Baldıranın naçiz kaşifleri

Volkanların ağzında mutluluk arar

Ahmet Şamlu

İran halklarının şah diktatörlüğü ve ardından gelen molla dinci gericiliğine karşı mücadelesi zengin deneyimlerle dolu. Özellikle de 1979 devrimi öncesi yoğun siyasi gericilik günlerinde kitle hareketi ile devrimci şiddet arasında kurulacak ilişki, bugünün Türkiye’sinde daha da önem taşıyor. Türkiye elbette İran değil. Erdoğan da, Şah ya da Humeyni değil. Ancak her iki ülkenin diktatörlerinin halklarına karşı uyguladıkları şiddet bakımından benzerlikler hayli fazla. Her iki ülkede de ezilenlerin politik özgürlüklere duyduğu ihtiyaç öne çıkıyor.

“Şah’ın dostları İran’a ‘huzur adası’ diyorlardı. Biz ise ‘mezarlık’ adını takmıştık.”i Özetle, İran’da 1953 yılında gerçekleşen CIA darbesiyle kurulan Şah rejiminde politik özgürlük adına hiçbir şey yoktu. Siyasi cinayetlerin listesi bile tutulamıyordu. Musaddık liderliğinde kurulan Ulusal Cephe’nin liderleri ya sürgünde, ya hapiste ya da mezarda. Tek parti vardı, o da Şah tarafından kurulan Rastakis Partisi. 1978 yılının ilk dakikalarında kadehini kaldıran dönemin ABD Başkanı Carter’a göre İran, “dalgalı denizin ortasında güzel ve huzur dolu bir ada” gibiydi.ii Ancak Şah diktatörlüğünün halkın rızasını kazanamadığı “ilk kıvılcım” çakıldığında görüldü.

1971 yılında kıvılcımı çakan ise Halkın Fedaileri (Fedayin-i Hak) gerilla örgütü. Örgütün tarihsel kökeni 1904’de kurulan sosyal demokrat Himmet grubuna kadar gider. İran Komünist Partisi, 1921’de kuruldu ve 1931 yılında Rıza Şah’ın kararıyla kapatılıncaya kadar siyasi çalışma yürüttü. Araya on yıl kadar bir zaman girdi. 1941 yılında Rıza Şah’ın iktidardan çekilmesiyle başlayan ve 1953’de CIA destekli darbe ile son bulan süreçte, TUDEH öne çıktı. 1941 yılında kurulan TUDEH 1949’da Muhammed Rıza Şah’a karşı düzenlenen ve TUDEH’in sorumlu tutulduğu suikast girişiminin ardından geçici olarak kapatılsa da, 1953 darbesine kadar faaliyetini gizli olarak sürdürdü.iii

Halkın Fedaileri gerilla örgütü de TUDEH’in içinden doğdu. Küba devrimi, Cezayir’in Fransız sömürgeciliğine karşı ulusal kurtuluş mücadelesi ve Vietnam’ın ABD işgaline karşı direnişinin yanı sıra Filistin halkının Siyonizmin işgaline karşı direnişinin sonuçları İran’da Halkın Fedaileri ile Halkın Mücahitlerinin doğuşu oldu.

İlk örgütlü adımlar ve pratik tedbirler 1960’ların başlarında Bijen Cezani ve bir grup yoldaşı tarafından atıldı. Örgüt ilk toplantısını 1963 yılında gerçekleştirdi, ancak ilk silahlı eylemini, devrimci şiddeti politik eylemin merkezine aldıktan 8 yıl sonra gerçekleştirdi. “İlk kurşun” İran tarihinde önemli bir yerde durdu. İlk eylem 9 Şubat 1971 yılında Hazar Denizi kıyısındaki küçük bir kent olan Siah-Kal’da gerçekleştirildi. Hareketin teorisyenlerinden olan ve 1975 yılındaki ölüm orucu eyleminde 6 yoldaşı ile birlikte cezaevinde hayatını kaybeden Bijen Cezani’nin eyleme ilişkin değerlendirmesi şöyleydi:

Mutlak bir baskı ve suskunluk döneminde; halkın çaresizliğinin en derin noktasında, rejimin ise gücünün doruğunda olduğu bir dönemde, Siah-Kal’daki gerilla savaşçıları, rejimin paralı askerlerine saldırmışlardır. Silahlı mücadele, geleneksel olarak hiçbir zaman rejime karşı askeri taktiklerin, politik olmayan biçimlerde bile kullanılmadığı -yani aşiret kavgalarının, silah kaçakçılığının, silahlı soygunların vb. olmadığı- bir bölgede başlatılmıştır. Jandarma noktasına yapılan saldırının sadece bir tek amacı olabilirdi: devrimci bir hareketin rejime karşı savaşı.iv

