Çeviri: Canan Kaplan

Bernstein’ın sosyalizmi işçilere toplumun zenginliğinin paylaşılması umudunu sunuyor. Yoksullar zengin olacak. Peki, bu sosyalizm nasıl gerçekleştirilecek? Neue Zeit, (Sosyalizmin Sorunları) makalesi bu soruya sadece belirsiz imalarla cevap vermektedir. Konu hakkında yeterli bilgi, ancak kitabında bulunabilir.

Bernstein’ın sosyalizmi şu iki aracın yardımıyla gerçekleştirilecektir: işçi sendikaları –veya Bernstein’in kendisinin nitelediği şekilde; ekonomik demokrasi–  ve kooperatifler. İlki endüstriyel kârı bastıracak; ikinci ise ticari kârın icabına bakacaktır.

Kooperatifler –özellikle üretim alanındakiler– kapitalizmin ortasında bir melez biçim oluşturmaktadır. Kooperatifler kapitalist ticaret bünyesinde yer alan, toplumsallaşmış küçük üretim birimleri olarak tarif edilebilir.

Fakat kapitalist ekonomide değiş-tokuş üretime hâkimdir. Rekabetin bir sonucu olarak, sermayenin çıkarlarının üretim süreci üzerindeki tam hâkimiyeti –yani, acımasız sömürü– her işletmenin hayatta kalma koşulu haline gelir. Sermayenin üretim süreci üzerindeki egemenliği aşağıdaki şekillerde kendini ifade eder. Emek yoğunlaşmaktadır. İşgünü pazarın durumuna göre uzatılır veya kısaltılır. Piyasanın gereksinimlerine bağlı olarak da, emek ya istihdam edilir ya da tekrar sokağa atılır. Diğer bir deyişle, bir işletmenin pazardaki rakiplerine karşı direnmesi için tüm yöntemlerden faydalanılır. Üretim alanında bir kooperatif oluşturan işçiler, bu nedenle kendilerini demir yumrukla yönetmenin çelişkili zorunluluğuna maruz kalırlar. İşçiler kapitalist girişimcinin rolüne bürünmek zorundadır –ki bu çelişki, üretim kooperatiflerinin sonunu getirir; ya saf kapitalist işletmelere dönüşürler, ya da eğer işçilerin çıkarları egemen olmaya devam ederse, çözülmeyle sonlanırlar.

Bernstein’ın kendisi de bu gerçekleri dikkate almıştır. Ancak onları anlamamış olduğu ortadadır. Çünkü, Bayan Potter-Webb ile birlikte, İngiltere’deki üretim kooperatiflerinin başarısızlığını, onların “disiplin” eksikliği ile açıklıyor. Ama bu kadar yüzeysel ve dümdüz şekilde burada “disiplin” diye ifade edilen şey, kapitalizmin doğal mutlakiyetçi rejiminden başka bir şey değildir –ki işçilerin bunu kendilerine karşı başarıyla kullanamayacakları açıktır.

Üretici kooperatifleri sadece bazı dolambaçlı yollar vasıtasıyla, üretim tarzı ve değiş-tokuş tarzı arasındaki kapitalistlerce kontrol edilen çelişkileri bastırmayı başarırsa kapitalist ekonominin içinde yaşayabilir. Kooperatifler bunu sadece serbest rekabet yasalarının etkisinden yapay olarak kurtularak gerçekleştirebilir. Yani, kooperatifler önceden sürekli bir tüketici çevresi kurarsa, yani, kendilerine sürekli bir pazar temin ederse başarılı olabilir. Bu hizmeti sadece, üretim kooperatifinin kardeşi olan tüketici kooperatifleri sunabilir. … Bağımsız çalışan üretici kooperatifleri başarısız olur ama tüketici örgütleri tarafından desteklenenler ayakta durabilir.

Bu hizmeti sadece, kooperatifin üretim alanındaki kardeşi olan tüketici kooperatifleri sunabilir. İşte Bernstein tarafından aranan sır buradadır –Oppenheimer’ın üreten ve satan kooperatifler arasındaki ayrımında değil– bağımsız çalışan üretici kooperatifleri başarısız olur ama tüketici örgütleri tarafından desteklenenler ayakta durabilir.

