Çeviri: Fırat Sözeri

Nazım Hikmet’in Karadeniz üzerinden Romanya’ya, ardından da Sovyetler Birliği’ne firarının hikâyesi, uzun süre boyunca sadece, Nazım’ın bizzat kendi aktarımlarına dayanan, eşi Vera Tulyakova’nın anılarından bilinmekteydi1. Nazım kamuoyu önünde firarıyla ilgili konuşmaktan hoşlanmaz ve firarı nasıl gerçekleştirdiği konusunda sorulan soruları genellikle espriyle geçiştirirdi. Rusya arşivlerinde, bahsi geçen konuya ilişkin büyük bölümü henüz yayımlanmamış çok sayıda belge bulunmaktadır2. Bu belgelere dayanarak Nazım’ı ülkesini terk etmeye zorlayan nedenleri ve Sovyetler yönetiminin Nazım hakkında verdiği kararları daha iyi anlayabiliriz.

1938 yılında Nazım Hikmet’e Türk mahkemeleri tarafından toplam 28 yıl 4 ay hapis cezası verildi. Resmi tutuklanma gerekçesi “isyana teşvik” olarak gösterilse de, tutuklanmasının asıl sebebi Nazım’ın politik görüşleriydi3. Şair, uzun tutukluluğu süresince başta ailesi (aralarında TKP sempatizan ve üyelerinin de bulunduğu) edebiyat ve gazete çevrelerinden dostları tarafından destek görmüştür. Moskova’nın dikkati en az iki kere Nazım’ın mahkemesine çekilmek istenmişse de, Sovyetler Birliği’nin şairin mahkeme sürecinde dikkate değer bir rolü olmadı4.

1949 yılında Nazım Hikmet’in serbest bırakılması için başlatılan uluslararası kampanyanın ilk aşamasında da Sovyetler Birliği kayda değer bir varlık göstermedi. Söz konusu girişim şairin Türkiye ve yurtdışındaki demokratik çevrelerden arkadaşları tarafından başlatılmıştı. Bu çevre Paris’te5 Pablo Picasso, Paul Éluard, Louis Aragon6 ve diğer birçok tanınmış sanatçının katılımıyla Nazım Hikmet’in özgürlüğü için bir komite kurdu. Komitenin başkanlığına Romanya kökenli Fransız şair Tristan Tzara7 seçildi. Nazım’a özgürlük kampanyası Türkiye’deki gazetelerde de sempatiyle karşılanmış ve desteklenmişti8.

Bu kampanya, hemen olmasa da, bir süre sonra Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanlığı’nın da dikkatini çekti. 15 Ekim 1949 yılından Dışişlerinin yakın ve orta doğu biriminin temsilcisi İ. N. Bakulin, TBKP (B) (Tüm Birlik Komünist Partisi (Bolşevik))9 merkez komitesine bir mektup göndererek Halk Demokrasisiyle yönetilen ülkelerde şairi destekleyen makaleler yayımlayıp benzer bir kampanya düzenlemeyi önerdi. Bakulin önerisini şu şekilde gerekçelendirmişti10: “ Nazım’a özgürlük kampanyası sayesinde Türk Hükümeti’nin şairi serbest bırakması düşük bir ihtimal olsa da, kampanya sayesinde Türk Hükümetinin gerici yapısı bir kez daha teşhir edilecek ve Türkiye’deki ilerici unsurların canlanmasına yardımcı olacaktır.”

Bakulin’in mektubu, yabancı ülkelerin Komünist Partileriyle ilişkilerden sorumlu olan Merkez Komite’nin dış politika komisyonunda birkaç ay boyunca tartışıldı. Sonunda, Ocak 1950’de komisyon başkanı V. G. Grigoryan, “Türkiye Gericiliğinin Suçu” adlı bir makale yazılması talimatını verdi. Bu makale Sovyet gazetesi Novoe Vremya’da yayımlandı (No: 4, 1950)11. O andan itibaren Sovyetler Birliği, Nazım Hikmet’in özgürlüğü için yürütülen kampanyada yer almaya başlamış oldu. Nisan 1950’den itibaren, Pravda, İzvestiya ve Literaturnoy Gazete12 gibi gazetelerde konuya ilişkin düzenli yayımlar yapıldı. Aynı yıl, uzun bir aradan sonra Nazım’ın şiirlerinin çevirilmesine ve yayımlanmasına yeniden başlandı, sonraki yıl ise eserlerinin bir derlemesi yayımlandı13.

Uluslararası kampanya sonuç verdi ve nihayet Mart 1950’de olağan parlamento seçimlerinin arifesinde Türkiye parlamentosunda, Nazım Hikmet’i de kapsayan bir af yasası gündeme alındı.14 Ancak tasarı iki hafta sonra geri çekildi: Nazım’ın destekçileri bu kararın ABD’nin15 etkisiyle verildiğinden emindiler16. Kararı protesto etmek için Nazım Hikmet ve diğer siyasi tutuklular Sabahattin Ali’nin ölüm yıldönümü olan 8 Nisan’da kararı protesto etmek için açlık grevine17 başlayacaklarını duyurdular. İstanbul’da Nazım Hikmet’i desteklemek için yaşlı annesi Celile’nin de katıldığı gösteriler gerçekleştirildi. 9 Mayıs günü Celile elinde “Haksız yere mahkûm edilen oğlum Nazım Hikmet açlık grevindedir. Ben de ölmek istiyorum. Bizi kurtarmak isteyenler bu deftere adreslerini yazarak imzalasınlar” yazan bir dövizle İstanbul’da sokağa çıktı18. Polis tarafından gözaltına alınan Celile kısa süre sonra serbest bırakıldı.19

Türkiye’de tüm bu atmosfer altında hükümet değişikliği yaşandı. 14 Mayıs’ta gerçekleştirilen seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi, Mecliste ciddi bir yenilgi yaşadı ve iktidara muhalif Demokrat Parti geldi. Bu gelişmelere bağlı olarak Nazım, destekçilerinin isteği üzerine 20 Mayıs’ta açlık grevini bıraktı20 ve 14 Temmuz’da Parlamento Nazım’ı kapsamadığı halde21 yapılan düzenlemeyle şairinde serbest kalmasına olanak tanıyan af yasasını onayladı. Ertesi gün, 15 Temmuz 1950’de şair özgürlüğüne kavuştu22. Nazım daha sonra yaptığı bir açıklamasında özgürlüğünü uluslararası dayanışma hareketine ve kendisi için protesto gösterileri düzenleyen Türkiye’deki Öğrenci Örgütlerine borçlu olduğunu belirtmiştir. Nazım “Bu gösteriler esnasında 150’den fazla insan tutuklanmış ve işkence görmüştü. Barışseverler 100 bin bildiri dağıtmışlardı. Yaşlı kör annem bile elinde özgürlüğümü talep eden dilekçeyle İstanbul’un sokaklarına çıkmış, işçi, emekçi ve gençlerden imza toplamıştı”23 demektedir.

Nazım hapishaneden çıktıktan sonra Münevver Andaç’la evlendi, bu evlilikten bir oğulları oldu. Nazım özel hayatında mutlu olmasına rağmen, özgür kaldıktan sonra zorlu bir hayatı göğüslemek zorunda kaldı. Nazım SSCB’nin tutkulu bir destekçisiydi, iktidara gelen Demokrat Parti ise kendinden önceki hükümet gibi ABD yanlısı bir politika izlemeyi sürdürmüş, bu bağlamda Kore’de savaşması için kendi askeri birliklerini yollamayı da kabul etmiştir.24 Rejim ülke içinde de eski yapısını koruyordu, Nazım’ın üyesi olduğu Komünist Parti yasa dışı kalmaya devam etti. (Bu parti bütün tarihi boyunca fiili olarak yasadışı kalmıştır). Nazım hapishaneden çıktıktan sonraki yaşamını Akşam gezintisi25 adlı şiirinde anlatmıştır.

