Şu ana kadar Türkçe’de Makhno’yla ilgili yayınlananların tümünün anarşist, özelde de Makhnovist kaynaklar olduğunu görüyoruz.

Eğer Güney Ukrayna’da 1917-1921 döneminde hüküm süren Makhno Hareketi’nin (Makhnovşçina) ender rastlanan tipte bir “iktidardaki anarşizm” olduğu kabul edilecekse ve Makhno’nun Bolşeviklerin komünizmine karşı “özgür sovyetler” ve “köy komünleri” temelinde bir alternatifi pratiğe geçirdiği iddiası yaygınsa, o zaman Makhno örneği, bu iki modeli pratik uygulamaları içinde karşılaştırmalı incelemek için bir imkândır.

Makhno, Türkiye’deki anarşist yazının öne sürdüğü üzere “liberter” bir anarşizmin öncüsü, Kızıllara da Beyazlara da alternatif yeni bir düzenin uygulanabilirliğinin örneği, Bolşevik otoriterizmin pratik bir eleştirisi, merkezi planlamaya karşı yerel köy komünlerinin kurucusu mudur? Yoksa Troçki’nin öne sürdüğü üzere, zengin köylülerin çıkarlarını temsil eden bir “anarko-kulak hareketi” midir? Bu yazıda bu konuya en azından ana hatlarıyla aydınlık getirmeye çalışacağız.

İnternet ortamının kısıtlılığına tabi olduğumuzdan, konunun gerektirdiği genişlikte yazma şansımız yok! Kendimizi esasen Makhno’nun hakim olduğu bölgelerde uyguladığı iktisadi-toplumsal modeli ve “özgür sovyetler” pratiğini ele almakla sınırlayacağız. Konunun önemli bir boyutunu oluşturan askeri süreçleri yazının kapsamı dışında tutacağız.

Hulay-Polye’de Devrim

Nestor Makhno, Şubat Devrimi’yle hapisten çıkan anarşist bir siyasi tutsaktı. Bir Çarlık polisini vurmaktan ağır hapse mahkum olmuş ve 9 yıl yatmıştı. Hapishanede anarşist komünist yazını inceledi, kendisini eğitti. Kropotkin’in düşüncelerine yakındı. Onun öğretileri doğrultusunda, geleceğin toplumunun üretici birliklerinin esnek bir federasyonundan oluşması gerektiğini, bu toplumda iş bölümünün son bulacağını ve böylece herkesin özgür iradesiyle çalışacağı organik bir komünal topluma dönüleceğini öngörüyordu.

Makhno, özgürlüğün ardından Ukrayna’nın batısında yer alan köyü Hulay-Polye’ye dönerek burada örgütlenme çalışmalarına başladı. Devrimden sonra köye dönen yegane siyasi tutsak olarak büyük bir saygınlığı vardı. Kısa sürede Hulay-Polye Sosyal Komitesi Başkanı oldu ve köyde yerel iktidarı elinde tutmaya başladı. Bölgedeki anarşistleri etrafında birleştirdi. Geniş kitle çalışmasını esas aldı. Anarşist bir örgüt kurmanın zorunluluğuna yoldaşlarını ikna etti. Çalışmalarında Moskova’daki teorik olarak güçlü anarşist çevrelerin desteğini istedi; özelde de Kropotkin’e mektup yazarak desteğini talep etti. 1918’de Moskova’yı ziyaret ettiğinde bu çevrelerle yüz yüze de görüştü. Aldığı yanıtlar pek iç açıcı değildi. Ona kendi bildiği gibi davranması salık verilmişti. Gerçekte 1917’den 1921’e kadar süren mücadelesinde anarşist teorisyenlerin herhangi bir katkısı olmadı.

Bu, 1917 devriminde anarşist teorinin etkisizliğinin açık bir ifadesiydi. Devrim gelip çatıncaya dek, insanın kulağına hoş gelen ne kadar anarşist kavram varsa, devrim zamanlarında paramparça oluyor, uygulanamıyor ve anarşist militanlar böylece devrimin kaotik ortamında el yordamıyla yürümeye mahkûm kalıyorlardı.1

Böyle olunca, Makhno, anarşist teorisyenlerden ziyade kendi devrimci içgüdülerini dinledi. Ona yön veren, iradesini birleştirdiği Ukrayna köylülerinin istemleri oldu.

Makhno, Hulay-Polye’deki yerel iktidar organı “Sosyal Komitenin” başına geçmeyi anti-otorite teorisiyle uyuşturarak bölgedeki anarşistleri ikna edebildi. Makhno’nun bu dönemde elde ettiği bir diğer önemli başarı, Köylü Birliği’ni kurarak bütün köylüleri bir araya getirmesiydi. Siyasal mücadelesinin temelini oluşturacak olan, köydeki bütün sınıfların birleşik cephesinin ilk kitlesel denemesini Hulay-Polye’de başarmıştı. İlerleyen süreçte Köylü Birliği, Köylü Sovyeti’ne dönüştü.

Makhno, Şubat Devriminin ardından Moskova ve Petersburg’da kümelenen ve kitlelerle fazla bağ kuramayan anarşist liderlerin aksine, örgütlenmek için çok elverişli bir toplumsal zeminle karşılaştı. Kendi ifadesiyle: “O dönemde, içgüdüsel bir anarşizm Ukrayna emekçi köylülüğünün bütün planlarına yön veriyordu. Bu eğilim, her türlü devlet otoritesine duyulan açık nefret ve kendini bundan kurtarma özlemi biçiminde ortaya çıkıyordu.” (Makhno, 1996)

1917’de Ukrayna, Rus İmparatorluğu’nun bir tarım bölgesiydi. Köyde sınıf farklılaşmasının geliştiği, toprak ağalığı ve malikâne sisteminin yanı sıra zengin köylü (kulak) sınıfının da güçlü olduğu, kapitalist üretimin ve meta-piyasa ilişkilerinin tarıma hâkim olduğu bir sosyoekonomik yapıya sahipti. Şubat Devrimi’yle toprak ağalarının iktidarı yıkıldığı zaman, köyün geride kalan bütün sınıfları (kulaklar, orta ve küçük köylülük, yoksul köylülük, topraksız köylülük) onların topraklarına el koymakta birleşti. Bu anlamda, bir ortak köy cephesinden söz etmek mümkündü. Bu temelde köyün burjuva ve emekçi sınıfları arasında demokratik bir irade birliği doğdu. Toprak ağası soylu sınıfın malikânelerine el kondu ve köylüler arasında paylaştırıldı. Hiç kuşkusuz, bu dağıtımdan en kârlı çıkan, en büyük ve verimli toprakları elde eden, yine kulak sınıfı oldu. Malikanelerin parçalanmasının ardından Ukrayna kırının yeni egemen sınıfı kulaklar oldu. Sayıca az olan kulaklar, iktisadi güçleri ve geniş bağlantıları sayesinde kırdaki emekçi yoksul köylülüğü de peşinden sürükleyecek beceriye sahipti.

