Erken seçimin rüzgarıyla siyaset sahnesine giderek daha çok parlatılan bir “alternatif” olarak çıkarılan Meral Akşener, erkeklerin dünyasında politika yapan ve bunu parti kurarak ileriye taşıyan bir kadın olarak kadınlar tarafından epey takdir görüyor. Oysa her gün karşılaştığımız bu kadın lider figürünün arkasında yine erkekler var.

Erkek devletin kurguladığı politikanın oyun alanında olmayı tercih eden kadınların, kadın oluşları bir vitrin süsü değeri taşımaktan öteye gitmiyor. Akşener’le ilgili yazılanlara bakın: “Dişi kurt” diye övülmeler, “devlet gibi kadın haa” demeler… Evet, mecaz bir yana, hakikaten de devlet gibi, onun bir parçası. “Erkek gibi” diye, kudretini övdükleri bir kadın. Oysa bu erkekleşmiş kadını seviyor olmak, tam da erkeklik stratejisinin kullandığı bir “ajanı” seviyor olmak demek. Erkeklerin kurduğu düzenin hizmetindeki bir kadını, yalnızca kadın oluşu nedeniyle kutsamak demek. Kadınların yükselen mücadelesini boşa düşürmek ve yedeklemek için gündelik hayatımıza pompalanan makbul kadın siyasetçi imajını sorgulamadan satın almak demek. Köy yakmaların, faili meçhullerin, işkencelerin yaşandığı 90’lı yıllarda, bu zulmün faili askeri, ona emir veren generali görüp, onlara zemini sağlayan devlet kadrosunu, Meral’i gör(e)memek demek.

Hatırlanacağı üzere Akşener profilinin ilk ısıtıldığı günlerde Yılmaz Özdil de, “devletinin” verdiği görevi yerine getirmiş, Akşener’i övenler kervanına katılmıştı. 6 Ekim günü Sözcü gazetesinde “Dünyayı kadınlar yönetiyor, o halde Türkiye’yi neden Meral Akşener yönetmesin?” temalı bir yazı yazmıştı. Yazıyı Nezihe Muhiddin’den başlatıp, Akşener’le bitirip, muhalif kadınların kazanımlarını devlet geleneğine içererek hiç etmeyi de başarmıştı. Bir kadının parti kurmasına duyduğu hayranlık (belki de inanamazlık) Yozdili, “Özgür kadın faktörü (!), çağdaş dünyanın trendidir” demeye bile götürmüştü.

Peki, Twitter sayfasından “Namusuma laf eden olmadı. Edilse idi gereğini yapmak eşime ve ağabeyime düşerdi. (Oğlum küçüktü) Bizim aile töresi böyle işler muhteremler” diyen bu “Özgür kadın” kimdir? O, partisinin kuruluşunu ilan etmeden önce Anıtkabir’e, sonra türbeye giden, dedesi din alimi, kendisi ilahiyat okumak isteyen ama 28 Şubat sonrası devleti isteyince Fatih’te “Sarık ve çarşaf harekatına” girişen, çekirdekten yetişen bir “Modern muhafazakar”. Türbeye gidince, İngiliz mandası savunan Halide Edib gibi başını örterek devletin tarihsel kökenlerine de vurgu yapmayı unutmayan biri. Yani aslında çekirdekten yetiştirilen bir sağcı faşist devlet kadrosu, nam-ı diğer “Komando Meral”. Üstelik bunu hiçbir zaman da inkar etmeyen biri: “Meral Akşener MHP’ye genel başkan olmasın, faili meçhullerin sorumlusu O’dur’ diyorlar. Ne derseniz deyin hepsi kabulümdür. Bu ülke için, bu milletin birliği beraberliği için bir şey yapılması gerekiyorsa yapmışımdır, sorumluluğunu da sonuna kadar alıyorum” (1).

Akşener bu topraklardaki devlet geleneğinin sırası gelince tozlu raflardan çıkarılıp vitrini de süsleyecek şekilde piyasaya sürülen en kullanışlı maşasıdır. Kah DYP saflarında, kah ANAP’ta, kah MHP’de, kah kapı arkasında, kitlelerin hareketi her yükseldiğinde onları sindirip yıldırmak için kullanılan bir figür.

Akşener’in 28 Şubatta Mehmet Ağar’ın istifasından sonra İçişleri Bakanı olduğu dönemde, gençler, kadınlar, devrimciler, tüm muhalif kesimler bu sindirme harekatının en acı deneyimlerini yaşadı. O bakan olmadan bir yıl önce, Manisalı gençler cinsel tacize ve ağır işkencelere maruz kaldı. O dönemde Kürt köyleri yakılıyor, Kürt hareketi ve sosyalistlere karşı sistematik işkenceler yapılıyor, gözaltında kayıplar gerçekleşiyordu.

İçişleri Bakanı olduğu 97 kışında ise sosyalist kadınlar Sultan Seçik, Birsen Kaya ve arkadaşlarına polis şefi Sedat Selim Ay tarafından işkence yapıldı. Muhalif kadınları yalnızca sosyalist kimliklerinden değil, kadın oluşlarından dolayı da cezalandırma politikasının her yolu denendi bu süreçte. Asiye Zeybek Güzel’in öyküsü de bunlardan biri. Akşener hala İçişleri Bakanı’yken, yani Şubat 1997’de, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde Asiye 14 gün boyunca Filistin askısı, kaba dayak gibi onca fiziksel ve psikolojik işkence gördü ve sonradan mahkemesinde anlattığı üzere, polis şefi Bayram Kartal’ın emriyle tecavüze uğradı. Kadın bedenine yönelen özel bir sistematik işkence aracı olarak kişinin kimliğini ve bedenini en çok parçalayan bu cinsel saldırı, fiziksel olduğu kadar, bir psikolojik savaş enstrümanı olarak da 90lı yıllarda çok kullanılan bir yöntemdi.