9 Şubat 1971 tarihi İran halkı tarafından unutulmadı. Halkın hafızasında öyle canlıydı ki bu eylem, Şah rejiminin tam olarak yenilmediği ve bir darbe beklentisinin olduğu 1979 Şubat’ının 9’unda bu kez halk kışlaları basarak, silahlara el koydu. Bu eylemin çağrısını Halkın Fedaileri’nin yaptığı tahmin ediliyor. Halkın Fedaileri ve Halkın Mücahitleri’nin 11 Şubat’taki darbeye karşı silahlanma çağrısının ertesi günü bu kez ana silah deposu halk tarafından boşaltılıyor.v

1963’den 1971 yılına hazırlığın sürdüğü politik askeri faaliyetin amacı, örgütün yayın organı “Nabard-El Khalgh/Halkın Mücadelesi” adlı dergideki Mayıs 1976 tarihli makalede, “İran halklarının mücadelesi için yolu düzeltmek” olarak açıklanıyor. 1979 yılında Türkiye’de Yar Yayınları tarafından yayınlanan broşürde söz konusu makalenin yanı sıra Bijen Cezani tarafından kaleme alınan bir başka makale daha bulunuyor.

Ağustos 1953’ten Şubat 1971’e İran’da politik örgütsel çalışma yapılamadığından yola çıkan Halkın Fedaileri, “bu durgunluğu eski politik çalışma yöntemiyle kırmak için gösterilen tüm uğraşların yenilgiyle sonuçlandığı”nı görüyor ve söz konusu makalede şu ifade yer alıyor: “İran’da silahlı hareketin teorisi temel olarak, ülkemizdeki bu uzun süreli politik geri çekilişin sona erdirilmesi için, yapıcı ve ilerici bir alternatif olarak koyulmuştur.”vi

Halkın Fedaileri’nin politik askeri eyleme biçtikleri anlam, İran’da siyasi gericiliğin devrimci harekette yarattığı “pasif ve üstü örtülü politik direniş” biçimine eylemli bir eleştiridir. Başka bir ifadeyle, tehlike geçinceye kadar ölü taklidi yapanları eylemiyle sarsmayı amaçlar. Çünkü Halkın Fedaileri örgütü döneminin politik atmosferini şöyle açıklar:

Siah-Kal Ayaklanmasından önce, toplumumuzdaki Marksist güçlerin büyük bir bölümü için belirleyici olan politik faaliyet biçimi, bundan böyle artık ‘pasif ve· üstü örtülü politik direniş’ biçimi olarak görülmeye başlandı. Bu tür çalışma yöntemleri, öncü – güçlerin birçoğunu rejimin hunharca yöntemleri karşısında pasif rol almaya ve ‘daha iyi zamanların gelmesini bekleme’ politikasını yürütmeye zorlamıştır.vii

Halkın Fedaileri’nin birinci stratejik hedefi,silahlı mücadelenin toplumun en ilerici güçleri ve politik bilinçli tabakası düzeyinde oluşturulması ve sağlamlaştırılmasıydı.”viii

Şah rejiminin uyguladığı olağanüstü baskının toplumda yarattığı bir hoşnutsuzluk vardı elbette. Toplumun sessizliği yapılanlara rızasının olduğu, kabul ettiği anlamına gelmiyordu. Halkın Fedaileri, politik askeri faaliyet ile devrimci örgütleri uyandırırken, “halk arasında da çaresizlik ve umutsuzluğa” son vermek istiyordu. Öncelikle belirtilmesi gerekir ki, devrimci şiddet, Halkın Fedaileri için taktiksel değildi, “Devrimci şiddetin öncü tarafından uygulanışının nedeni, gerçekte onun stratejik etkisi ve evrenselliğidir.”ix

Halkın Fedaileri, “Nabard-El Khalgh/Halkın Mücadelesi”ndeki makalede, belirlediği silahlı mücadele programını gerçekleştirmek için ulaşmak istediği hedefleri şöyle sıralıyor:

1) Rejimin faşist yöntemlerine anti tez olarak, silahlı strateji ele alınmak zorundaydı – ve toplumumuzdaki politik durgunluk nedeniyle çıkmaza ve şaşkınlığa düşmüş ve bu yüzden ileriye doğru yapıcı bir adım atamayacak durumda olan güçlerin seferberliği başarılmalıydı.