Eylül ayında gerçekleşen Kornilov darbesinin ardından, Hulay-Polye’de de bir sosyal devrim yaşandı. Petersburg Sovyeti’nin çağrısını hayata geçirerek Devrimi Savunma Komitesi’ni kuran anarşistler, Sosyal Komiteyi devirerek iktidarı ele geçirdi. Toprak ağaları ve burjuvazi mülksüzleştirildi. Makhno, Devrimi Savunma Komitesi Başkanı olarak bu devrime de yerelinde öncülük etti. Ekim Devrimi’nin gerçekleştirdiği şeyi, bir ay kadar öncesinden Hulay-Polye emekçi sınıfları da gerçekleştirmiş oluyor: Burjuva geçici hükümetin devrilmesi, sömürücü sınıfların devlet organlarından dışlandığı bir Sovyet iktidarının kurulması, toprak ağaları ve burjuvazinin mülksüzleştirilmesi. Bu olgu, Ekim Devrimi’nin bir “Bolşevik darbesi” olduğu yönündeki liberal söylemin de kofluğunu ortaya koyar. Rusya’da sınıflar mücadelesinin Eylül-Ekim 1917’de ulaştığı aşama, ya Kornilov darbesi tipinde bir burjuva karşı-devrimini ya da Ekim tipinde bir proleter devrimini zorunlu kılıyordu. Şubat Devrimi’nin ortaya çıkardığı ikili iktidar döneminin artık kesin olarak sonuna gelinmişti. Kararlı devrimciler bu gerçeği eylemleriyle yanıtlayarak Sovyet iktidarının kurulmasına ön ayak oluyorlardı.

Anarşist Köylü Komünleri

Hulay-Polye bölgesinde malikâne topraklarının dağıtımı esnasında, belli topraklar yoksul köylüler için komünler kurulması amacıyla ayrıldı. Şubat 1918’de anarşist köylü komünleri oluşturuldu. Makhno’nun kuruluşuna öncülük ettiği bu komünlere dair, bugüne kalan yegâne yazılı belge, Makhno’nun ve Arsinov’un hatıratlarında yaptıkları anlatımlardır.

Makhno’nun komünlere dair uzun ve detaylı anlatımında üretim süreciyle ilgili somut bir bilgi yer almıyor (Üretim nasıl gerçekleştiriliyordu, iş bölümü nasıldı, makine kullanımı ne düzeydeydi, tohum vb. tedariki nasıl sağlanıyordu, hasat nasıl paylaşılıyordu, vb.) (Darch, 1994: 106-108). Komünal mutfak ve ortak yemekler ise ayrıntılıca anlatılıyor. Bu haliyle komünler daha çok tüketim kooperatifini andırıyor. Komüne dair kararların komünün bütün üyelerinin yer aldığı bir genel meclis tarafından alındığını da Makhno’nun anlatımından biliyoruz.

Makhno’nun teorisyeni Arsinov ise, bu komünleri şöyle tarif ediyor:

Bunlar çalışmayı kendileri ve diğerleri için önemseyen, gerçek köylü komünleriydi. Köylüler, öncelikle günlük yiyeceklerini elde etmek için bu komünlerde çalışıyorlardı. Buna ek olarak, her biri ihtiyaç duyduğu maddi ve moral desteği buluyordu (…) Kardeşlik ve eşitlik ilkeleri bu komünleri yönlendiriyordu. Herkes –kadın, erkek, çocuk– yeteneklerine göre çalışıyordu (Arsinov, 1998: 72-73).

Makhno, bizzat kendisinin kuruluşunda yer aldığı 4 komünden bahsediyor. Her komünde 10 aile olduğu bilgisini de paylaşıyor. En kalabalık komünün 300 kişiden oluştuğunu belirtiyor. Böylece, milyonlarca köylünün yaşadığı bir bölgede Makhno’nun komünlerinin en fazla 1200 kişiyi, en iyi ihtimalle birkaç bin daha fazlasını kapsadığını anlıyoruz. Bu komünlerin dışında kalan köylüler, üretimi eski tarzda gerçekleştiriyorlardı. Topraklar bireysel olarak ekilip biçiliyor ve piyasaya kulaklar yön veriyordu.

Şubat’ta kurulan komünler, bölgenin Avusturya ordusu tarafından işgali nedeniyle martta dağıtıldı. Ne var ki, Komünler, Avusturya-Alman işgalinin son bulmasının ardından, 1919’un başlarında, Ukrayna’da milliyetçi Direktuar rejimiyle Bolşevikler arasındaki çatışmalar döneminde yeniden kurulmaya başlandı. Komünler yine sayıca çok azdı.

Sınırlı sayıdaki köylü komünleri, Hulay-Polye’nin 20 kilometrekarelik çevresinde yer alıyorlardı. Ne var ki, Arşinov’a göre Makhno hareketinin nüfuz alanı, ya da “merkezi Makhnovist bölge” Hulay-Polye’nin etrafındaki 128 kilometre çapındaki bölgeydi. Dolayısıyla milyonlarca köylünün yaşadığı bu bölgede kurulan anarşist komünler, toplam tarımsal üretimi düzenleme bakımından adeta “denizde damla” idi. Dahası, komünlerin kuruluşuna yönelik bu ikinci pratik hamlenin de ömrü iç savaş koşullarından dolayı 6 ay kadar sürmüştü. En uzunu birkaç ay süren ve kapsadığı üretim hacmi önemsiz derecede küçük olan bu deneyimlerden sosyal devrimin temelinin çıkacağını öne sürmek pek mümkün değildir.

Toprak açlığı bütün Ukrayna köylülüğünü malikânelere karşı, devrimci eylemde birleştiriyordu, ne var ki, anarşist komünlere ilgi azdı. Makhno, komünleri anlattığı aynı yerde, komünlerin dışında kalan, “henüz kulaklara bağımlılıktan kurtulamamış” köylü kitlelerinden bahsediyor. Bu aynı zamanda, Ukrayna kırsalında tarımsal üretimin o dönemde kulakların etkisi altında olduğunun da açık ifadesi olmaktadır. Küçük ve orta köylüler sosyal ve iktisadi açıdan zengin köylülere bağımlıydı. Makhno’nun birkaç bin köylüyü kapsayan komünleri bu gerçeği değiştirmiyordu.

Makhno’nun Sosyal Dayanağı

Kesin olan, Makhno’nun faaliyet bölgesinde sosyal tabanını “köy”de bulduğu, köylülerin desteğini aldığı, Kara Ordusunu köylülerden teşkil ettiği ve bir köylü hareketi olduğudur. Köylülerin birleşik cephesini yaratmayı, sınıf savaşımını köye sokmadan, bütün köylü sınıfların ittifakının üzerinde yükselmeyi esas aldı. Fakat, komünleri örgütlemek tam da sınıf savaşımını köyün içine sokmak anlamına gelecekti. Volin, Makhnocuların, köylüleri komünlere sokmak için hiçbir baskı yapmadığını, sadece özgür komünlerin propagandasını yapmakla yetindiklerini belirtiyor (Darch, 1994: 37). Arsinov da benzer bir aktarım yapmaktadır:

Komün sayısı çok fazla değildi ve nüfusun ancak küçük bir azınlığını kapsıyordu. Özellikle toprakları pek iyi durumda olmayan köylülerden oluşuyordu. Fakat çarpıcı olan olgu, bu komünlerin yoksul köylülerin kendileri tarafından kurulmalarıydı. Makhnovistler köylülere bu yönde en ufak bir baskı uygulamamışlar, kendilerini yalnızca özgür komün düşüncesinin propagandasını yapmakla sınırlamışlardı. (Arsinov, 1998: 72)

Mücadelenin ilerleyen yıllarında, köy komünleri Makhnocuların dikkat merkezinden yitip gitti, onların bütün ilgisi, Kara Ordu’nun giderek artan ihtiyaçlarını karşılamak haline geldi. Bu kayış içinde kulaklara, onların sağlayacağı malzemelere bağımlılıkları arttı.