Asiye yaşadığı işkenceyi aylarca anlatmadı. Ancak 8 ay sonra, ilk duruşmada, tecavüz emrini veren polis şefi Sedat Selim Ay da duruşma salonundayken tecavüze uğradığını açıkladı ve işkenceye karşı mücadelesi başladı. Çapa Tıp Fakültesi’ne sevk edilen Asiye kadınların tecavüze karşı mücadelesinde bir ilke yol açtı. Türkiye’de ilk kez bir tecavüz olayı, psikiyatrik tanı süreciyle tespit ve rapor edildi. Yakınları ve yoldaşlarının yardımıyla hayata tutunmaya çalışan Asiye, yaşadıklarını “Gözaltında Bir Tecavüz Öyküsü” adlı kitapta da anlattı (2).

Asiye’nin tecavüze karşı mücadelesi, devletin kadına yönelik şiddetinin önemli biçimlerinden biri olarak kullandığı taciz ve tecavüz iş­kencesine karşı güçlü bir mücadele yarattı. 1997 yılında Eren Keskin, Leman Yurtsever ile birlikte Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuk Bürosu’nu kurdu.  Kadınlar işkenceye karşı hep birlikte kampanyalar örgütledi.

Aynı yıl, Emekçi Kadınlar Birliği (EKB) “Cinsel Şiddete Hayır!” başlığı altında bir kampanya başlattı. Çeşitli kadın örgütleri, sendika ve demokratik kitle örgütleri bu kampan­ya etrafında birleştiler. 20 Mayıs 1997’de “Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Girişim” oluşturuldu. EKB’nin başlattığı kampanya boyunca gözaltında tecavüze uğrayan pek çok kadın yaşadıkları taciz ve tecavüzü açıkladı.  Saldırılara maruz kalan kadınların açtıkları davalar takip edildi. Girişim tarafından, taciz ve tecavüzün utancının kadına ait olmadığı dile getirilerek “namus” kavramı tartışmaya açıldı. Ancak, kurultayda söz alan kadınlardan pek çoğu daha sonra “Askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif ettikleri” iddiasıyla yargılandılar (3).

Asiye’nin AİHM’de Türkiye’yi işkenceden mahkum ettirmesinin ardından, dönemin Başbakanı Erdoğan 2012 yılında bir TV programında kendisine ilgil karar sorulduğunda Asiye’nin açıklaması için “tezgah” nitelemesi yapmıştı (4). Asiye’nin gözaltında işkenceyle öldürülen LİMTER-İŞ eğitim uzmanı Süleyman Yeter ile birlikte yargılandığı davada, Emniyet Müdürlüğü’nün hazırladığı raporda polisler gözaltında tecavüze ilişkin ayrıntıların “Porno kitap veya filmlerden esinlenmiş olabileceğini” belirtmişlerdi! (5) Büyükleri neylerse, emirerleri de öyle yapar elbette! Peki, eğer bugün bu suçlardan dolayı Akşener de yargılansa “Erkek gibi kadın (!)” olarak sorumluluğunu üstlenir mi, yoksa o da yaşananlara “tezgah” mı derdi?

Kabul etse de, etmese de Meral Akşener kadınlara, Kürtlere ve sosyalistlere karşı yürütülen sistematik tecavüz ve işkence politikalarının aktörüdür. Bunu örtüp, yükselen kadın mücadelesinin rüzgarına yaslanarak faşizmi “kadın” imgesiyle süslemeye çalışanlar kadınların en büyük düşmanıdır. Akşener hiçbir biçimde kadın özgürleşmesinin sembolü ya da lideri olarak sahneye çıkartılamaz. Tarafı faşizmin tarafıdır. Kadın oluşundan dolayı dayanışma gösterilecek olan değil, insanlığa karşı işlediği tüm suçlar sebebiyle hesap sorulacak olandır.

Eğer siyasete kadın eli ve aklının değmesi gerektiğini gerçekten dert edenler varsa, işe iç savaş aygıtı Komando Meral’i siyasetin merkezine taşıyarak değil, faşizm ve onun koltuk değnekleri tarafından tutsak edilmiş olan Eşbaşkan Yüksekdağ ve HDP’li kadın seçilmişlerin özgürlüğü için mücadele ederek başlayabilirler!

NOTLAR

  1. https://www.birgun.net/haber-detay/meral-aksener-den-faili-mechul-cinayet-itirafi-icisleri-bakani-oldugum-donemde-110633.html
  2. Asiye Zeybek Güzel (1999) Gözaltında Bir Tecavüz Öyküsü, Ceylan Yayınları, İstanbul.
  3. https://catlakzemin.com/10-haziran-2000-gozaltinda-cinsel-taciz-tecavuze-hayir-kurultayi/
  4. http://www.ensonhaber.com/asiye-zeybekten-erdogana-yanit-2012-08-09.htm
  5. https://www.evrensel.net/haber/158602/polis-hayal-sinirlarini-zorladi