Çeviri: Canan Kaplan

Mülkiyetin ekonomi politiğine karşı emeğin ekonomi politiğinin büyük zaferi halen yoldaydı. Kooperatif hareketinden, özellikle birkaç cesur “el”in desteksiz kalan çabalarıyla kurulan kooperatif fabrikalarından bahsediyoruz. Bu büyük toplumsal deneylerin değeri gereğinden fazla abartılamaz. Onlar büyük ölçekli üretime, modern bilimin emirlerine uygun olarak, ellerini kullanan sınıfı istihdam eden bir efendiler sınıfının varlığı olmadan devam edilebileceğini tartışma yerine iş yaparak göstermiştir; ürün verebilmesi için, emek araçlarının emekçinin kendisine karşı bir gasp aracı olarak tekelleştirilmesi gerekmemektedir ve tıpkı köle emeği gibi, serf emeği gibi, ücretli emek de bir geçici ve alt form olarak, istekli bir el, hazır bir zihin ve neşeli bir kalp ile durmadan çalışan birleşik emek karşısında kaybolmaya mahkumdur. İngiltere’de, kooperatif sisteminin tohumları Robert Owen tarafından atılmıştır; kıtada üzerinde çalışılan işçi deneyleri aslında, 1848’de icat edilmemiş ama yüksek sesle ilan edilmiş teorilerin pratik neticeleriydi. Bununla beraber, 1848’den 1864’e kadarki dönemin deneyimi şüphe götürmez şekilde kanıtlamıştır ki, her ne kadar prensipte mükemmel ve pratikte faydalı olsa da, eğer kooperatif emek bireysel olarak işçilerin rastlantısal çabalarının dar dairesi içinde tutulursa, ne tekelin geometrik ilerlemesindeki büyümeyi yakalaması mümkün olur, ne kitleleri özgürleştirir, ne de kendi sefaletinin yükünü hissedilir şekilde hafifletebilir. Belki tam da bu nedenle, mantıklı soylular, hayırsever orta sınıf laf ebeleri ve hatta zeki ekonomi politikçiler, hepsi vaktiyle hayalcinin ütopyası ya da sosyalistlerin kutsal şeylere küfürleri olarak damgalamaya çalışarak daha tomurcukken ezmeye çalıştıkları kooperatif emek sistemine birdenbire mide bulandırıcı bir şekilde iltifatlar yağdırıyor.

Çalışan kitleleri kurtarmak için, kooperatif emek ulusal boyutlarda büyümeli ve dolayısıyla, ulusal araçlar yoluyla güçlendirilmelidir. Oysa toprak beyleri ve sermaye lordları her zaman kendi ekonomik tekellerinin savunması ve idamesi için siyasi ayrıcalıklarını kullanacaklardır. Teşvik etmekten ziyade, onlar emeğin kurtuluşu yolunda her türlü engeli çıkarmaya devam edecektir. İrlandalı Kiracı Çiftçilerin Haklarına İlişkin Yasa Tasarısının son oturumunda Lord Palmerston’un yasayı savunanlara küçümseyerek söylediğini hatırlayın; “Avam Kamarası, toprak sahiplerinin meclisidir.” Siyasal iktidarı ele geçirmek, bu nedenle, işçi sınıfının en büyük görevi haline gelmiştir.