Kulaklar ve emekçi köylüler, 1917-1921 dönemi Ukraynası’nda belirli ortak paydalara sahiptiler. İlkin, köylü sınıflar Ekim Devrimi’nin toprak ağası soylular sınıfını tasfiye etmesini ve malikâne topraklarının köylülere dağıtılmasını coşkuyla desteklemişlerdi. Dolayısıyla, eski soyluluk düzenini restore etmeye çalışan Alman-Avusturya işgalcilerine ve onların kuklası Hetman rejimine de, Çarlık generallerinin kurduğu Beyaz Ordulara da şiddetle karşıydılar. Bu dağıtımda payına en büyük toprak payı düşen kulaklar da en az emekçi köylüler kadar, eski toprak düzeninin kurulmasına karşıydı.

Diğer yandan, köylü sınıflar, şehirlere tahıl yollamak istemiyor, tahıl fazlasını kendileri için saklamak istiyorlardı. Sovyet iktidarının kentleri beslemek için umutsuzca ihtiyaç duyduğu tahılı depolarda istiflemeyi tercih ediyorlardı. Şehirler, onlar açısından, kendilerine hiçbir şey vermeden onlardan tahıl alan yabancı bir güçtü. Bolşevikler, “savaş komünizmi” politikası çerçevesinde, köylerden tahıl toplamaya, depolardaki tahılı zorla almaya başladılar. Bu, kentlerin ayakta kalabilmesi için bir zorunluluktu. Sovyet Rusya abluka altındaydı. Ülke toprakları üzerinde 14 devletin orduları bulunurken, Sovyet iktidarı dışında ilan edilmiş 29 burjuva ve Beyaz hükümet daha bulunuyordu. Emperyalist abluka nedeniyle 1919’da Kızıl Rusya’ya dışarıdan “tek bir mektup, tek bir gıda kolisi, tek bir yabancı gazete giremiyordu” (Yanowitz, 2007). Sovyet iktidarının buğdayı bulabileceği yegâne kaynak, Rusya ve Ukrayna kırından başka bir yer olamazdı. Ne var ki, iç savaş nedeniyle sınai üretimin dibe vurması nedeniyle Sovyet iktidarı, köylülere tahılın karşılığını ürün olarak ödeyecek durumda da değildi. Lenin, bu durumu “avans” kavramıyla açıklıyordu; Ekim Devrimi sayesinde toprağa kavuşan köylülük, toprağını Beyaz Ordulara karşı savunan Sovyet iktidarının tahıl zoralımını, gelecekte ödenecek bir avans gibi görmelidir. (Ki, iç savaşın bitmesinin ardından 1921’de uygulamaya konulan Yeni Ekonomi Politikası -NEP- bir anlamda bu avansın geri ödenmesi anlamına geliyordu.) Köylerden tahıl zoralımı, zorlu iç savaş yıllarında kentlerdeki nüfusun hayatta kalabilmesinin yegâne yoluydu. İç savaş boyunca çatışmalarda 350.000 insan ölmekle birlikte, açlık ve salgın hastalıklardan 7 milyon insan ölmüştü.

Rusya nüfusunun %25’i bu yıllarda sürekli açlık çekiyordu. İnsanlar ölü atları yiyor, hatta bazı örneklerde yamyamlık görülüyordu. Ne var ki, ülkede tahıl yok değildi. Büyük şehirleri beslemek için ayda 270 bin ton buğday yeterliyken, sadece Kuzey Kafkasya bölgesinde istiflenmiş 2,5 milyon ton tahıl vardı.

Ekim Devrimi, nüfusun %80’ini köylülerin oluşturduğu bir ülkede gerçekleşmişti. Kentlerdeki proleter (sosyalist) devrim, kırlarda malikâneleri parçalayan bir köylü savaşının desteğiyle zafere ulaşmıştı. Ancak toprağı elde eden köylülük şimdi kentlerin kaderiyle ilgilenmiyor, tahılı istiflemeyi tercih ediyordu. Sovyet iktidarı önce zor dışındaki yöntemleri denese de, tahılı almanın zor dışında bir seçeneği olmadığı açığa çıkınca, köylere tahıl zoralımı ekipleri gönderildi. Tahıl zoralımları kentlerde yaşayan kitlelerin iç savaş boyunca sınırlı da olsa beslenebilmelerinin yegane güvencesiydi. Hiç kuşkusuz, köylü kitleleri üzerinde yabancılaştırıcı etkisi de oldu.

Kulaklar, orta ve küçük köylülük (farklı derecelerde de olsa) tahıl zoralımlarına karşı çıkıyordu. Bolşevik tahıl alım birlikleri pek çok yerde saldırıya uğruyor, binlerce komünist bu saldırılarda hayatını yitiriyordu. Şiddet uygulanmadığı durumlarda da köylüler, hasadı gizlemenin bir yolunu buluyordu. 1920’de bir hükümet yetkilisi, toplam hasadın 1/3’ünden fazlasının hükümet yetkililerinden gizlendiğini tahmin ediyordu.

İşte Ukrayna’da Makhno hareketi, köylü kitlelerinin bu iki muhalefetini kendi bünyesinde birleştirerek güçleniyordu: Soyluların Beyaz Ordusuna ve toprak ağalığının geri gelmesine de, Bolşevik Kızıl Orduya ve tahıl zoralımına da hayır! Buradan, Troçki’nin Makhnovşçina’yı “anarko-kulak hareketi” olarak tanımlayışını paylaştığımız sonucu çıkartılmasın. Aksine bu, oldukça yüzeysel ve basitleştirici bir tanımdı. Her ne kadar Troçki, ilk başta Makhno’nun kulak yanlısı siyasetinin “bilinçsizce” olduğunu vurgulasa da, giderek Makhno’yu öznel bakımdan da bir kulak hareketi olarak tanımlamaya başladı. Karşıdevrimci Ataman Grigoryev’le Makhno’yu özdeşleştiren vurgular yapıldı. Büyük Sovyet Ansiklopedisi ve diğer Sovyet kaynakları buradan hareketle Makhno’yu bir zengin köylü (kulak) hareketi olarak tanımladılar.

Oysa bu tanım aldatıcıydı. Max Nomad’ın da dediği gibi; “Eğer o Ukrayna milliyetçilerinin davetini kabul etmiş olsaydı, onların henüz şekillenmekte olan ordusunun en şanlı generallerinden birisi olabilirdi. Fakat öğretmenlerin ve avukatların yönettiği bir ‘kulak’ Ukraynası onun ulaşmak istediği ideal değildi.” Bu yüzden Rada’yla, Direktuar’la ve Petlura’yla işbirliği yapmamıştır.