Nazım, Haziran 1951 yılında, Romanya’ya vardıktan sonra, Romanya İşçi Partisi MK’sına Türkiye’den firarının nedenlerini ve bu kaçışı nasıl başardığını etraflıca anlattığı bir bildirge kaleme aldı. Hapishaneden çıktıktan kısa süre sonra, Paris Dünya Barış Komitesinden Londra’da26 düzenlenecek olan Barış Kongresi’ne katılımı için bir davet mektubu aldı. Buna bağlı olarak Nazım Hikmet ve gazeteci dostu Zekeriya Sertel pasaport başvurusunda bulundular. Nazım, Fransa’ya, Sertel ise İtalya’ya27 gitmeyi düşünüyordu. Bu süreçte İstanbul polisi, daha sonra tekzip etmek zorunda kaldığı28, Nazım’ın ülkeyi terk etmiş olduğuna dair haberler yayımlattı29.

Kasım 1950’de Varşova’da30 gerçekleştirilen Dünya Barış Komitesi’nin 2. Kongresinde Nazım Hikmet, Pablo Neruda’yla31 birlikte Uluslararası Barış Ödülüne layık görüldü. Nazım ödül törenine katılamadığından, onun yerine konuşmayı Şilili şair gerçekleştirdi32 Nazım’ın bu ödülü kazanması sonrasında üzerindeki baskılar yoğunlaştı ve Nazım’a Türkiye basınında “ücretli Rus ajanı”33 suçlaması yapılarak karşı bir kampanya başlatıldı. Nazım şüpheleri arttırmamak için ilişkilerini kısıtlamaya ve sınırlı bir hayat tarzı sürdürmeğe zorlandı. Aralık ayında pasaport için yeniden başvurduğunda ise, avukatı Nazım’a tedavi amacıyla İsviçre’ye gidebilmesi için pasaport verileceğini bildirdi. Ancak birkaç gün sonra beklenmedik bir şekilde Nazım askerlik şubesine çağrıldı. Burada askerlik hizmetini yerine getirmediği, bu yüzden de orduya yazılması gerektiği söylendi.34 (Nazım bu sırada 48 yaşındaydı).

Nazım, gençliğinde Bahriye Mektebi’nde öğrenim görmüş ve bir süreliğine Donanma’da Hamidiye kruvazöründe görev yapmış olmasına rağmen, resmen askerlik yapmamıştı. Şair, daha önce sağlık sorunlarından dolayı askerlik hizmetinden muaf tutulduğunu bildirince, kendisine söz konusu belgeleri getirmesi söylendi. Bu süreçte ev hapsine alındı. Şair daha sonra “Pasaport vermeyeceklerine emin olduğumdan ve ev hapsi sebebiyle, Parti tarafından illegal yollardan yurt dışına çıkarılmama karar verildi” diye yazmaktadır.35

Yapılan gizli görüşmede Nazım’ın firarını kendisinin organize etmesine karar verildi. Nazım bu iş için polis tarafından bilinmeyen bir adam olan kız kardeşinin eşini ikna etti36. Uluslararası Barış Ödülü’nün bir parçası olarak kendisine para da verildiğinden maddi açıdan sıkıntısı yoktu. Para ödülü yurt dışında bulunan Türkiyeli gazeteci ve TKP üyesi Sabiha Sertel üzerinden kendisine ulaştırılmıştı37. İlk aşamada üç kaçış planı üzerinde duruldu; doğrudan Sovyet sınırından geçmek, kaçakçılarla birlikte Suriye’ye gitmek ya da Karadeniz üzerinden Doğu Avrupa ülkelerinden birine geçmek. İlk seçenekten vazgeçildi, çünkü fazlaca uzak olan sınır yolunu bilmiyorlardı, ikinci seçenekten de vazgeçildi çünkü Suriye hükümeti Nazım’ı gözaltına alabilir ve Türkiye’ye teslim edebilirdi. Geriye yalnızca Boğaz’dan yani Karadeniz üzerinden kaçma seçeneği kaldı38.

Bu amaçla Nazım, motorlu bir tekne edindi, fakat yola çıkabilmek için denizin sakinleşmesi, yazın beklenmesi gerekiyordu. Başlangıçta Bulgaristan’a kaçmaya ve Fransız Komünistlerinin39 yardımıyla, bu ülkenin komünistleriyle bağlantı kurmaya karar verdi, fakat bu düşünceden bir sonuç alınamadı.40

Haziran 1951’de, Nazım yeniden askerlik şubesine çağrılarak, askerlikten muaf tutulmasını sağlayacak belgeleri bulamadığı için, orduya katılması gerektiği bildirildi. Doktorlar tarafından muayene edildi ve kalp hastası olduğu halde askerliğe elverişli olduğuna karar verildi. Nazım bir doktor komisyonu tarafından muayene edilmeyi talep etti, bu sayede biraz zaman kazanmıştı. Bu durumla ilgili daha sonra şu satırları kaleme almıştır: “ Durum bu şekildeydi, bir an önce bir şeyler yapmam gerekiyordu ve 17 Haziran’da kaçmaya karar verdim”41

Takibi atlatmayı başaran Nazım, Boğaz’a giderek, motorlu bir tekneyle kendisini bekleyen arkadaşlarıyla buluştu. Birlikte Bulgaristan’a doğru denize açıldılar.42 Tehlike büyüktü: Başbakan Adnan Menderes, daha önce şairin “bu defa ölene kadar içerde kalacağı” tehdidinde bulunmuştu43, gizli polis ise Nazım’ı kaçmaya kalkışması44 durumunda öldürmekle tehdit etmişti ve bu boş bir tehdit değildi, zira benzer koşullar altındaki yazar Sabahattin Ali, 1948 yılında kara yoluyla Bulgaristan sınırından geçmeye çalışırken öldürülmüştü.

“Boğazdan çıktıktan sonra, Plehanov isimli Romen gemisiyle karşılaştık. O an Bulgaristan’a gitmek yerine, Plehanov’u durdurarak kendimi tanıtmaya ve eğer beni gemiye almayı kabul ederlerse, Romanya’ya gitmeye karar verdim çünkü o an benim için gittiğim yerin bir önemi yoktu. Eğer gemiye kabul edilmezsem de Bulgaristan’a doğru gitmeye devam edecektim” diye yazmaktadır Nazım.45 Gemi durdu, fakat Nazım’ı hemen kabul etmediler. Romen gemisinin kaptanı46, önce geminin varış noktası Köstence47, ardından Bükreş ile ve muhtemelen Moskova’yla irtibata geçti. Bu süreç yaklaşık bir iki saat sürdü, ardından Nazım gemiye kabul edildi, arkadaşlarıysa geri döndüler48.

Nazım’ın Haziran 1951’deki firarıyla ilgili anlattıkları bunlarken, 1960’ların başında eşi olan Tulyakova’ya bazı ek detaylar anlatmıştır. Örneğin resmi açıklamada, gemiye alınıncaya kadar bir saatten fazla bekletildiğini ön plana çıkarmamıştır. Tulyakova’ya gemiye alındıktan sonra denizcilere karşı tepki gösterdiğini söylemiştir: “Siz denizcisiniz! Bir insanın denizde can çekiştiğini görüyorsanız onu gemiye alsanız ya, sonra aldığınız kişinin kötü biri olduğunu ya da alamayacağınız biri olduğunu anlarsanız geri bırakırsınız! Fakat asla böyle yapamazsınız!”49 diye aktarıyor. Nazım kendisine cevap vermekte tereddüt ettiklerini, sonrasında ise (büyük olasılıkla rahatlatmak için) şaire onunla ilgili hazırlanmış bir duvar gazetesi gösterdiklerini söylemiştir50. Ayrıca Nazım, kaçışına yardım eden Refik’in, onları gemiye almaları için denizcilere rüşvet teklif ettiğinden de bahsetmedi (bunu öfke ile reddetmiştir).51