2) ‘Pasif hayatta kalabilme’ teorisi ya da başka kelimelerle ‘bekleme politikası’, toplumumuzdaki bilinçli ve politik gerçeklere sahip güçler düzeyinde sona erdirilmeliydi. Bu amaca erişmek için, en yüksek politik ilkesi, özünde politik pasiflik için çağrıda bulunmak olan oportünizmin her çeşidine karşı yaygın bir teorik mücadele verilmeliydi. İran toplumundaki koşulların somut bilimsel bir analizi aracılığıyla, hüküm süren politik durgunluktan kurtulmanın yollan bulunmalı, aynı zamanda silahlı hareketin teorisi toplumumuzda daha geniş bir tabana tanıtılmalıydı.

3) Toplumumuzun mevcut bütün ilerici güçlerini örgütlemek ve silahlı propagandaya başlamak için pratik bir olanak oluşturulmalıydı. – amaç politize olmuş ve bilinçli güçlerde, yeni halk hareketine manevi destek sağlamak için devrimci ruh ve umut uyandırmaktı. Böylece hareket kendisini halka pratikte tanıtma olanağını bulacak; temel teorilerini sağlamlaştırma ve ilerletme durumunda olacaktı.

4) ‘Silahlı propaganda’ sorunu teori ve pratikte yaygınlaştıktan ve toplumumuzdaki bilinçli ve politize olmuş güçlerin artan desteği dikkate alındıktan sonra, yeni hareket bu güçlerin örgütlenmesine el atmalıydı, devrimin sübjektif koşullarını ve hareketin politik ve örgütsel olarak sağlamlaştırılmasını gerçekleştirmek için, ülkemizin bu zor koşulları atında mücadelenin sorumluluğunu alabilecek ve almaya hazır yeni bir nesil devrimci kadro yetiştirilmeliydi. Hareketin sağlamlaştırılmasını garantilemek için, silahlı mücadeleye yönelmiş olan çeşitli devrimci güçlerin birliği sağlanmalıydı.

5) Silahlı propaganda faaliyetlerinin yayılmasını artan bir bilinçlendirme çalışması izlemeliydi. Politik – ekonomik mücadelenin çeşitli biçimleri, savaşçı bilincin, ezilen kesim ve sınıflar arasında yaygınlaşması için artık silahlı propaganda faaliyetlerinin ekseni etrafında dönmeliydi. Bunun ardından silahlı mücadelenin kitleler düzeyinde yaygınlaşması ve yeni halk hareketinin ikinci stratejik evresinin başlangıcı için uygun bir atmosfer gelir – bu ikinci dönem kitle mücadelesinin hareket için yeni bir eylem programı oluşturduğu dönemdir.x

Silahlı propagandanın ilk yıllarındaki eylem hedefleri ise silahlı stratejinin pratiğe uygulanması” ve “silah temini ve hareketin finansmanı” olarak belirlenmişti.

Halkın Fedaileri için “öznel eylem hedefleri”nin oluşturulması esastı. Eylemler, “kitlelerin fiziki ve maddi eğilimleri uyuşmalı ve onların ihtiyaçlarına cevap vermeli”ydi.

Bu nedenle de, “yönünü kitlelerin isteklerine göre tayin etmesini, silahlı propagandanın özel karakteristiği” olarak tanımladı.

Aynı makalede askeri eylemin hedefleri ise şöyle sıralandı:

Sömürü merkezlerine ve ajanlarına karşı planlı saldırılar, silahlı propaganda taktiklerinin bir bölümünü oluşturur; tabi ki bunlar son derece titizlikle seçilmeli; halka zarar gelmeyecek şekilde gerçekleştirilmelidir. Bu yüzden zorunlu olarak fabrikaların kapatılmasına ve işsizliğe yol açan üretim araçlarının imhası, gözlemlerimize göre kitlelerde olumlu bir yankı uyandırmayacaktır. Buna karşın yalnızca ve yalnızca kapitalistlere ait olan hazır malların imhası, kapitalist ajanlara ve zorba sömürücülere karşı suikastlar çok daha iyi etkiye ulaşmaktadır: rejim ajanlarına ve halkın haklarını ayaklar altında çiğneyen, kitlelerin doğrudan karşı karşıya bulunduğu kurumların ajanlarına karşı suikastlar kitlelere ulaşmak açısından son derece etkili olarak görülebilir.xi