Bir köy koalisyonu kurmayı esas alan, köyün içinde sınıf mücadelesini geliştirmeyen ve komünleri bu yolla bütün köylere yaymayan, kulak sınıfıyla uzlaşmayı sonuna kadar koruyan Makhno’nun sınıf karakteri küçük burjuva köylü hareketidir. Öznel olarak bir kulak hareketi olmadığı kadar, nesnel olarak kulakların etki alanında kaldığı da bir başka gerçektir. Tıpkı Ukrayna köylülerinin birleşik kitlesini iktisadi sosyal gücüne dayanarak kulak sınıfının yönlendirmesi gibi, bu birleşik kitlenin ayrımsız temsilcisi olmayı esas alan Makhno Hareketi de son tahlilde kulakların sınıf çıkarlarınca yönlendirilmişti.2

Sovyet İktidarı ve Makhno

Makhno’nun kendisi bir yoksul köylüydü, Kara Ordusu’nun çoğunluğunu da küçük, orta ve yoksul köylüler oluşturuyordu. (Ancak kulak ailelerinden, eski Narodniklerden, maceracılardan, Bolşevik düşmanlarından da katılımlar vardı.) İç Savaşın ilerleyen aşamalarında iki kez Kızıl Ordu’yla ittifak yaptığı halde hiçbir zaman Beyazlarla veya Ukrayna Milliyetçileri’yle ittifak kurmadı. Hatta Beyaz Ordu generali Wrangel’den gelen ittifak teklifini hakaret sayarak, haberciyi kurşuna dizdirdi. Bu tutumu Makhno’yu, önce Ukrayna burjuva milliyetçileriyle, sonra ise Beyaz Ordu’yla itttifak yapan Ataman Grigoriev’den de, Kızıl Ordu’ya karşı Beyaz Ordu’yla ittifak yapan Sibirya anarşist hareketi liderlerinden Novoselov’dan da ayırır. Her ne kadar bir dönem güçlerini Ataman Grigoriev’le birleştirdiyse de, nihayetinde bu karşıdevrimci haydudu cezalandıran da Makhno oldu. Makhno’yu bugüne taşıyan ve yücelten tavrı, Beyaz Ordulara ve burjuva milliyetçilerine karşı sergilediği bu uzlaşmaz tutumuydu.

Ne var ki o, bundan ibaret değildi. Makhno, hâkim olduğu bölgelerde Sovyet iktidarının kurumlarını da yasakladı. Bolşevik partinin (ya da herhangi bir partinin) örgütlenmesi yasaktı: “Çeka’nın, parti komitelerinin ve benzeri zorlayıcı otoriter ve disiplinci kurumların varlığına özgür işçi ve köylüler açısından tahammül edilemez.” Makhno’nun “özgür” Sovyetlerinde “partilerin yeri yok”tu, zira partilerin Sovyetlere katılımı, bu organları “parti temsilcileri durumuna dönüştürebilir ve bu da Sovyet sisteminin devrilmesine götürebilirdi”. Kızıl Ordu’nun varlığı da yasaklanmıştı: “Devlet milisi, polisi ve ordular yasaklanmıştır. Bunun yerine halk kendi öz savunmasını örgütleyecektir. Öz savunma sadece işçiler ve köylüler tarafından örgütlenebilir”. İç savaşta Sovyet iktidarını ayakta tutan başlıca aygıt olan Çeka, yasaklanmıştı (Arsinov, 1998: 203-204).

Makhno kendi parasını basmadı. Bu anarşist teoriye aykırı olacaktı. Bunun yerine, o dönemde basılı bütün para birimlerini eşitledi: Sovyet iktidarının bastığı para da, Ukrayna milliyetçi idarelerinin, Beyaz Ordunun ve hatta Çarlık döneminin paraları da geçerli olacaktı. Aksi davranış “devrimci cezalandırmaya” tabi olacaktı. Bu düzenleme, ellerinde bütün bu birimlerden para bulunan köylülerin de çıkarına geliyordu.

Beyazların bütün kararları geçersizdi. “Komünist otoritenin” de “köylülerin ve işçilerin çıkarlarıyla çelişen” kararları geçersizdi. Kulakları da içeren Köylü Meclisleri Sovyet kararnamelerini geçersiz ilan etme yetkisine sahipti. Tüm Rusya İşçi ve Köylü Sovyetleri’nin kararları, eğer Makhnovist bölgenin köy meclisiyle çelişiyorsa, geçersiz sayılacaktı.

Makhno ve onun “İsyancı Ordusu” gerçek Sovyet sosyalist düzenini kurduklarını iddia ediyorlardı, ancak Sovyetler Genel Kongresinin seçtiği Halk Komiserleri Konseyini (Sovnarkom) tanımıyorlardı. Onlara göre, sadece yerel Sovyetler yetkili olmalıydı. Ancak, Ukrayna’nın yerel Sovyetleri de kendi seçtikleri delegelerden oluşan Sovyet Genel Kongresinin kararlarına bağlıydı. Öyle olunca, Makhnocular, Ukrayna yerel Sovyetlerinin kararlarını da tanımadılar. Peki, onların “Sovyet düzeni” nasıldı? Onlar sadece Makhnocuların çoğunlukta olduğu Hulay-Polye ve çevresindeki bölgenin “özgür Sovyetlerini” tanıyorlardı. Bu bölgede “Köylü, İşçi ve İsyancı Sovyetlerinin” kongresini dört kez toplayarak bölgesel bir hükümet oluşturdular.

Partisiz Sovyetler, ya da daha somut olarak Bolşeviksiz Sovyetler sloganını yükseltiyorlardı. Fakat Sovyetlerin önce Kornilov darbesini püskürtmesini, ardından ise Geçici (Burjuva) Hükümetini devirmesini, bütün iktidarın Sovyetlerin elinde toplanmasını sağlayan Bolşevik Partisiydi. Şubat’tan Ekim’e kadar, başka hiçbir parti, burjuva hükümetini devirerek bir Sovyet iktidarı kurmayı, slogan düzeyinde dahi savunamamıştı. Lenin ve Bolşevikler, Sovyetlerde başka partiler çoğunlukta iken de ısrarla “Tüm iktidar Sovyetlere!” sloganını öne sürdükleri halde, Menşevikler ve Sosyal-Devrimciler (SR) buna cesaret edememişlerdi. Sovyetleri iktidara taşıyan Bolşevik Komünist Partisiydi. Eğer Ekim Devrimi olmasaydı, Rusya’nın önündeki seçenek Sovyetlerin tümüyle tasfiye edildiği zorba bir burjuva iktidarı olacaktı -ki muhtemelen bu iktidarın başında Kornilov tipi bir Beyaz General bulunacaktı.

Emperyalist Batı da bu dönemde, “Bolşeviksiz Sovyetler” sloganını benimsiyor ve kullanıyordu. Karşıdevrimci Ataman Grigoryev de “Sovyetlerin gerçek iktidarı için komiserlere karşı savaştığını” (!) söylüyordu (Arsinov, 1998). Zira Bolşeviksiz Sovyetler, dişsiz aslana benzeyecek, birkaç ay içinde yıkılacak ve Beyaz Ordu generalleri at sırtında Moskova’ya gireceklerdi. Dolayısıyla, iç savaş ortamında “Bolşeviksiz Sovyetler” sloganı, Sovyet iktidarından vazgeçmekle eşanlamlıydı.

