya sosyalist toplumun yerel bölgesel veya ulusal komiserleri karar verir. İlkinin kişisel deneyimi, kendisine, ailesinin ihtiyaçlarının ve üretken kaynaklarının bilgisini verir; ikincisi toplumlarının gereksinimlerine dair benzer bir bilgiyi, üretim ve tüketime dair kapsamlı düzenlenmiş istatistikler aracılığı ile elde edebilirler. Böylece, toplulukların görevlendirilmiş temsilci ve liderleri, topluluğun tüm ekonomik hayatını, topluluk üyelerinin ihtiyaçlarına göre, bilinçli öngörü ile şekillendirebilirler. Böylesi bir topluluğun bireysel üyeleri, üretken etkinliklerini, üretken bir topluluğunun üyesi olarak bilinçli biçimde düzenlerler. Onların emek süreçleri ve ürünlerinin dağıtımı merkezi kontrole tabidir. Onların üretim ilişkileri, dolaysız biçimde, açıkça toplumsal ilişkiler olarak görünür. Bireyler arasındaki ekonomik ilişkilerin, bireysel eğilimler tarafından değil, toplumsal düzen, toplumsal düzenlemeler tarafından belirlendiği görülebilir.

Bu bilinçli örgütlenmeye sahip olmayan bir toplumda işler farklıdır. Böyle bir toplum çok sayıda bağımsız bireye çözünmüştür, ki bunlar için üretim, sosyal bir sorun olmaktan ziyade özel bir iştir. Başka bir deyişle bu toplumun üyeleri, iş bölümünün ilerlemesi ile başkalarıyla iş yapmaya zorlanan özel mülk sahipleridir. Bunun gerçekleştirilmesini sağlayan eylem ise metaların alım-satımıdır. Bu eylem, aksi halde özel mülkiyet ve iş bölümü tarafından benzemez birimlere parçalanacak olan bir toplumdaki bağlantıları kuran yegane eylemdir. Mübadele, toplumsal yapıda bu aracı işlevini oynadığı için ve o oranda teorik ekonominin konusunu oluşturur. Şüphesiz mübadelenin sosyalist toplumda da meydana gelebileceği doğrudur. Ama sosyalist toplumdaki mübadele, ancak ürün, toplumsal bakımdan istenen bir norma bağlı olarak üleştirildikten sonra gerçekleşebilir. Bu nedenle, sosyalist toplumdaki mübadele eylemi, yalnızca toplumsal dağıtım normunun bireysel bir uyarlaması, öznel eğilim ve düşüncelerden etkilenen bireysel bir eylem olabilir. Böyle bir mübadele biçimi ekonomik analizin konusu olmaz. Bu edimin, teorik analiz için önemi, oyun odasındaki iki çocuk arasındaki oyuncak değişiminden daha fazla önemli olmayacaktır, ki çocukların bu değiş tokuşu, babalarının oyuncak dükkanındaki alışverişinden nitelikçe temelden farklıdır. Çünkü, ikincisi, toplumun, üretken bir toplum olarak kendisini gerçekleştirdiği mübadeleler toplamının sadece bir unsurudur.  Üretken bir toplum kendisini böyle mübadele eylemleriyle ifade etmelidir, çünkü ancak bu yolla, toplumun özel mülkiyet ve iş bölümü tarafından çözülmüş birliği yeniden kurulabilir.

Tıpkı, Marx’ın dediği üzere, bir ceketin mübadele ilişkisi içinde, bu ilişkinin dışında olduğundan daha fazla etmesi gibi, biz de mübadelenin bir toplumsal bağlam içinde diğerinden çok daha büyük anlamının bulunduğunu söyleyebiliriz. Özel mülkiyetin ve iş bölümünün bireylerin bağlarını kopardığı ve aynı zamanda onları birbirlerine bağımlı kıldığı bir toplumda, birleştirici etkeni sağladığı zaman, mübadele ayırt edici bir sosyal güç haline gelir. Sadece böyle bir toplumda, alım-satım, toplumsal yaşam sürecini temin etme işlevini üstlenir. Böyle bir toplumda, tüm olası alım-satım işlemlerini tamamlamanın çıktısı, komünist, bilinçlice planlanmış bir toplumda merkezi otoriteler tarafından gerçekleştirilir; yani, neyin, ne kadar, nerede ve kim tarafından üretildiği. Kısacası, alım-satım, meta üreticileri arasında, sosyalist bir toplumda üretimi düzenleyen otoritelerin dağıttığı şeyleri dağıtmalıdır, emek sürecini planlamalıdır vb. Teorik iktisadın görevi, bu türden alım-satımı yöneten ve tıpkı sosyalist bir toplumda otoritelerin yasa, kararname ve talimatlarının üretimi yönettiği gibi, meta üreticisi bir toplumda üretim sürecini düzenleyen yasaları keşfetmektir. İki sistem arasındaki fark, emtia üreticisi bir toplumda, iktisadi yasa üretim üzerinde doğrudan insan zekasının değerlendirmeleri aracılığıyla uygulanmaz ama bir doğa yasası tarzında işler ve ‘doğal toplumsal gereklilik’ gücüne sahip olur.