RSPTDA52 ve Kominform’un arşivlerinde Plehanov gemisinin kaptanı ile muhtemelen, Romanya İşçi Partisi’nin (RİP) Köstence Bölge Komitesi arasındaki radyogramların kopyaları muhafaza edilmiştir. Plehanov’a gönderilen ilk radyogramda şöyle denmektedir: “67. Radyogram gemiye kimseyi almayın stop vakit kaybetmeksizin Köstence’ye gidin, mesajı aldığınızı teyit ediniz”53 İkinci radyogramda ise aksi yönde komut verilmiş: “Bir önceki Radyogram iptal edildi. Söz konusu kişiyi sürekli gözlem altında tutmak kaydıyla gemiye almanıza izin verildi.”54

Plehanov, 18 Haziran’da Nazım’ı, Romanya Devlet Güvenlik Elemanlarının bekledikleri Köstence’ye getirdi. Nazım ülkeye geliş koşullarına ilişkin sorgulandıktan sonra RİP’in bölge komitesine teslim edildi. Ertesi gün, 19 Haziran’da Bükreş’e55 götürüldü. Burada, RİP MK’sı uluslararası bürosunun TBKP (B)’ye mektubunda bildirdiğine göre Partinin Merkez Komite konuk evine yerleştirilmiş, bütün ihtiyaçları karşılanmıştır. “Üzerindeki kıyafetleri haricinde yanında bir şey bulunmuyordu”.56

Nazım, Bükreş’te RİP MK için yukarda sözü edilen bildirgeyi yazdı, Daha sonra Romanya komünistlerinin yayın organı olan Skınteyya’da yayımlanan bir basın açıklaması yaptı ve ardından Romen halk temsilcileriyle bir araya geldi.57 Nazım yaptığı basın açıklamasında, başta Türkiye hükümetinin politikaları olmak üzere, çok sert eleştirilerde bulundu.

“Ülkem Amerikalılar tarafından işgal edilmiş, Türkiyem ABD emperyalizminin kolonilerinden biri haline gelmiştir. Bütün Anadolu, ABD’nin askeri üssüne dönüşmüştür. Ülkemi Amerikan Emperyalizmine satan hainler, onu deniz aşırı efendilerinden gelen emirle, bir ‘ölüm fabrikasına’ çeviren; bir avuç sömürücü, ağa, bankacı, büyük tüccar, emekçilerin çocuklarını ailelerinden kopararak Kore’ye savaşmaya göndererek suç ortağı yapmışlardır. Çocuklarımız Amerikan üniformaları giydirilmiş, Amerikan silahlarıyla donatılmış ve ABD’li generaller Koreli çocukları, kadınları ve ihtiyarları öldürmeleri için onlara emirler veriyorlar” dedi.58

Nazımın firarı, artık 23 Haziran’da Türkiye’de genel olarak duyulmuştu. Basına göre boğazdan geçen bir Romanya gemisiyle kaçmıştı.59 Türkiye basını Nazım’ı suçlamak için bu olaya fazlasıyla yoğunlaşmış, “vatan haini”, “ahlaki ölüm”, “seçilmiş kölelik” gibi ifadeler kullanıyorlardı.60 Milletvekili Şevket Mocan ise meclise Nazım’ın kaçışının açıklanması için soru önergesi vermişti: “Nâzım Hikmet’in firarında gizli ve aleni emniyet teşkilâtımızın bir kusur veya noksanı olup olmadığına, firarının kimler tarafından nasıl ve nerede tertiplendiğine, bu ihanetten dolayı Nazım Hikmet’in Bakanlar Kurulunca vatandaşlıktan çıkarıp, çıkarılmayacağı ve bu olayın Kominform tarafından ülkemize ve bağımsızlığımıza karşı kullanılıp, kullanılmayacağı?”; öfkeli vekil bu sorularına yanıt verilmesini istemişti61.

Nazım Bükreş’e geldiği ilk gün onu kabul eden RİP temsilcilerine acilen Moskova’ya gitmesi gerektiğini söyledi.62 RİP MK’ne verdiği bildirgede şunları yazmıştı: “Türkiye’den, Partinin ilişkilerini düzenlemek, partimiz için önemli sorunları çözmek ve Uluslararası Barış Komitesinde aktif olarak çalışmak için firar ettim. Bu sorunları çözüme kavuşturmak için Moskova’ya gitmek istiyorum, eğer bu sorunları Bükreş’te çözebilseydim burada kalırdım. Kardeş partilerin ve Dünya Barışını Koruma Derneğinin emrindeyim”.63

RİP, Nazım’ın Moskova’dan Türkiyeli Komünistler için yardım istemeyi düşündüğünü, TBKP (B)’ye bildirdi. “TKP’nin güçlenmesi için TBKP(B)’nin yardım etmesini talep etmek istiyor. TKP’nin Bolşeviklerin ve Halk Demokrasileriyle yönetilen ülkelerdeki kardeş partilerin moral yardımına ihtiyaç duyduğunu söyleyen Nazım Hikmet, maddi yardımı ise kendisi ve kendi gibi kültür-sanat insanlarının çalışmalarıyla sağlayabileceğini düşünmektedir.” RİP tarafından gönderilen metinde ayrıca “Nazım’ın daima TKP’nin yeniden örgütlenmesi, TBKP (B) ve Halk cumhuriyetlerindeki kardeş partilerin moral desteğiyle güçlenmesi fikriyle meşgul olduğu” yazıyordu.64

Nazım’ın Türkiye’den firarı ve Moskova’yı ziyaret etme isteği Sovyet yönetimine bir raporla bildirildi. TBKP (B) dış politika komisyonu başkanlığı temsilcisi B. N. Ponomaryov, 28 Haziran’da Stalin’e65, Sovyet Yazarlar Birliği’nin (A. A. Fadayev) Nazım’ı kendi misafiri sıfatıyla Moskova’ya davet etmek için izin istediğini belirten bir not iletti.66 Yazarlar Birliği’nde Nazım’ın 10 gün (29 Temmuz-8 Haziran) kalabilmesi için bir plan hazırlandı. Karşılamanın sorumlusu olarak da N. S. Tihonov belirlendi.67

Nazım 29 Temmuz’da Moskova’ya geldiğinde, onu Vnukovo havalimanında Sovyet yazarlar N. S. Tihonov, K. M. Simonov, İ. G. Ehrenburg karşıladılar. Uçaktan inen şair önce bu sıcak karşılama için teşekkür ettiği bir konuşma yaptı.68 Resmi karşılama sona erdiğinde Nazım yirmili yıllardaki ziyaretinden bildiği Moskova’da gezintiye çıktı.69 Birçok şey onun için yeni ve sıra dışı olmasına rağmen şehir hoşuna gitmişti. 30 Temmuz’da yazarlarla düzenlenen buluşmadaki konuşmasında. “Moskova sadece büyük yapılarıyla değil, insanın kaybolabileceği olağanüstü geniş sokakları ve yeni evleriyle de şaşırtıcıydı. İnsanlar daha güzel görünüyorlardı, kadınlar ve erkekler daha güzel giyiniyorlardı fakat bu güzellik sadece kıyafetlerle ilgili değildi. Moskova’da hayatın, öncesine nazaran birkaç kat daha hızlı aktığını hissettim, defalarca arabaların altında kalma tehlikesi yaşadım” demişti.70

Nazım bu buluşmada ayrıca Türkiye’deki şartlar ve Türkiye edebiyatı ile ilgili de konuştu. Ülkesinden ayrılmasına dair kısaca firar ettim demek dışında bir açıklama yapmadı. Hapishanede zamanını nasıl geçirdiğinden bahsederken şu cümleleri dile getirmişti: “Tüm savaş boyunca Almanları desteklediler. Savaş Moskova yakınlarına vardığında, şöyle yazıyorlardı: Yarın insanlık için muhteşem bir gün olacak, çünkü Hitler’in muzaffer tankları Moskova’da dolaşacak. İngiltere ve Fransa’nın resmi müttefiki olmalarına rağmen böyle yazıyorlardı.71 Savaştan sonra da SSCB’ye karşı düşmanca üslup devam etti: ‘Müslümanların ve inanmış insanların en büyük düşmanı Sovyetler Birliğidir. Bir komünist öldüren her Türk doğrudan Cennete gidecektir.’ Bir imam bu şekilde konuşuyor ve bu konuşması radyoda yayınlanıyordu” dedi Nazım.72