Makhno’nun Kara Ordusunun ilan ettiği düzenin ana hatları, işte bunlardı. Fakat bu “liberter” söylemin arkasında, Makhno, yasakladığı bütün Sovyet kurumlarının bir benzerini kendi kara bayrağı altında inşa etmekten de geri durmadı. Kızıl Ordu yasaktı, ama onun Kara Ordusu vardı. Bolşevik Partisi yasaktı ama Makhno’nun yönettiği bölgelerde iktidar, onun anarşist örgütündeydi. Kendisini parti olarak ilan edip kitlelerin önüne çıkmasa da, Makhnovist anarşist hareketin örgütlü siyasal gücü bütün “özgür” Sovyetlerde tek siyasal hareket konumundaydı. Çeka yasaktı ama Makhno “Karşı-İstihbarat” adı altında kendi gizli servisini kurmuştu. Çeka’nın yaptığı her şeyi (takibat, hapsetme, yargılama, infazlar) Makhno’nun İstihbarat Bölümü de yapıyordu.3

Makhno Hareketinin Ekonomik-Toplumsal Pratiği

Askeri alan dışında politikanın bütün sorunlarında Makhno pratik sorunlarla başa çıkmakta zayıf kaldığını gösterdi. Bütün para birimlerini, Beyaz veya Kızıl, Ukraynalı veya Rusyalı, yasal olarak geçerli ilan etti ve bankalardaki parayı halka dağıttı. İşçiler için hayati önemde olan fiyat kontrollerini uygulamadı. Makhnocular bir şehri işgal ettiklerinde gıda ve para tükenene kadar sorgusuzca halka dağıtılırdı. Ulaşım sorunları, endüstriyel ilişkiler, mali politika – aile tarımı düzeyinin üzerindeki her türlü ekonomik sorun – bu şövalyece tarzda ele alınıyordu (Darch, 1994). Böyle olduğu için, bütün kahramanca savaşkanlığına karşın, Kara Ordu asla kendi silahlarını ve mühimmatını üretemedi, bu bakımdan hep dışındaki güçlere bağımlı kaldı.

Kara Ordunun bir süre yönettiği Ekaterinoslav’da (bugünkü adıyla Dniepropetrovsk) Makhnocular işçi sınıfıyla ciddi hiçbir bağ kuramadılar. Üretimin yeni bir tarzda örgütlenmesine dair hiçbir adım atamadılar. Ekaterinoslav’da demiryolu işçileri maaşlarını istediklerinde, Makhno’nun yanıtı şöyle olmuştu: “Biz Bolşevikler gibi sizi besleyemeyiz, bizim demiryollarına ihtiyacımız yok, eğer ekmeğe ihtiyacınız varsa, gidin bunu demiryollarını kullananlardan kendiniz alın” (Kramer 2004 ve Nomad 1939). Bu, o günkü koşullarda pek güldürmeyen bir espri olabilirdi ancak. Zira demiryolları büyük oranda askeri amaçlar için kullanılıyordu, sivil taşıma yok denecek kadar azdı ve Makhno’nun ordusu askeri taşımalar için para ödemiyordu. Eğer Makhno, işçilere ücret ödeseydi, o da bunu köylülerden toplayacağı ürünlerle yapabilirdi. Dolayısıyla bölgedeki köylülerin somut olarak faydalandığı bir hizmet üretmeyen demiryolu işçilerini açlığa terk etmeyi yeğledi. Fakat gıda üreten köylülerin aksine, demiryolu, telgraf ve sanayi işçilerinin aç kalmamak için paraya ihtiyaçları vardı.

Keza, Makhnovistler Mariupol’den gelen demiryolu hattının üzerinde hâkimiyet sahibi oldukları için, tahıl ve kömür dolu trenlerin geçişine izin vermiyor, ancak karşılığında başka ürünler verilirse tren geçişlerine izin veriyorlardı. Troçki’nin “korsanvari” olarak nitelediği bu uygulama, üretimin ve dolaşımın Sovyet düzeni çerçevesinde ve ülke genelinde uygulanmasını engelliyor, yerine herkesin istediği mala el koyma özgürlüğünü geçiriyordu! (Trotsky, 1919). Eğer bu tarz, ülke çapında uygulansa idi, savaşı sürdürmeyi ve Kızıl Ordunun tedariğini sağlayan geniş çaplı üretim ve dağıtımın yerini parçalanmış ve koordinesiz yerel ekonomiler alırdı, ki bu durumda iç savaşın galibinin Batı sermayesinin ekonomik desteğini alan Beyazlar olacağını öngörmek güç olmazdı. Kızıl Ordu, gücünün doruğunda 5 milyon askerden ve 16 ordudan oluşuyordu, bütün bu ordunun lojistiğini ve silahlarını kendisi üretiyordu (Yanowitz, 2007). Dahası sosyalist üretim Sovyet iktidarı altındaki bütün şehirleri beslemeyi (yetersiz düzeyde de olsa) başarıyordu. Emperyalistlerin ağır ablukasına ve yıkıcı iç savaş koşullarına rağmen Sovyet iktidarı ayakta kalabildiyse, bu, merkezi planlamanın ve toplumsallaştırılmış üretimin açık bir zaferiydi.

Makhnocular, bulundukları bölgenin mevcut yasalarını kaldırırken, devlet kurumlarını ve ekonomik yapılarını dağıtıp yenilerini de kurmazken, ortaya çıkan sonuçlar hakkında da hiçbir sorumluluk üstlenmiyorlardı. Daha ileri bir iktisadi-sosyal düzen öngören Bolşeviklere karşıt olarak onlar, dağıttıklarının yerine yeni bir ekonomik yapı da inşa etmiyorlardı. Ekonomik-toplumsal bakımdan daha ileri bir düzen kurma yeteneğinde olmayışlarını, kitlelerin kendiliğindenliğini yücelterek örtmeye çalışıyorlardı.

Makhno hareketinin bir ay elinde tuttuğu Ekaterinoslav’da hiçbir düzen inşa edememesine dair eleştiriler karşısında, hareketin teorisyeni Arsinov şu gerekçeyi öne sürer:

Makhnovistler ne bir parti ne de bir otoriteydi. Ekaterinoslav’da şehrin özgürlüğünü savunan devrimci askeri müfreze olarak hareket ettiler. Bu şartlarda onlar, yapıcı devrimci bir çalışmayı yaşama geçirmek zorunda değillerdi. Bu sadece yöre halkının göreviydi. (Arsinov, 1998: 125)

Skirda ve Volin ise, “anarşistler iktidar peşinde değiller, … ‘yığınlar’ kendi hesabına hareket etmelidir” diyerek benzer sözlerle, bu kendiliğindenci ekonomi siyasetini ya da siyasetsizliğini onaylıyorlardı (Darch, 1994: 37).

Ekonomi sorunlarında, iradenin rolünü reddeden ve kendiliğindenliği yücelten her türlü diskurun üzerini kazıdığınızda, altından kurulu düzenin devamı çıkar. Kendiliğindencilik, ya da ekonominin bilinçli, iradi düzenlenmesinin yadsınması, mevcut kurulu işleyişin yüce özgürlük amaçları perdesi arkasında sürdürülmesi demektir. Proletaryanın ekonomik kurtuluşu kendiliğindencilikle değil, ekonominin insan iradesince düzenlenmesi yoluyla gerçekleştirilebilir.