Halkın Fedaileri’ne göre politik askeri eylemin ikinci aşaması ise, “propaganda taktiklerinin etkisini temel alarak, hareketin kitleler içindeki etkinliğini yaygınlaştırmaktır.” Bir başka ifade ile “Silahlı mücadeleyi bir kitle hareketine dönüştürmektir.”xii

Halkın Fedaileri örgütü, dönemin İran’ında politik ajitasyonun tek biçiminin yalnızca silahlı propaganda olduğu görüşündedir. Sebebini ise İran’da rejimin ordu ve polis diktatörlüğüne dayanması olarak açıklar: “Şu aşikârdır ki, tüm Marksist Leninistlerin görevi kitleler arasında politik çalışma için yolu düzlemektir. Ne var ki, bizim içinde bulunduğumuz koşullar atında bu önemli görev, yalnızca silahlı propaganda taktiklerinin uygulanmasıyla yerine getirilebilir.”xiii

Ancak bu yaklaşımı, devrimci şiddeti, politik faaliyetin bir biçimi olarak gördüğü gerçeğini yadsımaz. Gizli çalışmanın en iyi yolunu da, güvenlikli çalışmanın yanı sıra, halk kitleleriyle dolaysız ve sağlam ilişkilerde görür.

Cezani, devrimci şiddettin gücünü ise şöyle tanımlar:

Politik propagandayla geniş bir alanda el ele giden silahlı mücadelenin propagandacı tabiatı bir tarafa, uygulanışı, işçilerin dikkatini kendilerinin hizmetinde onları bekleyen bir güç kaynağına, yani kendilerinin bir güç olduğuna çeker. İşçiler ilk önce düşmanın yenilebilir olduğunu tespit ederler. Ve yeni uygulanan her esinti, düşmanın egemenlik hakkını silip süpürür. Bu ‘mutlakiyet’, pratikte bir kere tehlikeye düştü mü ve halkın kafasında şüphe uyandırdı mı, artık proletaryanın bilincinde de varlığını sürdüremez. Bu andan itibaren proletarya; kendisinin kurtuluşunu müjdeleyen gücü görür.

(…) Proleter öncü tarafından uygulanan devrimci şiddet, işçi sınıfı iktidarının bir bölümünün ifadesidir. Fakat bu sert esinti, mevcut düzeni yıkabilmek için yok edici bir fırtınaya dönüşmek zorundadır.xiv

Cezani devrimci şiddete iki görev yükler. Bir taraftan “proletaryaya sınıf bilincini verirken, diğer yandan da işçilerin geleceklerini garanti altına almak için patlayan mücadeleye aktif olarak katılmalarını ve böylece bu mücadelenin zaferini garantilemelerini sağlar. Bu yol, işçilerin devrimci mücadele ile pasif dayanışmalarıyla başlar ve mücadeleyi gittikçe artan aktif destekleme sürecine dönüşür.”xv

Halkın Fedaileri Örgütü, döneminin muhalif ortamına da devrimci bir eleştiri getirirken, amacı, “hayatta kalabilmek için saldırmama” teorisinin yerine “yaşayabilmek için saldırmak” teorisinin almasıdır.

Halkın Fedaileri Gerilla Örgütü, İran’da Şah rejimi yıkıldıktan sonra da Humeyni ve Mollaların etkisinin kırılması için mücadeleyi yürüttü. Bu dönemde yaptıkları ya da yapmadıkları ayrı bir tartışmanın konusu. Ancak, Halkın Fedailerinin, Şah rejimine karşı çıkışı büyük bir cesaretti ve çıkış noktası da Cezani’nin belirttiği fikirdi: “Kendi zayıflıklarını ve düşmanın gücünü sınırsız olarak kabul eden bir düşünceye sahip olanlar, kurtuluşu nasıl düşünebilirler.”xvi

NOTLAR

i Bahman Nirumand, İran’da Soluyor Çiçekler, Belge Yayınları.

ii A.g.e.

iii Sosyalizm Tarihi Ansiklopedisi

iv Halkın Fedaileri Gerilla Örgütü, Halkın Mücadelesi, Eriş Yayınları

v Bahman Nirumand, İran’da Soluyor Çiçekler, Belge Yayınları.

vi Halkın Fedaileri Gerilla Örgütü, Halkın Mücadelesi, Eriş Yayınları

vii A.g.e.

viii A.g.e.

ix A.g.e.

x A.g.e.

xi A.g.e.

xii A.g.e.

xiii A.g.e.

xiv A.g.e.

xv A.g.e.

xvi A.g.e.