Nazım’ın Moskova’da uzun süre kalma meselesi de bu günlerde netleşmiş olmalı. 29 Haziran’da B. N. Ponomapyov, Politbüro üyelerine Nazım’ın gelişini bildiren bir rapor gönderdi, kendisinin dinlenmeye ve tedaviye ihtiyaç duyduğunu ve ona Moskova’da bir daire vermeyi önerdiğini belirtti. Ayrıca Nazım’ın TBKP (B) temsilcisiyle TKP’nin çalışmaları konusunda sohbet etme ricasında bulunduğunu belirtti.73 3 Temmuz’da kabul edilen Politbüro kararına göre Nazım Hikmet’in ağırlanması ve tedavisi Merkez Komitenin İdare İşleri birimine, tedavisi ise Kremlin Sağlık ve Tedavi İdaresine emanet edilmişti. Buna ek olarak Moskova’da kendisine üç ya da dört odalı bir daire tesis edilmesine de karar verilmişti.74 (Nazım tüm bunlardan dolayı Sovyet işçilerine yük olduğunu düşünerek kendini çok mahcup hissetmişti75). Konut ve tedavi imkanlarının sağlanması haricinde, Nazım’a çalışmalarının Rusça olarak yayınlanması karşılığında toplam 131.986 ruble76 telif ücreti verildi. Miktar çok olduğundan Politbüro öncelikle ücretin bir kısmı olan 72 740 rublenin ödenmesine karar verdi.77

Nazım’ın MK temsilcisiyle görüşme talebi de onaylandı ve G. M. Malenkov78 tarafından kabul edildi. Görüşme Temmuz ayında gerçekleşti.79 Nazım görüşmeye partideki kod adı Marat olan (İsmail Bilen), Komintern’in eski TKP temsilcisiyle birlikte gelmişti80. MK’deki görüşmeden sonra Nazım ve Marat önerilerini ortak bir metin olarak Malenkov’a sundular81. Metinde TKP’nin eylem programı ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştı. Metni kaleme alanlar Türkiye’nin iktidar çevrelerini sert biçimde eleştirip, faşist olarak adlandırmış ve Türkiye’yi ABD’nin askeri üslerinden birine dönüşmekle suçladılar.82 Ülkenin iç politik durumunu aktaran Marat ve Nazım Türkiye’deki ABD egemenliğini ülkenin ekonomisini de zayıflattığını, emekçi kitlelerin durumunu kötüleştirdiğini işaret ederek, bunun Türkiye’de ABD emperyalizmine ve onun uşaklarına karşı başında komünistlerin bulunduğu geniş bir birlikteliğin, ulusal cephenin zeminini oluşturduğunu vurguladılar.83

Nazım ve Marat, TKP’nin verili şartlara uygun olarak yeniden örgütlenmesini istiyorlardı ve bu konuda kimi somut önerilerde bulundular: Propagandanın güçlendirilmesi için Bağımsız Türkiye Radyosu adıyla bir radyonun kurulması, Moskova’dan Türkiye’ye yapılan radyo yayınlarının geliştirilmesi, TKP yayın organının yeniden basılması ve birleşik cephe fikrini savunacak yeni bir yayının kurulması. Nazım ve Marat kaleme aldıkları metinde ayrıca bir dizi parti kadrosunun ve sempatizanının yurt dışına çıkışını ayarlayarak, yurt dışındaki çalışmalara katılmasını planlamışlardı. Raporun sonunda ise tüm bu önerileri TBKP (B) MK’nın yardımını göz önüne alarak yaptıklarının altını çizdiler.84

Bütün bu önerilere başlangıçta olumlu yanıt verildi85 ve Nazım vakit kaybetmeksizin planını hayata geçirmeye başladı. Ağustos 1951’de Türkiyeli mültecilerin temsilcileriyle, TKP üye ve sempatizanlarıyla görüştükleri, III. Dünya Gençlik Festivali’ne katılmak için Berlin’e gittiler. Gezi izni, Politbüronun 2 Ağustos tarihli özel bir kararıyla verilmişti.86 Gezide Nazım’a, daha sonra bu konuyla ilgili V. G. Grigoryan’a87 ayrıntılı bir rapor yazan, SSCB Bakanlar Konseyi bünyesindeki istihbarat biriminde (dış istihbarat) görevli F. Adilov eşlik etti. Adilov’un aktardığına göre Nazım festival çalışmalarına aktif bir şekilde katılmıştı. Boş zamanlarında ise görünüşe göre TKP ile ilgili olduğu anlaşılan tartışmalar yapmak için Türklerle görüşmüştü. Adilov raporunu şu şekilde sürdürmektedir: “Görünüşe göre Parti sırlarını benden gizlemeye çalışıyordu.” Bununla birlikte daha sonra Nazım’ın kendisi, festivaldeki faaliyetleriyle ilgili olarak Adilov’a bilgi vermiştir. Sevim bacı’yı (Sevim Tarı)88 bir parti göreviyle Türkiye’ye göndereceğini, daha sonra ise birkaç yoldaşla birlikte geri döneceğini söylemişti. Nazım, Adilov’dan Grigoryan’ın (yani Dış Politika Komisyonu aracılığıyla) Romanya ya da Bulgaristan sınırından geçmeleri için onlara yardım etmesini istedi.89Adilov raporunda Nazım’ın karakterine dair, olumlu ve olumsuz gördüğü özelliklerini de rapor etmişti. Nazıma ilişkin izlenimlerini şöyle özetlemişti. “Bir şair olarak Nazım’ı zaten biliyorsunuz. Eğer onu, kısa süreli bir gözleme dayalı olsa da, çalışmaları ve davranışlarına göre karakterize etmek gerekirse şunlar söylenebilir: Çok yetenekli bir insan, iyi bir örgütçü, her türlü insanla anında iletişim kurabiliyor. Hiçbir koşulda bugünün işini yarına bırakmıyor, ilgisini çeken ve hoşlandığı bir işle uğraşırken yorulmak nedir bilmiyor, öyle ki yemek yemeyi dahi unutuyor. Övülmekten hoşlanıyor, her yerde dikkatlerin üzerinde olmasını ve onore edilmek istiyor. Küçük bir örnek vermek gerekirse, Pablo Neruda’nın resepsiyona davet edilip edilmeyeceği ve kendisine onunki gibi özel bir davetiye verilmemesiyle çok ilgiliydi, Pablo Neruda’nın davet edilmediğini öğrendiğinde mutlu olmuştu ve şöyle demişti: Ona benim kadar itibar gösterilmiyor. Tüm bunları özetlersek, eğer Nazım’ın başka hesapları yoksa yani bizim insanımızsa, çok değerli bir insan olduğunu belirtmek gerek” diye yazmıştı Adilov, Grigoryan’a.90

Nazım neredeyse Adilov’la aynı zamanda, 28 Ağustos’da Berlin gezisi hakkında TBKP (B) MK’sine Marat’ın da imzaladığı bir rapor göndermişti. Raporda Festival süresince Türkiye’deki koşullar ve plan kapsamında yapılan işleri özetlemişti. (Birleşik cephenin örgütlenmesi, Nazım’ın Barış Ödülü’nden aldığı parayla bir gazete yayımlanması, İrtibatlar kurmak vb.)91 Nazım mektubunda ayrıca Berlin’deyken aklına gelen yeni bir örgütlenme fikrini de ortaya koydu (Doğu Kominformu) “Berlin’deki festivalde Nazım, Yakın Doğu92 ve Kuzey Afrika delegeleriyle oldukça yakınlaşmıştı. Bu sohbetlerden anlaşıldığı kadarıyla, bu ülkelerde Amerika ve Britanya emperyalizmine karşı birleşik cephe şeklinde hareket etmek mümkündür. Bu cephenin, söz konusu ülkelerin Komünist Partileri, barış yanlılısı topluluklar, gençlik ve kültür örgütleri ile ünlü edebiyat ve sanat figürleri arasındaki bağlantı kurularak kolayca sağlanabileceğinden eminiz, diyordu”93.