Makhno hareketinin benzer sloganlarla savunduğu, tarımda serbest ticaret uygulaması, zengin köylüleri memnun ediyordu. Hulay-Polye’deki anarşist kongresinin kararı şöyleydi: “Yeni tarımsal düzenin yöntemleri ve araçları, köylülüğün bütününün özgür ve doğal kararı ve inisiyatifi ile tasarlanmalıdır.” (Yanowitz, 2007) Bunun pratikteki anlamı, tarımsal düzeni kulakların belirlemesiydi. Hiç kuşkusuz, kulak sınıfı açısından, kendilerine tahılı sınırsızca istifleme “özgürlüğü” sağlayan Makhno hareketi, sürekli köylerden zorla tahıl toplayan Bolşeviklere göre çok daha tercih edilirdi.

Otorite Üzerine

Makhno ordusu bir şehri ya da ilçeyi ele geçirdiğinde duvarlara şu bildirgeyi asardı:

Bu ordu, herhangi bir siyasi partiye, iktidara, diktatörlüğe hizmet etmiyor. Tam tersine, bölgeyi bütün siyasal iktidarlardan, bütün diktatörlüklerden temizlemeye çalışıyor. Eylem özgürlüğünü, işçilerin her türlü sömürü ve egemenlikten özgür yaşamını savunmak için mücadele eder. Dolayısıyla Makhno ordusu hiçbir otoriteyi temsil etmez. Hiç kimseye hiçbir zorlama uygulamayacaktır. Rolü, işçilerin özgürlüğünü savunmakla sınırlıdır. Köylülerin ve işçilerin özgürlüğü kendilerine aittir ve hiçbir sınırlamaya tabi olmamalıdır. (Yanowitz, 2007)

Ne var ki, uygulama bunun tam tersiydi. Makhnocular yukarıda aktardığımız mali politikayı uyguladılar (bütün para birimlerinin geçerli sayılması) ve aksi davranışı cezalandırdılar. (Örneğin Nykopil kentinin Makhnocu komutanı Skaladytsky, farklı para birimlerinin serbest dolaşımını engelleyen kişilerin karşıdevrimci muamelesi göreceğini ilan etmişti. Böylece Beyaz Ordunun bastırdığı paranın dolaşımı, Makhnocuların infaz tehdidiyle sağlanmış oluyordu.) Basını düzenlediler ve özellikle askeri konularla ilgili haberleri sansürden geçirdiler. Toprağı, kendi çıkardıkları yasalara göre dağıttılar. Yerel yasama konferansları düzenlediler. Şehirlerde düzeni sağlamak için silahlı güçler bulundurdular. Salgın hastalıklarla baş etmek için belli sağlık standartları uyguladılar. Kendi örgütleri dışındaki partilerin Sovyet seçimleri için çalışma yürütmesini engellediler. Askeri güçlerini, hasım siyasal grupların (başta Bolşevikler) örgütlenmesi ve kitleler arasında çalışmasını bastırmak için kullandılar.4 Köylülerin, İşçilerin ve İsyancıların Devrimci Askeri Konseyi’ni fiili bir yerel hükümet haline getirdiler. Kentlerde Sovyet iktidarının yerini Konseye bağlı askeri şeflerin yönetimi aldı. Makhnocu ordu, askere katılım zorunluluğu getirmişti, ama bu “gönüllü” bir zorunluluktu, çünkü Hulay-Polye bölgesi köylülerinin gönüllü birliğine dayanan bir ordu söz konusuydu!5 Sonuç olarak, bütün anti-otorite, anti-devlet söylemine rağmen, gerçekte, anarşist tarihçi Paul Avrich’in de kabul ettiği üzere, Makhno liderliğindeki “Askeri Devrimci Konsey, Bölgesel Kongreler ve yerel Sovyetlerle bağıntı içinde çalışan, Hulay-Polye etrafındaki bölgede gevşek örülmüş bir hükümet oluşturmuştu.” (Yanowitz, 2007)

Arsinov da kurulan bu Konsey’in “tüm bölgeyi kapsadığını”, “Kongrede alınan tüm ekonomik, politik, toplumsal ve askeri kararları hayata geçirmekle” yükümlü olduğunu, yani “tüm hareketin en üst yürütme organı” olduğunu belirtiyor. Fakat ekliyor: “Hiçbir şekilde otoriter bir organ değildi. Tek görevi işçi ve köylü kongresinde alınan tedbirleri ve belirlenen talimatları yerine getirmekti.”

Yine Arsinov’un açıkça kabul ettiği üzere; “Kurtarılmış bölgede, iradesini düşmanlarına dayatacak güçte olan tek örgüt, Makhnovistlerdi.”

Açık ki, burada oluşturulan bir bölge hükümetiydi ve en azından Sovyet iktidarı kadar otoriterdi. Engels’in belirttiği gibi;

Devrim, elbette ki, en otoriter şeydir; bu, nüfusun bir bölümünün kendi iradesini, nüfusun öteki bölümüne tüfeklerle, süngülerle ve toplarla —akla gelebilecek bütün otoriter araçlarla— dayattığı bir eylemdir; ve eğer muzaffer olan taraf yok yere yenik düşmek istemiyorsa, bu egemenliğini, silahlarının gericiler üzerinde yarattığı zor araçlarıyla sürdürmelidir. (F.Engels, Anti-Dühring)

Aynı ideolojik uyumsuzluk Makhno’nun ordusunun örgütlenişinde de belirgin biçimde göze çarpıyordu. Bu “anti-otoriter” ordu, komutanların tepeden atandığı Kızıl Ordu’yu eleştirerek, komutanların seçimle gelmesi ilkesini benimsemişti. Oysa gerçekte, bütün komutanları Makhno belirliyor, birliğin onayına sunuyordu. Makhno, olası anlaşmazlıklarda son sözü söylüyor, dahası onaylamadığı bir isim “seçilirse” veto yetkisini de elinde tutuyordu.

Makhno’nun kendisi ordunun “babası” (Batko) olarak ‘Kara Birlik’ adında özel bir koruma birliğine sahipti. Makhno ordusundaki süvariler, diğer birliklerden üstün bir tür “soylu” grup oluşturuyordu. Komutanların askerleri disipline etmek için yüzlerine vurması, ya da itaatsiz askerin anında vurulması, yaygın uygulamalardı. Komutanların verdikleri emirlere (“sarhoş olmadıkları durumda”) [Yanowitz] kesin itaat edilmeliydi. Savaşımın başlangıç evrelerinde komutanların emirlerinin bile oylamaya sunulduğu Kara Ordu’da ilerleyen aşamalarda disiplini sağlamak adına Makhno’nun emriyle infazlar uygulanmaya başlandı.

Makhno’yu özellikle başarılı kılan ve tarihte belli bir yer tutmasını sağlayan askeri-politik örgütlenmesi ve kazandığı askeri başarılar, açıkça anarşist teorinin hilafına elde edilmişti. Gerçekte, ilkesel düzeyde, düzenli orduya, zorunlu askerliğe, askeri hiyerarşiye karşı olmak bakımından Komünistler ile Anarşistler arasında en ufak bir farklılık yoktur. Fakat bir iç savaş ortamında bu prensipler asla uygulanamaz, ya da bunların uygulanması karşıdevrim ordularının zaferine hizmet etmekten başka hiçbir işe yaramaz.