***

Emekçilerin kooperatif fabrikalarının kendisi, fiili olarak örgütlendikleri her yerde, doğal olarak mevcut sistemin tüm eksikliklerini yeniden üretmelerine ve yeniden üretmek zorunda kalmalarına rağmen, eski biçimin içinde yeninin ilk filizlerini temsil ederler. Ama sermaye ve emek arasındaki antitez, bu kooperatiflerin içinde aşılmış olur; biraraya gelmiş emekçileri kendi kendilerinin kapitalistleri haline getirmesi yolundan, yani üretim araçlarını kendi emeklerinin istihdamı için kullanmaları yolundan dahi olsa. Onlar, yeni bir üretim tarzının, maddi üretim güçleri ve buna karşılık gelen toplumsal üretim biçimindeki gelişme belli bir aşamaya ulaştığında, eski üretim tarzının içinden nasıl doğal olarak doğduğunu gösterir. Kapitalist üretim tarzının ortaya çıkardığı fabrika sistemi olmasaydı, hiçbir kooperatif fabrikası olmazdı. Bunlar, aynı  üretim tarzından kaynaklanan kredi sistemi olmadan gelişemezdi. Kredi sistemi yalnızca, kapitalist özel girişimlerin kapitalist anonim şirketlere kademeli olarak dönüşümü için esas temel olmakla kalmaz, aynı ölçüde, bu kooperatif girişimlerin, az-çok ulusal bir ölçekte yavaş yavaş genişlemesi için de aracılık eder. Kooperatif fabrikaları kadar kapitalist anonim şirketler de, kapitalist üretim tarzından ortaklaşa üretim tarzına geçişte geçici formlar olarak kabul edilmelidir ancak aralarındaki biricik ayrım, antagonizmanın birinde olumlu diğerinde olumsuz olarak çözülmesidir.

***

Toplumsal sorunların çözüm yollarının önünü açmak için Alman İşçi partisi emekçi halkın demokratik kontrolü altında devlet yardımı ile üretici kooperatifi toplulukları kurulmasını talep eder. Üretici kooperatifleri toplulukları sanayi ve tarımda öyle bir ölçekte kurulmalı ki, toplam emeğin sosyalist örgütü buradan var olabilsin.

Lassalcı “ücretlerin demir yasasından” sonra, peygamberin yeni ilacı. Bu yol ona layık biçimde “açılıyor”. Mevcut sınıf mücadelesinin yerine bir kötü yazar ifadesi olan “toplumsal sorun” konuyor ve bunun “çözüm”ü için “yollar açılıyor”.

“Toplam emeğin sosyalist örgütlenmesi” toplumun devrimci dönüşüm sürecinden yükseleceğine, devletin üretici kooperatiflerine verdiği “devlet yardımından”  ve emekçilerin değil, devletin kendisinin “var ettiği” üretim kooperatiflerinden “doğuyor”. Yeni bir toplumun, sanki yeni bir demiryolu yapımı gibi, devlet kredileriyle kurulabileceğini sanmak, tam da Lassalle’a yaraşır bir hayaldir!

Utanç kırıntıları hala kaldığı için,”devlet yardımı”, “emekçi halkın” demokratik kontrolü altına verilmelidir.

Evvela, Almanya’da “emekçi halkın” çoğunluğu proleterlerden değil, köylülerden oluşmaktadır.

İkincisi, “demokratik” Almancada “Volksherrschaftlich” [halkın hükümranlığı ile] anlamına gelir. Ama “emekçi halkın halk hükümranlığı ile kontrolü” ne anlama geliyor? Ve özellikle bu devlet yardımı talepleri üzerinden, ne yönetimde olduğunu, ne de yönetebilecek olgunluğa geldiğinin tam bilincinde olduğunu gösteren bir emekçi halk adına söyleniyorsa!

(…) İşçilerin kooperatif üretim koşullarını toplumsal ölçekte ve hepsinden önce de kendi ülkelerinde ulusal ölçekte kurma arzuları, sadece mevcut üretim koşullarını devrimcileştirmek için çalıştıkları anlamına gelir ve bunun, devlet yardımıyla kooperatif kurmakla hiçbir ilgisi yoktur. Ama mevcut kooperatif toplulukları söz konusu olduğunda, bunlar ancak işçilerin bağımsız örgütleri olarak kaldığı ve hükümetler ya da burjuvalar tarafından himaye altına alınmadıkları sürece bir değere sahiptir.

Kaynaklar

İlk bölüm:

Marks, K. (2000) “The First International”, Inaugural Address of the International Working Men’s Association, https://www.marxists.org/archive/marx/works/1864/10/27.htm

İkinci Bölüm:

_______ (2010) Capital, Cilt III, Bölüm XXVII, https://www.marxists.org/archive/marx/works/1894-c3/ch27.htm

Üçüncü Bölüm:

_______ (1999) Critique of the Gotha Programme, Bölüm III, https://www.marxists.org/archive/marx/works/1875/gotha/ch03.htm