Politbüro 4 Eylül’de bu mektuba ilişkin, Grigoryan’ın beş gün içinde cevap yazması kararını verdi94. Cevap taslağı 7 Eylül’de hazırdı, daha önce Malenkov adına gönderdikleri bir notta, TKP’nin Türkiye’de bulunan illegal örgütleriyle ilişki kurmalarına yardım edilmesi: “İlişkilerin kopukluğu ve mevcut zorluklar nedeniyle” reddedilmesi dışında, Nazım ve Marat’ın tüm önerileri kabul edilmişti.95 Grigoryan, Berlin Festivali ardından Nazım’ın sözünü ettiği “Doğu Komiformu” projesinden ise bahsetmemişti. Politbüro, bu öneriyi ne o zaman ne de daha sonra onaylamadı.

Eylül 1951’den itibaren Sovyet yönetimi çeşitli nedenlerden ötürü Nazım’ın önerileri konusunda daha ihtiyatlı davranmaya başladı. İlk olarak MK dış politika komisyonu Temmuz-Eylül ayları arasında, Nazım’ı yakın takibe alan istihbarat elemanları kanalıyla hakkında (örneğin Adilov) bilgi toplamış ve politik biyografisine dair bilgilerin bulunduğu Komitern arşivleri incelenmişti. Arşiv belgelerinde, Nazım’ın muhalefette yer aldığı ve başka sebeplerden ötürü TKP’den dört beş defa uzaklaştırıldığı, son kez 1934’te ihraç edildiği ve durumunda resmi olarak bir değişiklik olmadığı görülüyordu.96 Nazım’la birlikte Marat için de arşiv belgeleri derlenmişti.97 Bu bilgiler neticesinde herhangi bir karar verilmemiş, toplanan belgeler Nazım Hikmet ve İsmail Bilen’in şahsi dosyalarına eklenmiştir.

İkinci olarak ise istihbarat komitesinden, Türkiye istihbaratının elemanlarıyla Nazım’ı çembere almaya çalıştığına dair bilgi gelmişti.98 Görünüşe göre Sovyet yönetimi Nazım ve Marat’ın, TKP’nin yasa dışı birimleriyle ilişkilenme önerisini reddetmesi ve yurt dışı gezisi esnasında Nazım ve ilişkide olduğu kişilerin izlenmesi kararını bu yüzden vermişti.99 Nazım Berlin’de, Adilov’un kimlerle görüştüğünü tespit etmek için sıkı takibine rağmen (Tam olarak başarılı olmadığı Adilov’un kendisi de kabul etmişti), istediğini yapmışsa da aynı yılın Eylül başında Bulgaristan gezisi sırasında Nazım bu ülkede bulunan Türkiyeli politik göçmenlerle yapması gereken gayriresmi görüşmelerden tamamen izole edildi. Sadece Bulgaristan Komünist Partisi binasında Türklerle görüşme şansını yakaladı.100 Nazım’ın planladığı ikinci benzer bir toplantı Adilov tarafından, Nazım’a fark ettirmemeye çalışarak, engellendi. Adilov aynı zamanda Bulgaristan İçişleri Bakanlığı’ndan, Türkiye istihbaratının, Türkiyeli göçmenler arasındaki ajanlarıyla ilgili olarak bilgi aldı.101

İlerleyen zamanlarda Nazım’ın planını uygulamasıyla ilgili durum daha da kötüleşti. Ekim-Kasım 1951’de Türkiye ve Sovyetler’in ilişkilerinin kızışmasına bağlı olarak (Türkiye o zaman NATO’ya girmeye hazırlanıyordu)102 Türkiye hükümeti komünistlere yönelik kitlesel tutuklamalara girişti.103 TKP MK’nin bu kaybı, dış politika komisyonu tarafından geriye dönük olarak Nazım Hikmet’e bağlandı. Bu komisyonun başkanı V. G. Grigoryan, Politbüro’ya hitaben yazdığı 18 Ocak 1952 tarihli raporunda, bu kayıpların, Nazım Hikmet’in parti göreviyle Türkiye’ye gönderdiği Sevim Tarı’nın tutuklanmasından kaynaklandığını yazdı. Sevim Türkiye geçtikten sonra polis denetimine alındı ve bütün ilişkileri deşifre edildi, Türkiye’den Paris’e dönmeye hazırlandığı sırada ise TKP ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Bundan sonra “soruşturma makamlarına bildiği her şeyi anlattı”. Grigoryan, Berlin Festivali’ndeki dikkatsiz tavırlarından dolayı; “Yakın doğu ülkelerinin komünist parti temsilcileriyle partilerin yasadışı birimleri arasındaki örgütlenme sorunlarını, komünistlerin Türkiye sınırından yasadışı bir şekilde geçme olanakları ve Yakındoğu ülkelerinin kendi arasında bölgesel bir Kominform kurulması” gibi konuları aleni bir şekilde tartıştığı için bizzat Nazım’ın kendisini de suçlamıştır.104

TKP’nin kendisi ise yaşanan kayıpların nedenlerini farklı biçimde açıklamıştır. Kasım 1952’de, yani Grigoryan’ın mektubundan birkaç ay sonra TBKP (B) MK’sına, Marat tarafından “TKP’nin verili durumuna dair” detaylı bir mektup gönderdi. Geçen yıl boyunca yaşanan başarısızlığın birinci sebebi, Türkiye’nin NATO’ya girmesi süreciyle bağlantılı olarak “ülkede genel bir temizlik yapması”, ikincisi ise “yeraltı faaliyetini yeterli ciddiyetle ele almayan parti kadrolarının gizlilik ihlalleridir.”105

Nazım, tutuklamaları Kasım 1951’de Dünya Barış Konseyinin olağan toplantısına katılmak için gittiği Viyana’da, Türkiye’den kısa süre önce gelmiş olan Zekeriya Sertel’den öğrendi.106 Ardından Mayıs 1952’de Sabiha Sertel ve Adilov’la yaptığı konuşma esnasında özellikle Sevim Tarı’nın tutuklanmasından sonra kendisine yönelik güvensizlik oluştuğunu söyledi. “Moskova’da önemli bir yoldaşın yanındaydım. Ona planımı anlattım ve tümüyle kabul etti. Planın bir bölümünü Berlin Festivali sırasında hayata geçirdim ve Sevim bacıyı Türkiye’ye gönderdim. Orada onu aldılar. Şimdi bize güven duyulmuyor ve bence haklılar da. Onların yerinde olsaydım bende aynısını yapardım. Hain az mı?” ve “Nazım daha sonra Çekoslovakya’daki olayları ve Tito örneğini verdi” diye aktarmaktadır Adilov.107

Komünist Partinin Türkiye’deki başarısızlığının ardından, yurtdışında bulunan Türkiyeli tüm Komünistlerin durumu, Türk istihbaratının bir unsuru olma şüphesiyle yüz yüze olduklarından, sıkıntılı bir hal almıştı. 4 Nisan 1952’de Fransa’dan bir muhabir, Nazım’a mektubunda, “Sovyet tarafının bir temsilcisi ile Doğan hakkında (Nazım’ın Berlin’de görüştüğü ve Sovyetler tarafının provokatör olarak kabul ettiği bir Türk) bir görüşme yaptığını bildirdi “Burada Doğan hakkında bir soruşturma yürütülmekte, onunla ilgili sorduğum tüm sorular cevapsız bırakıldı ve bu konuda sorduğum soruların yanıtını almak için biraz daha beklemem gerektiği söylendi. Daha önce bu konuda olumlu bir tavır varken, şimdi ise bunun söz konusu dahi olmayacağını söylüyorlar.” diye bildirmektedir Nazım’a ve ardından şöyle devam etmektedir; “Yoldaş Kemal Dayan, Türkiye’den kaçıp Fransa’ya gelirse mümkün olan her türlü yardımda bulunacaklarına dair söz verdikleri halde, şimdi ise bunun söz konusu dahi olmadığını söylüyorlar.”108 Muhatabı, Nazım’a Türkiye’de tutuklanan yoldaşlarıyla ilgili son haberleri de veriyor. “Yapılan vahşice işkenceler neticesinde, Şevki Akşit dışında birkaç kişinin daha aklını kaçırdığı, bunun dışında işkencede birçok kişinin kör bırakıldığı, birçok kişinin yarı ölü hale getirinceye kadar dövüldüğü ve birçok kişinin de işkenceyi sonlandırmak için defalarca intihara kalkıştığı bildiriliyor.109