Ne var ki, bütün idari, politik ve askeri örgütlenmesini Sovyet iktidarından kopya eden Makhno (ki oldukça kötü ve karikatür düzeyinde bir kopyaydı) Sovyet kurumlarını “otoriter” oldukları gerekçesiyle yasaklamıştı. Bolşeviklerin aksine, Makhno’nun mevcut iktisadi sosyal düzeni aşan ve dönüştüren daha ileri bir toplum hedefi yoktu. Makhnovist örgüt, Bolşevik Partisi gibi teorik açıdan kaynaşmış, değişen şartları yeni taktiklerle yanıtlayabilen bir yetkinliğe sahip değildi. Dolayısıyla, askeri yetenekleri ve manevra kabiliyetleri ömrünü uzatsa da, Kızıl Ordu ve Sovyet iktidarı karşısında Makhno’nun yenilgisi kaçınılmazdı.

Ordusu, asayiş grupları, istihbarat servisi, yasaları ve yasakları, infazları, toprak düzeni vb. ile kanlı canlı bir “anarşist devlet” karşımızdaydı. Sosyal pratik bir kez daha, “bütün kötülüklerin kaynağı olan devletin”, sosyal devrimin hemen ardından, “bir çırpıda” yok edileceğini öngören anarşist teorinin geçersizliğini gösteriyordu. Karşıdevrimin bastırılması ve yeni bir düzenin kurulması için yeni bir devletin zorunluluğunu bizzat Makhno’nun deneyimi de doğruluyordu. Ne var ki, Makhnovistlerin kurduğu, proletaryanın devrimci diktatörlüğü değildi, kulakları da içeren köylü sınıflarının otoritesiydi. Birleşik köyün üzerinde yükseliyordu ve o köyü birleştiren hegemonik unsur, kulaklardı. Makhno’nun “devleti” köylü sınıfların dar ufkuna hapsolmuştu ve mevcut düzeni aşan bir iktisadi sosyal düzeni öngörmüyordu. İlerici, devrimci bir rol oynaması, tümüyle koşulluydu, köylülerin toprak devrimini Beyaz Ordu karşısında savunduğunda ilerici, ama tüm Rusya’nın Sovyet iktidarını ve proletaryanın devrimci iktidarını temsil eden Kızıl Ordu karşısında ise gericiydi.

Sovyet iktidarının Makhno hareketine karşı zaferi, 1920’de yoksul köylü komitelerinin kurulmasıyla başladı. Topraksız ve az topraklı köylüleri Yoksul Köylü Komitelerinde örgütleyen Bolşevikler, köyden alınan tahılın bir kısmını bu komitelere dağıtmaya başladı. Köye sınıf savaşımının girmesi, Makhno hareketinin dayandığı “köy cephesini” zorluyordu. Makhno, zor bir seçimle karşı karşıya kaldı: Ya, yoksul köylüleri kendi tarafında tutmak için köydeki sosyal eşitsizlikleri düzeltmek üzere müdahale edecek, böylece kulaklarla çatışmaya düşecekti; ya da mevcut durumu sürdürmeye çalışacak ve kulaklarla arasını iyi tutacak, ama bu kez de Bolşeviklerin köylerde güçlenmesini seyretmek zorunda kalacaktı. Neticede Makhno, Bolşeviklerin teşvikiyle proleter ve yarı-proleter köylülerin kulaklara yönelik bu hücumunu desteklemedi. Yoksul köylü komiteleri giderek yaygınlaştı ve Ukrayna kırsalnda Sovyet iktidarının maddi temelini oluşturdu. Ancak köyde sınıf savaşımının kızgınlaşması, Makhno’yu, bir kez daha, General Wrangel’in Beyaz Ordusuna karşı Kızıl Ordu’yla bir pakt yapmaya zorladı. Bu pakt, 15 Kasım 1921’de Kırım’ın başkenti Simferepol’ün alınarak Wrangel’in bozguna uğratılmasıyla son bulduğunda ise; Kızıl ve Kara Orduların nihai çatışması başladı.

Beyaz Orduların yenilgisinin ardından Makhno hareketine yönelik destek, neredeyse tümüyle tahıl zoralımına karşı hoşnutsuzluktan kaynaklanır oldu. Köylülerin bu hoşnutsuzluğu, Beyazların yenilmesi ve Sovyet iktidarının tüm Rusya’da tutunacağının artık kesinleşmesi nedeniyle artık patlama aşamasına gelmişti. Ukrayna’da Ataman Grigoriev’in, Tambov’da Antonov’un isyanları, Kronstadt’da (büyük kısmı Makhno’nun hâkim olduğu Ukrayna kırsalından gelen) denizcilerin isyanı, Dağıstan ve Batı Sibirya’da köylü isyanları söz konusuydu. Anarşist yazında bir “üçüncü devrim” dalgası olarak tariflenmeye çalışılsa da, gerçekte birbirinden yalıtık ve disiplinsiz olan bu hareketler, devrimi Ekim’in sınırlarından öteye itmeye çalışan bir gücün eylemi olmaktan ziyade, iç savaş yorgunu köylülüğün tahıl zoralımlarına öfke patlamalarını yansıtıyordu. Bunu en derin ve kapsamlı biçimde kavrayan Lenin oldu. Savaş komünizmi artık bitmeliydi. Köylüye tahılını istediği fiyattan satma serbestisini getiren Yeni Ekonomik Politika (NEP) bunun yerini almalıydı. Tahıl zoralımının yerine tek oranlı bir aynî vergi geçirilmeliydi (Lenin, 1996).

NEP’in hayata geçmesi ile işçi-köylü ittifakı iç savaş sonrası yeni koşullarda yeniden kurulmuş oldu. İşçi sınıfı köylülüğe önemli bir taviz vermiş, dahası kır ve kent arasında bir tüccar tabakasının (nepman) belirmesine razı gelmiş, ama bunu yaparken ekonominin ana sektörlerini sosyalist kamu mülkiyeti altında tutmuştu. NEP, kent ve kır arasında, meta dolaşımını belli bir düzene soktu. Böylece barışçıl sosyalist inşanın koşulları oluştu. Bu düzen 1927 kıtlığına kadar sürecekti.

NEP’in ilan edilmesiyle birlikte Makhno hareketinin dayandığı sosyal destek hemen tümüyle eridi. Makhno ordusunu ayakta tutmakta zorlanmaya, yer yer köylülerden zoralım yapmaya başladı. Neticede, 1921 sonlarında, süvarileri ile birlikte Romanya’ya geçerek bu ülkeye sığındı. Beyaz Orduların yenilmesi ve tahıl zoralımlarının son bulması ile Makhno’nun tarihteki rolü de son bulmuştu.

Notlar

1) Anarşizm, devrimci olmayan zamanlar için çok devrimci bir teoriydi”, ama devrimci zamanlarda pratiğe geçirilmesi mümkün olmuyordu. [Max Nomad] Anarşist teori ve pratik “sadece yağmur yağdığında su sızdıran yağmurluklar gibidir, yani sadece ‘olağanüstü’ hallerde su sızdırırlar, ama güneşli günlerde kesinlikle su sızdırmazlar” (Troçki, aktaran Yanowitz, 2007: 44. Dipnot)

2) Bu noktadan hareketle Makhno’nun Narodnik zeminde durduğu da öne sürülebilir. Zira Makhno’nun köyün bütün sınıflarını birleştirme programı Narodniklerin programıyla özdeşti. Narodnikler, köyün bütün sınıflarına dayanan köy birliklerinin (mir) zemininde feodalizmden doğrudan sosyalizme geçişi savunmuşlardı. Narodnik gelenekten gelen SR’ların (Sosyal Devrimciler) Makhno’nun saflarına katılımı da bu eğilimi yansıtıyordu. Makhno’nun komutanlarından Boris Veretelnikov SR kökenliydi. Ama daha önemlisi, Moskova’da 7 Temmuz 1918’de yaşanan Sol SR darbesinin askeri lideri Dimitri İvanoviç Popov’un, darbenin başarısızlığının ardından kaçarak Makhno’nun saflarına katılmasıydı.