Ayrıca, alım-satım bir başka sorunun da yanıtını vermelidir: üretim bağımsız zanaatkar tarafından mı üstlenilmelidir, yoksa kapitalist girişimci tarafından mı? Bu sorunun yanıtı, mübadele ilişkisinin, basit meta üretiminden kapitalist üretime kadar değişimi içinde bulunmalıdır. Mübadele eyleminin kendisi, nitelik bakımından sadece farklı toplumsal sistemler arasında değişir; örneğin, sosyalist toplum ile meta üreticisi toplum arasında. Meta üreticisi bir toplumda mübadele eylemi nitelik bakımından tek biçimlidir, malların alınıp satıldığı niceliksel oranlar ne denli değişken olsa da. Böyle bir toplumda, nesnel bir toplumsal etken, mübadele ilişkilerinin temelini oluşturur: alınıp satılan mallarda cisimleşen toplumsal bakımdan gerekli emek zamanı. Komünist toplumda, diğer yandan, mübadelenin yegane temeli malların öznel bakımdan eşitlenmesidir, denk bir istektir. Böyle koşullar altında mübadele tümüyle rastlantısaldır ve dolayısıyla teorik iktisat için olası bir inceleme konusu oluşturmaz. Teorik analize uygun olmamakla birlikte, sadece psikolojik terimler içinde ele alınabilir. Ancak mübadele her zaman iki şey arasında niceliksel bir oran biçiminde ele alındığı için, insanlar farkı anlamazlar.

Mübadele eylemi toplumsal ürünlerin dolaşımında gerekli bir aracı haline gelir, çünkü bunların dolaşımı başlı başına bir toplumsal ihtiyaçtır. Tek ya da tecrit olmuş bir mübadele tamamen rastlantısal olabilir, ama malların toplumsal dolaşımını sağladığında ve toplumun üretken ve yeniden üretken süreçlerinin gerçekleşmesini sağladığında, mübadele genel ve kurumsallaşmış bir pratik haline gelir. Toplumsal üretim böylece bireyler arasındaki mübadelenin bir koşulu olur ve sadece bu yoldan, bireyler topluma entegre olurlar ve toplam toplumsal ürünün kendilerine düşen parçasını ancak bu yoldan paylaşabilirler. Bu durum, mübadele eylemini, rastlantısal, keyfi ve öznel alandan uzaklaştırarak, onu tek biçimli, zorunlu ve nesnel olanın düzeyine yükseltir. Malların toplumsal dolaşımının ön koşulu olarak, mübadele eylemi, aynı zamanda, her birey için yaşamsal bir ihtiyaçtır da. Özel mülkiyete ve iş bölümüne dayanan bir toplum, üyeleri arasındaki bu alım-satım eylemleri sayesinde mümkündür; alım-satım sayesinde bir toplum haline gelir. Mübadele, ekonomik bakış açısından, böyle bir toplumun yegane toplumsal sürecidir. Sadece böyle bir toplumda mübadele eylemi özel bir analizin konusu haline gelir, ki bu analizin sorusu, mübadele eyleminin, toplumsal malların dolaşımının bir aracı olarak nasıl yükseldiğidir.

Mübadele, bir malı, meta haline getirir. Artık bu nesne, bireysel bir ihtiyacın tatmini amacıyla üretilmemiştir, bu amaçla var edilip, bu amacın tatmin edilmesiyle ortadan kaybolmaz. Tam tersine, toplum hedeflenerek üretilmiştir, ve kaderi, şimdi sosyal malların dolaşımını düzenleyen yasalara bağımlı olduğu için, Odysseus’un kaderinden daha kaprisli olabilir; zira, Newport’un Argus-gözlü (Mitolojide 100 gözlü bir canavar, çn) gümrük memurlarının yanında, tek-gözlü Polyphemus (Odysseus ve adamlarını bir mağaraya hapseden tek gözlü dev, çn.) nedir ki, ya da Alman et müfettişlerinin yanında, adil Circe?(Odysseus’un bütün adamlarını domuza dönüştüren, ancak sonra evlerine dönmeleri için yol gösteren tanrıça, çn) O mal bir metaya dönüşmüştür çünkü onun üreticileri, birbirleriyle bağımsız üreticiler olarak karşılaşacakları özgün bir toplumsal ilişkiye katılmışlardır. Aslında doğal, sorunsuz bir nesne, bir mal, bir toplumsal ilişkiyi ifade etmeye başlar, sosyal bir boyut kazanır. O emeğin bir ürünüdür, artık sadece doğal bir nitelik değil, ama toplumsal bir olgudur. Dolayısıyla, bu toplumu üreten ve çalışan bir topluluk olarak yöneten yasaları bulmalıyız. Bireysel emek şimdi yeni bir boyut içinde, toplumun tasarrufundaki toplam emek gücünün bir parçası olarak  ortaya çıkar ve sadece bu bakış açısından değer-yaratan emek olarak belirir.

Mübadele böylece, analizin alanına girer, çünkü artık o sadece bireysel ihtiyaçları tatmin etmekle kalmaz, ama aynı zamanda toplumsal bir gereklilik haline gelir; bireysel ihtiyacı kendi aracı haline getirir ve aynı zamanda onun tatminini sınırlandırır. Çünkü artık bir ihtiyaç, ancak bu toplumsal gerekliliğin izin verdiği ölçüde karşılanabilecektir. Bu, kuşkusuz, sadece bir ön varsayımdır, zira insan toplumu bireysel ihtiyaçların karşılanması olmaksızın düşünülemez. Ne var ki, bu, mübadelenin basitçe bir bireysel ihtiyaç işlevi olduğu anlamına gelmez; ki, kolektivist bir ekonomide gerçekten de böyle olurdu. Ancak meta toplumunda, bireysel ihtiyaçlar, mübadelenin onların toplumun ürününe katılmasına izin verdiği ölçüde karşılanabilir.

Hilferding’in Finance Capital, A Study of the Latest Phase of Capitalist Development, Routledge Press, 2006 adlı eserinin, “The Necessity of Money” bölümünden çevrilmiştir. Başlık bize aittir.