Grigoryan mektubunda Türkiye’deki başarısızlıktan dolayı Nazım’ı suçlamasına rağmen, Nazım şahsi olarak ciddi bir olumsuz muameleye maruz kalmadı. Böylece bu mektuptan iki hafta sonra 24 Ocak 1952’de Çaykovski Konser salonunda, Sovyet yazarların (K. M. Simonov, N. S. Tihonov, N. M. Gribaçyov’un da bulunduğu) ve Jorge Amado’nun katılımıyla Nazım’ın 50. Yaş günü kutlandı.110 Nazım sonrasında da SSCB’de güven içinde yaşamaya devam etti ve TKP’nin faaliyetlerini sürdürdü111. Görünüşe göre Türkiye’deki planlarını uygulamasına o zaman bir çarpı koymuştu.

Kuşkusuz Sovyet yönetimi Nazım’ı kendi çıkarları için kullanmıştır, fakat aynı şey Nazım için de söylenebilir: Her ne kadar başarısız olsa da Sovyet yönetimini TKP’nin çıkarları için kullanmıştır. Nazım, halkını yürekten seven bir yurtseverdi. 1940-1950 yıllarında Türk Hükümeti tarafından düşman ilan edilmesine sebep olan SSCB saflarına geçişi, Türkiye halkının Sovyetlerle çatışma istemediğine ve Türkiye’nin kuzey komşusuyla dostane ilişkilere ihtiyaç duyduğu (Atatürk dönemindeki gibi), ABD güdümüne girmesini istemediği ve dünyanın başka yerlerindeki savaşlara katılmasını istemediğine yönelik, inancından kaynaklanıyordu. Apolitik ve Komünist olmayan Tulyakova’nın da yazdığı gibi : “Nazım Hikmet ülkesinin en bilinçli, en iyimser ve en sevecen yurtseveriydi”.112

N.A. Lısenkov (2016), Doğu Arşivi Dergisi (Восточный архив) No 1 (33), ss. 75-87’den çevrilmiştir.

NOTLAR

1Nazım Hikmet’in hikâyesi (Tulyakova’nın aktarımıyla) bazı detaylar çıkarılarak A.A. Babev’in kitabında yayınlanmıştır (bkz. Babayev A.A. Nazım Hikmet jizn i tvorçestvo. Moskova 1975). Tamamı ancak 2009 yılında, Tulyakova’nın anılarının Rusça baskısında yayınlanmıştır (Bk. Tulyakova-Hikmet V., Posledniy razgovor s Nazymom. Moskova, 2009).

2Bu arşivlerin akademik literatüre girmesinin ilk adımı D. Hasanlı tarafından atılmıştır. Bkz. Hasanlı D. Hrushçovskaya «ottepel» i natsional’niy vopros v Azerbaycane (1954–1959). Moskova, 2009. S. 404–425.

3Nazım ilk olarak 35 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı, ancak dönemin Türkiye yasalarına göre bir kişiye 30 yıldan fazla ceza verilememesi sebebiyle indirim yapılmıştır. Bk. Babayev A.A. age. , s. 186.

4Nazım Hikmet’e yardım konusu, 1938’de Uluslararası Devrim Savaşçılarına Yardım Derneği’nin (UDSYD) Yürütme Kurulu’nun gündemine de getirilmiştir. Bu bağlamda Komitenin TKP temsilcisi İsmail Bilen, Nazım lehine bir yazı kaleme almıştı (Rusya Sosyo-politik Tarih Devlet Arşivi, Bk. RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 47. Ç. I. L. 85). Ayrıca Nazım Hikmet’in arkadaşları Türkiye’deki Sovyet Büyükelçiliği’ne başvurarak hapishanede Nazım üzerindeki baskıları basına bildirmelerini istemişlerdi (RSPTDA F.495, Op. 266. D. 47. Ç.1 L. 77.)

5Fransa’da birçok Türkiyeli öğrenci, hapishanede bulunan Nazım Hikmet’in şiirlerinden bazılarını Fransızcaya çevirerek yayımladılar. Bk. Fiş R.G. Nazım Hikmet. Etyudı jizni i tvoçhestva.. Moskova. 1984 S. 243.

6G.G. Kolesnikova ‘ya göre, öğrencilerin Nazım’ın durumunu anlattıkları Argon kampanyanın başlamasına önayak olmuş kişidir. Bk. Kolesnikova G., Sem let s Nazımom Hikmetom. Ijevsk, 1999. S. 17.

7RSPTDA F. 17. Op. 137. D. 455. L. 8.

8Agy., D. 151. L. 8.

9Bolşevik partinin 1925-1952 yılları arasındaki resmi adı. 1952’den itibaren partinin ismi Sovyetler Birliği Komünist Partisi olarak kullanılmıştır.

10Agy., L. 8-9., Buhert V.G. «Tema moyey dissertatsii ne yavlyayetsya sluçaynoy…» K istorii krizisa v sovetsko-turetskih otnoşeniyah v 1945–1947 godakh – Vostoçnıy arhiv. 2013. № 1 (27).

11RSPTDA. F. 17. Op. 137. D. 151. L. 12.

12Sovyet basınında yer alan yayınlar, Nazım Hikmet’i destekleme kampanyasını yürütücü pozisyondaydı. Örneğin, Nisan 1950’de Nazım dostları, Azerbaycan kamuoyuna bu kampanyaya katılma çağrısı yaptığında, Azerbaycan Komünist Partisi Merkez Komite Sekreteri H. Hasanov Dış Politika Komisyonu’ndan bu konuda onay isteyince, Komisyon “N. Hikmet’in savunması konusu basınımızda zaten işlenmektedir” cevabını vermiştir. RSPTDA F. 17. Op. 137. D. 455. L. 1.

13Hikmet N. , Izbrannoye. Moskova, 1951., Nazım Hikmet’in eserleri Rusça olarak son kez 1932’de yayımlanmıştı: Hikmet N. Stikhi. Moskova., 1932.

14RSPTDA. F. 17. Op. 137. D. 455. L. 2.

15Agy., L. 3.

16V. V. Tulyakova, Nazım Hikmet’in kendisine yaptığı anlatımlara dayanarak açlık grevinin başka bir nedenin daha olduğunu aktarmaktadır. Nazım (hapishane müdürünün yardımıyla) başka biriyle evli olan Münevver Andaç’la görüşür, Münevver eşinden boşanacaktır ve Nazım’la evleneceklerdir. Fakat Nazım’ın affı iptal edilince Münevver Andaç fikrini değiştirir. İddiaya göre Nazım açlık grevine bu yüzden başlar daha sonra durumdan haberi olmayan arkadaşlarının kampanya başlatması ile birlikte Nazım da politik talepler sunmaya başlar. Tulyakova-Hikmet, age., s. 223. (Daha sonra Münevver bir sepet çilekle Nazım’ın ziyaretine gelir ve anlaşırlar).

17RSPTDA. F. 17. Op. 137. D. 455. L. 4. Sabahattin Ali’nin öldürülme tarihinde kesinlik yoktur. Hapishaneden serbest bırakıldıktan kısa bir süre sonra Türkiye-Bulgaristan sınırını geçmeye çalışırken bir polis ajanı tarafından öldürülmüştür.

18Celile Hanım imza kampanyasını Galata Köprüsü’nde yapmıştır.