3) Bir yerel anarşist kongre şu kararı alarak Makhno’nun gizli servisini sorgulamıştı: “Bize gelen raporlarda, ordunun içinde bir karşı-istihbarat servisi mevcuttur ve bu servis keyfi ve kontrolsüz işler yapmaktadır, bunların bazıları çok ciddidir, tıpkı Bolşevik Çeka gibi. Aramalar, tutuklamalar, hatta işkence ve infazlar rapor edilmiştir.” [Akt. Yanowitz, 2007].

4) Makhnovist ordunun yönettiği dönemlerde, Alexandrovsk ve Ekaterinoslav kentlerinde sosyalist partilerin propaganda faaliyetleri (askeri haberlerdeki sansüre rağmen) genelde serbestti. Ancak devrimci komiteler kurmak ve genel olarak devrimci örgütlenme faaliyetleri yasaklanmıştı. [Arsinov, 123-124] “Makhnovist ordu, politik parti ve örgütlere propaganda yapma özgürlüğü tanırken, halkın üzerinde otorite kurmak için yapacakları herhangi bir hazırlık ya da örgütlenmeye devrimci isyancıların asla izin vermeyeceğini belirtir, çünkü bu tür etkinliklerin özgürlüğün yayılması fikriyle hiçbir alakası yoktur.” [Arşinov, 124] Kısacası Makhnovist ordunun “tanıdığı özgürlük” bu kadardı. Ele geçirdiği kentlerde var olan bütün yasal ve idari yapıları imha eden Makhnovistler, devrimci partilerin sivil ve toplumsal hayatı örgütlemeye yönelik girişimlerini de zor yoluyla bastırıyordu. Alexandrovsk’ta yerel Bolşevik örgüt, Makhno’ya “eylem alanlarının paylaşılmasını, askeri gücün Makhno’nun denetimine bırakılması, politik eylem ve sivil yetkilerin de devrimci komitelere bırakılmasını” önerdiklerinde, Makhno’nun yanıtı Bolşevikleri infazla tehdit etmek olmuştu. [Arsinov, 124] Dışındaki partilerin kuracağı “devrimci komiteleri” özgürlük fikrine ters olarak niteleyip yasaklayan Makhnovistler, 3 yıl boyunca bölgeyi kendi kurdukları Askeri Devrimci Komite’ye dayanarak yönettiler.

5) Bu “gönüllülük”, Makhnocu bir gazetede şöyle tanımlanmıştı: Köylüler, gönüllü biçimde seferberlik kararı almışlardır, dolayısıyla bu bölgedeki hiçkimsenin askerlik hizmetini reddetme hakkı yoktur. [Özgürlük Yolu, 24.05.1919’dan aktaran Max Nomad]

Yine konuyu aydınlatmak üzere çıkarılan bir bültende Maknovistler “gönüllü seferberliğin” anlamını şöyle açıklıyorlardı: “Bazı gruplar, gönüllü seferberliği, sadece İsyancı Ordu’ya katılmak isteyenleri bağlayan, herhangi bir nedenle evinde oturmak isteyenleri bağlamayan bir şey olarak algılamışlardır. … Bu doğru değildir … Gönüllü seferberlik, köylülerin, işçilerin ve isyancıların kendileri tarafından, kendilerini hiçbir merkezi otoriteden gelecek talimatı beklemeden seferber etmeye karar verdikleri için başlatılmıştır” [Malet’ten akt. Yanowitz, 2007]

Kaynaklar

Arsinov, P. (1927)  “İki Farklı Ekim”, Dyelo Truda, Sayı:29,  http://www.nestormakhno.info/turkish/ekim.htm

_______ (1998), Ukrayna Anarşist Hareketi Makhnovşçina 1918-1921, Çev: Yeşim T. Başaran, Cemal Atilla, İstanbul: Kaos Yayınları, 1. Baskı

Darch, C. M. (1994) Makhnovschina, 1917-1921, Ideology, nationalism, and peasant insurgency in early twentieth century Ukraine, doktora tezi, http://www.colindarch.info/docs/19940000_makhnovshchina.pdf

Engels, F. “Otorite Üzerine”, http://www.kurtuluscephesi.com/marks/otorite.html

Kramer, A. (2004)  “The Makhno anarchists, Kronstadt and the position of the Russian peasants in post-revolutionary Russia” http://www.marxist.com/makhno-anarchists-kronstadt-russia.htm

Lafisyanda Kolektifi, “Özgürlüğe koşan Taçankalarda uzlaşmaz bir anarşist militan Nestor MAKHNO”, http://www.lafisyanda.org/php/ozgurluge-kosan-tacankalarda-uzlasmaz-bir-anarsist-militan-nestor-mahkno

Lenin, V.I. (1996) “Ayni Vergi Üzerine”, İşçi Sınıfı ve Köylülük içinde, Ankara: Sol Yayınları

Makhno, N. “My visit to Kremlin”, http://www.nestormakhno.info/english/krem/visit.htm

________ (1996) “The Great October in the Ukraine”, The Struggle Against the State and Other Essays, edited by Alexandre Skidra, http://www.ditext.com/makhno/struggle/struggle.html

Mintz, F. “A Siberian Makhnovschina?”, Organise!, No:62, http://www.nestormakhno.info/english/siberia.htm

Nomad, M. (1939) “The Warrior, Nestor Makhno, the Bandit Who Saved Moscow”, Apostles of Revolution, Boston: Little, Brown and Company,,http://www.ditext.com/nomad/makhno.html

Semanov, S.M. “Makhno & the Makhno Movement”, the Great Soviet Encyclopaedia, http://greatsovietencyclopedia.wikia.com/wiki/Makhno_Movement

Trotsky, L. (1919) “The Makhno Movement”, The Military Writings of Leon Trotsky, Vol. 2 http://www.nestormakhno.info/english/trotsky/makh_mov.htm

________ (1920A) “What is the meaning of Makhno’s coming over to the side of Soviet power?”, The Military Writings of Leon Trotsky, Vol.3, http://www.nestormakhno.info/english/trotsky/meaning.htm

________ (1920B) “How is Makhno’s Troop Organized?”, The Military Writings of Leon Trotsky, Vol.3, http://www.nestormakhno.info/english/trotsky/how_org.htm

________ (1920C) “Makhno and Wrangel”, http://www.nestormakhno.info/english/trotsky/makhwran.htm

Yanowitz, J. (2007) “The Makhno Myth, Anarchists in the Russian Revolution”, International Socialist Review, Issue 53, May–June 2007″, http://www.isreview.org/issues/53/makhno.shtml

Yaroslavsky, E. “History of Anarchism in Russia”, Chapter V.http://www.nestormakhno.info/english/yaroslav.htm