Eğer üretici kooperatiflerinin kapitalizm içindeki varlık olanaklarının tüketici kooperatiflerinin varlık olanaklarına bağlı olduğu doğruysa, o zaman birincisinin kapsamı, en olumlu vakalarda, küçük yerel pazarlarla ve acil ihtiyaçlarla, özellikle gıda ürünlerinin imalatı ile sınırlıdır. Tüketici ve dolayısıyla üretici kooperatifleri, sermaye üretiminin en önemli dallarından dışlanmıştır –tekstil, madencilik, metalürji ve petrol endüstrileri, makine yapımı, lokomotif ve gemi inşası. Yalnızca bu nedenle (şu an için onların melez karakterini unutsak dahi), üretim alanındaki kooperatifler, ciddi bir genel toplumsal dönüşümün aracı olarak kabul edilemez. Üretici kooperatiflerinin geniş ölçekte kurulması, her şeyden önce, dünya pazarının bastırılması, mevcut dünya ekonomisinin küçük yerel üretim ve değişim alanları halinde kırılacağını farz eder. Çağımızın çok gelişmiş, yaygın kapitalizminin Ortaçağın tüccar ekonomisine doğru gerilemesi bekleniyor.

Mevcut toplum çerçevesinde, üretici kooperatiflerinin rolü, tüketici kooperatiflerinin basit bir eki olmakla sınırlıdır. Bu nedenle, önerilen sosyal değişimin başlangıcının tüketici kooperatifleri olması gerekiyor gibi görünür. Ama bu şekilde kooperatifler vasıtasıyla toplumun beklenen reformu, kapitalist üretime karşı bir saldırı olmaktan çıkar. Yani, kapitalist ekonominin temel üslerine bir saldırı olmaktan çıkar. Bunun yerine ticari sermayeye, özellikle küçük ve orta ölçekli ticari sermayeye karşı bir mücadele haline gelir. Kapitalist ağacın dallarına yapılan bir saldırı halini alır.

(…) Kooperatifler ve sendikalar kapitalist üretim biçimini dönüştürmekten tamamen acizdir. Bu da karışık bir şekilde de olsa, Bernstein tarafından gerçekten anlaşılmaktadır. Çünkü o da kapitalistlerin kârının azaltılması ve böylece işçileri zenginleştirici bir araç olarak kooperatifler ve sendikalara atıfta bulunur. Bu şekilde, o kapitalist üretim biçimine karşı mücadeleden vazgeçer ve sosyalist hareketi “kapitalist dağıtıma” karşı mücadeleye yönlendirmeye çalışır. Tekrar ve tekrar, Bernstein sosyalizme “adil, daha adil ve yine daha adil” bir dağıtım tarzı çabası olarak atıfta bulunur. (Vorwärts, 26 Mart, 1899).

Halk kitlelerini sosyalist harekete yönlendiren doğrudan nedenin, kapitalizmin “haksız” dağıtım tarzı olduğu inkâr edilemez. Sosyal-demokrasi, tüm ekonominin sosyalleşmesi için mücadele ederken, bununla beraber toplumsal zenginliğin “adil” dağıtımını da hedeflemektedir. Ama Marx’ın belli bir dönemin dağıtım tarzının o çağın üretim tarzının doğal bir sonucu olduğuna dair gözleminin rehberliğinde bakarsak, sosyal-demokrasi, kapitalist üretim çerçevesinde dağıtıma karşı mücadele etmiyor. Bunun yerine, kapitalist üretim tarzını ortadan kaldırmak için mücadele ediyor. Tek cümleyle, sosyal-demokrasi, kapitalist üretim tarzını ortadan kaldırarak sosyalist dağıtım tarzını kurmak ister. Bernstein’ın yöntemi ise, tam tersine, kapitalist dağıtım tarzına karşı mücadele yoluyla sosyalist üretim tarzının yavaş yavaş oluşturulmasını önermektedir.

* Başlık ve vurgular bize aittir.

Kaynak

Lüksemburg, R. (1999) Reform or Revolution, Kısım II, Bölüm VII, https://www.marxists.org/archive/luxemburg/1900/reform-revolution/ch07.htm