19 RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 47. L. 59.

20 Agy., L.55.

21Agy., L.53. Değişik şu şekilde yapılmıştır, doğrudan affa tabi olmayan kişiler için ceza süresi üçte iki oranında azaltılmıştır. Nazım, mahkûm edildiği 28 yılın 13’ünü doldurmuş olduğundan tahliye olma hakkı kazanmıştır.

22Pravda. 17 Temmuz 1950.

23RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 47. Ç. 47. L.7.

24Türk askerlerinin Kore’ye gönderilmesi, hükümetin NATO’ya katılma isteğiyle bağlantılıydı. Atayev T. SŞA, NATO i Turtsiya. Moskova, 1973. S. 217.

25Literaturnaya Gazeta. 24 Temmuz 1951.

26RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 47. Bölüm I. L. 18. 19 Temmuz 1951’de.

27Agy., L. 48

28Agy., L. 18.

29Agy., 47.

30Kongrenin Londra’da yapılmasına izin verilmediği için Varşova’da yapılmıştır.

31Pravda. 23 Kasım 1950.

32Literaturnaya Gazeta 12 Aralık 1950.

33RSPTDA. F. 495. Op. 266. D. 47. Ç. 1. L. 19.

34Agy., L. 19.

35Agy., L. 19-20.

36Bu kişi Nazım’ın kız kardeşinin eşi olan Refik Erduran’dı. (D.T. 1928) Nazım RİP MK’ye yönelik bildirgesinde kendisinden “kız kardeşimin eşi” olarak söz etmiştir. Olaydan on yıl sonra kaleme aldığı Otobiyografi adlı şiirinde de kendisinden “genç bir arkadaş” olarak söz etmiştir. (Literaturnaya Gazeta, 16 Ocak 1962). Nazım hiçbir zaman bu kişinin ismini açıkça ifşa etmediğinden polisin eline düşmedi. Refik’in ismini sadece Vera Tulyakova’ya söylemiş ve “kendisi açıklayana kadar” bunu bir sır olarak tutmasını istemiştir. Bk. Tulyakova Hikmet V., Age. S. 167. Babayev’in 1975’te yayımlanan kitabı da Tulyakova’nın anlatımıyla bire bir örtüşmektedir, bu eserde de Refik’ten bahsedilmemiştir.

37Zekeriya ve Sabiha Sertel çifti Nazım’ın yakın ve güvendiği dostlarıydılar. Sabiha Sertel Eylül 1950’de Nazım’ın isteği üzerine Türkiye’den firarına yardım etmeleri için Fransız Komünist Partisiyle görüşmek için yurt dışına gitmiştir. RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 47. Ç.II L. 161; F. 495. Op. 266. D. 23. Ç. II. L. 26-27

38RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 47 Ç. I. L. 161.

39Agy., L. 21.

40RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 47 Ç. I. L. 161. Paris’e giden Sabiha Sertel, Fransız Komünistlerinin Nazım’ın firarına yardı etmek istemediklerini söylemiştir.

41RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 47 Ç. I. L. 22.

42Agy.

43Literaturnaya gazeta. 17 Haziran 1951.

44RSPTDA F. 17. Op. 137. D. 752. ÇL. 2. Söz konusu tehdidin “trafik kazası” süsü vermek biçiminde yapıldığı söylenmektedir. Nazım daha önce donanmada staj yaparken de öldürme planı yapılmıştır. (Babayev A. A., a.g.e., s.204.)

45RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 47 Ç. I. L. 22.

46Sovyet gemisi Plehanov Romanya’ya satılmıştı fakat gemide hala bir Sovyet birliği bulunmaktaydı.

47Romanya’nın Karadeniz’de kıyısı bulunun liman şehri.

48RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 47 Ç. I. L. 22. Nazım bu şekilde yazmış olmasına rağmen, Vera Tulyakova’ya Refik’in kendisiyle Romanya’ya kadar gittiğini, daha sonra İstanbul’a döndüğünü söylemiştir (Tulyakova Hikmet V., age., s.166.)

49. Teknenin motoru durmuştu.

50Babayev A.A., a.g.e., s. 204-207; Tulyakova Hikmet V., age., s.166.

51Tulyakova Hikmet V., age, s.166. Bu iddia Babayev’in eserinde de geçmemektedir. Nazım, Tulyakova’ya denizcilerin, Moskova’yı, Stalin’i aradıklarını söylemiştir.

52Rusya Sosyo-politik Tarih Devlet Arşivi

53RSPTDA F. 575. Op. 1. D. 187. L. 43.

54A.y. L. 44.

55RSPTDA F. 495. Op.266. D. 47 Ç.I. L. 23.

56Agy., L. 30.

57Agy., L. 15-16.

58Agy., L. 15.

59Ayrıntılı bilgi için bk. Rusya Federasyonu Devlet Arşivi (RFDA): F. R-4459. Op. 27. D. 13053. L. 159.

60Agy., L. 165.

61Agy., L. 194. Nazım kısa süre sonra vatandaşlıktan çıkarıldı. Vatandaşlığı ancak, ölümünden çok sonra, 2009 yılında iade edildi.

62RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 47. Ç. I. L. 30.

63Agy., L. 23. Belirtilen tarihte Bükreş’te Komiform temsilciliği bulunmaktaydı.

64RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 47 Ç. I. L. 30-31.

65 Rapor Stalin’e hitaben gönderilmiş, Politbüro üyelerine ise kopyaları verilmişti. Stalin’e gönderilen bu ve benzeri belgelerin orijinalleri ne yazınki muhafaza edilmemiştir, bu yüzden Stalin’in Nazım’la ilgili alınan kararlara ilişkin kişisel tutumu kesin olarak bilinememektedir. Nazım’la daha çok politbüro üyelerinden Molotov (Politbüroya Nazımla ilgili gelen tüm belgeler Molotov’un sekreterliğinden geçmekteydi) ve Malenkov’du.

66RSPTDA F. 82. Op. 2. D. 1330 L. 62.

67Rusya Sanat ve Edebiyat Devlet Arşivi (RSEDA): F. 74. Op. 26. D. 5602. L. 1-2.

68RSPTDA F. 82. Op. 2. D. 1330. L. 74; Pravda 30 Haziran 1951; Literaturnaya gazeta. 30 Haziran 1951.

69Nazım halka açık konuşmalarından birinde kendisini, sadece eski değil, çok eski bir Moskovalı olarak nitelendirmiştir. Bk. Tulyakova Hikmet V., a.g.e., s. 166.

70RSEDA F. 631. Op. 26. D. 5603. L. 11.

71Agy., L. 11.

72Agy., L. 13.

73 RSPTDA F. 17. Op. 163. D. 1590. L. 113-114. Nazım konuşmasında özel olarak kiminle görüşmek istediğini belirtmemiştir, ancak Tulyakova’ya aslında Stalin’i görmek istediğini aktarmıştır. Bk. Tulyakova Hikmet V., age., s. 256.

74RSPTDA F. 17. Op. 163. D. 1590. L. 112. Nazım Moskova’da 1952-1963 yılları arasında, Pesçanaya 2 sokağı No: 6. adresinde ikamet etmiştir. 1976 yılında eve Nazım adına anıt plaketi takılmıştır. Bk. Sverçevskaya A.K. İzvestnıy i heizvestnıy Nazım Hikmet. Meterialı k biografii. Moskova, 2001. s. 65. Nazım SSCB’ye geldiği ilk günlerde Moskva otelinde kalmıştır. Bk. Tulyakova Hikmet V., age., s. 175.

75. Tulyakova Hikmet V. , age., s. 257.

76RSPTDA F. 17. Op. 137. D. 752. L. 145.

77Agy., Op. 163. D. 1612. L. 146.

78Nazım, Tulyakova’ya, Moskova’da geniş katılımlı bir yemek esnasında Sovyet tiyatrosu ve Stalin kültünü eleştirdiğini, bunun üzerine Stalin’in, hasta olduğu için kendisiyle görüşemeyeceğini belirterek, yerine Malenkov’u gönderdiğini, söylemiştir. (Bk. Tulyakova Hikmet V., age., s 256.) 1921 yılında Sovyetlere ilk gelişinde Lenin’le de kişisel olarak görüşmeyi isteyen Nazım, bunun yerine Komintern için kadrolar eğiten Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesine eğitim almaya gönderilmiştir. A. Sverçevskaya bu konu hakkında, 1961’de V. E. Meyerhold’u anma gecesinde Nazım’ın: “Moskova’ya Lenin’i görme umuduyla gelmiştim. Zira ona sormak istediğim bir soru vardı. Sovyet Rusya’da ilk olarak neyi, nasıl yaptınız? Ben de aynısını Türkiye’de yapmak istiyorum?” Ancak bana bu sırrı “Üniversitede alacağım eğitim” esnasında, uzun süre içinde öğrenebileceğimi söylediler” Bk.. Aziya i Afrika segodnya. 2002. № 2. S. 69.

79Nazım ve Marat’ın, G. M. Malenkov adına verdikleri not 23 Temmuz 1951 tarihlidir, ancak Nazım Moskova’ya geldikten sonra bu tarihten önce kendisiyle görüşmüştür. Tulyakova’nın notu da Malenkov’la bu görüşmelerini doğrulamaktadır.

80İsmail Bilen-Marat (1902-1983) Komiter’in kapatılmasından sonra Moskova’da siyasi mülteci olarak kalmayı sürdürmüş ve radyo yayın komitesinde Türkiye yorumcusu olarak çalışmıştır. Daha sonra ise TKP genel Sekreteri olmuştur (1974-1983.)

81RSPTDA F. 82. Op. 2 . D. 1330. L. 82.

82Bu fikirler Nazım’ın Türkiye’den ayrıldıktan hemen sonra ifade ettiği fikirleriyle aynıdır.

83RSPTDA F. 82. Op. 2. D. 1330. L. 83-84.

84Agy., 84-86.

85Anlaşılan, bu onay sözlü olarak verilmiştir. 4 Ağustos, 7 Eylül ve 21 Eylül 1951 tarihli önerilerine ilişkin kararnameler olmakla birlikte, bu konuda politbüro kararnamesi çıkarılmamıştır (RSPTDA F. 82. Op. 2. D. 1330. L. 90-92, 109-111, 116-118.) Daha sonra bizzat Nazım’ın kendisi de MK tarafından kendisine olumlu yanıt verildiğini söylemektedir. (RSPTDA F. 495. Op. 266 . D. 47. Ç. II L. 101).

86 RSPTDA F. 17. Op. 163. D. 1593. L. 48.

87RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 47. Ç. II L. 158. Adilov’un V.G. Grigoryan’a sunduğu 27 Ağustos 1951 tarihli rapor.

88Sevim Belli

89Agy., L. 159. Nazım daha sonra, Adilov aracılığıyla, Sürgünde zor durumda bulunan Sabiha Sertel için yardım talebinde bulunmuştur. (RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 47. Ç. II L. 100). (Bu istek kabul edilmiştir).

90RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 47. Ç. II L. 162-163). Nazım Hikmet, şairler güzel kadınlar gibi birbirlerini kıskanırlar demiştir. Nazım ayrıca “Şahsen ben meslektaşlarıma karşı hiçbir zaman böyle bir duyguya kapılmadım kapılmayacağım” iddiasında da bulunmuştur. Literaturnaya Gazeta 4 Ekim 1962.

91RSPTDA F. 82. Op. 2. D. 1330. L. 101.

92Rusça Literatürde Orta Doğu yerine bu ifade kullanılmaktadır.

93Agy., L. 106.

94RSPTDA F. 17. Op. 163. D. 1596. L. 151.

95RSPTDA F. 82. Op. 2 . D. 1330. L. 111.

96Agy., L. 121. Marat, Nazım’ın partiye tekrar kabul edildiğini sözlü olarak bildirmişse de bu durum belgelere geçmemişti, Nazım buna rağmen yeniden parti çalışmalarına katılmaktaydı. (RSPTDA F. 495. Op. 266 . D. 47. Ç. I L. 14). Özellikle de İspanyol Cumhuriyetçileriyle dayanışma faaliyetlerinden ötürü diğer Türkiyeli komünist yoldaşlarıyla birlikte hapsedilmesi bunu göstermektedir. (Noveyşaya İstoriya Turtsii Moskova, 1968, s. 163).

97RSPTDA F. 495. Op. 266. D. 12. Ç. I L. 30-33, 35-38. Görünüşe göre bu arşiv taramasında Marat’la ilgili bulunan dikkate değer tek olumsuz bilgi partiden bir yoldaşının eşiyle yaşadığı birlikteliktir. Sovyet yönetiminin, Marat ve Nazım’la ilgili bilgi toplamasını bu kişilerin güvenilir olup olmadığını öğrenmek ve Malenkov’a mektupla bildirdikleri önerilerine dair değerlendirme yapmak için olduğu söylenebilir.

98RSPTDA F. 82. Op. 2 . D. 1330. L. 124. Bu 21 Eylül 1951 de Grigoryan tarafından politbüroya gönderilen belgede bu konudan söz edilmektedir.

99RSPTDA F. 82. Op. 2. D. 1330. L. 118.

100RSPTDA F. 495. Op. 266 . D. 47. Ç. II L. 154.

101Agy., L. 156-157.

102Gastaryan M.A., Oreşkova S.F., Petrosyan Y.A. Oçerki İstoriya Turtsii. Moskova 1983 s.227; SSSR i Turtsiya. 1917-1979. Moskova, 1981. S. 193-194.

103Tutuklamalar 1951 yılında Eylül sonu ve Kasımın ilk günlerinde gerçekleşti. Tutuklanan onlarca insan arasında bazı TKP yöneticileri de vardı (Reşat Fuad Baraner, Zeki Baştımar ve Mihri Belli) bk. RSPTDA F. 495. Op. 266 . D. 47. Ç. II L. 129.

104RSPTDA F. 82. Op. 2 . D. 1330. L. 128.

105Agy., L. 132.

106RSPTDA F. 495. Op. 266 . D. 47. Ç. II L. 130-131.

107Agy., L. 101. TKP’nin darbe almasına ilişkin başka nedenlerde öne sürülmüştür. Adilov, Sabiha Sertel’in , SSCB’li Balkanov soy isimli biri hakkında anlattıklarından söz etmektedir, bu kişi 1941-1946 yıllarında SSCB İstanbul Konsolosluğunda görev yapmıştır daha sonra Türkiye’ye bağlı bir ajan olduğu iddia edilmiştir. (RSPTDA F. 575 Op. 1 D. 218. L. 93)

108RSPTD F. 495. Op. 266. D. 47. Ç. II L. 111. Mektup, Marat üzerinden Nazıma ulaştırılmıştı. Mektubun Rusçaya çevrilmiş bir kopyası Nazım’ın şahsi dosyasına konulmuştur.

109RSPTD F. 495. Op. 266 . D.47. Ç. II. L. 116.

110Komsomolskaya Pravda. 25 Ocak 1952.

111Nisan 1962 Nazım Hikmet; Zeki Baştimur ve İsmail Bilen’le birlikte TKP yurtdışı bürosuna dâhil oldu. RSPTD F. 495. Op. 266 D. 47. Ç. II. L. 5.

112Tulyakov Hikmet, age., s.167. Tulyakov adı geçen eserinde şu satırları da yazmaktadır: “Sıradan bir Rus kadını olarak, bir şairin eserleri ve konuşmaları yüzünden 55 yaşına hapsedilmesini, vatan haini ilan edilmesini ve birçok ülkeden onurlu insanın baskısıyla affedildiğinde ise ölümle tehdit edilmesini anlayamıyorum. Bana bunları sen anlattın, sana inanıyorum. Elbette, yaşam senin için değerliydi, Peki neden? Ülken de artık şairlerin zindana atılmasın, Türkiye evlatları için bir ana kucağı gibi güvenli olsun diye”.