Dördüncü dosyamızla Merhaba!

Teori ağırlıklı bir hat izlediğimiz ilk üç dosyamızın ardından tarih ve güncel politikaya ayırdığımız “Rusya & Çin: Yeni Eksen?” sayısıyla yayındayız. Birçok farklı ülkeden yazarın iktisadi, askeri ve politik alanda sıklıkla karşımıza çıkan bu önemli soruya dair abstrakt dergi için kaleme aldığı görüşlerini okuyucuyla paylaşmanın heyecanını yaşıyoruz.

1990’lı yıllar, SSCB’nin yıkılışı ve Çin Halk Cumhuriyeti’nde kapitalizmin restorasyonu ile birlikte, ABD’nin tek yanlı küresel hakimiyetinin dönemi olmuştu. ABD’de 2008’de patlak veren ve günümüze değin etkileri süren uzun bunalım, uluslararası ilişkilerde dengeleri değiştirmiş görünüyor. Emperyalist kapitalist sistemi son 30 yıldır belirleyen tek kutupluluk sorgulanırken, ekonomik bir güç olarak Çin’in, askeri bir güç olarak Rusya’nın yükselişi, son onyılın en çarpıcı olguları arasında. ABD’de Trump yönetimiyle birlikte esen yeni Soğuk Savaş rüzgarları, bu iki devletin ABD hegemonyasını sorgulama girişimlerine bir yanıt olarak da okunabilir.  

Ancak gerçekte her iki devlete ve birlikte oluşturdukları (ya da oluşturamadıkları) odağa dair özgün analiz çabaları olmaksızın, gerçekten Rusya ve Çin’in ABD hegemonyasını tehdit ettikleri söylenebilir mi? Her ikisi de oldukça kendine özgü tarihsel arka planlara sahip bu iki devlette bugün hüküm süren ekonomik, sosyal, siyasal düzenler nasıl çözümlenebilir? 

Dördüncü dosyamızda bu konuyu ele almayı amaçladık.

New York New School’dan Ying Chen, “Çin’de İç Göç ve Ekonomik Sistem” başlıklı yazısında hukou olarak bilinen nüfus kayıt sistemi ve göç kontrollerinin Çin’de planlı ekonomi ve piyasa dönemlerinde oynadığı rolü inceliyor ve piyasa reformlarının emekçilerin yaşamında yarattığı tahribatı ortaya koyuyor. Howard Üniversitesi’nden Zhun Xu ise “Çin Kırsalından Kapitalizm Manzaraları” yazısında Mao döneminde sosyalist kırsal ekonominin bel kemiğini oluşturan komün ve kolektiflerin piyasa reformları yoluyla tasfiyesini, köy komünlerinin dağıtılmasını ve kapitalist geçiş sürecini tartışıyor. Her iki Çinli akademisyenin doğrudan kendi ülkeleri üzerine yaptıkları çalışmaların, dosyaya özel bir zenginlik kattığını düşünüyoruz.

Petersburg’dan yazan tarihçi Maksim Lebskiy, benzer bir katkıyı  “Rusya Kapitalizminin Gelişimi Bağlamında Sosyalist Hareketin Krizi” başlıklı incelemesiyle sunuyor. Lebskiy, Rusya solunun mevcut krizinin, ülkedeki kapitalizmin gelişimiyle bağlı olduğunu tartışarak, SSCB dönemindeki kapitalist restorasyondan günümüze bakıyor.

Muhsin Yorulmaz ve John Lawrence, 1970’lerde gerçekleşen Çin-Sovyet kopuşmasını değerlendirdikleri “Çin-Sovyet Ayrılığı ve Sınıf Mücadelesinde Çin’in Rolü” başlıklı ortak makalelerinde, bu kopuşmanın sosyalizmin yenilgisinin ve Soğuk Savaş’ta ABD galibiyetinin dolaysız nedenlerinden birisi olduğunu öne sürüyorlar.

Ekin Deniz Hoş, “Çin’de Djital Emek” başlıklı yazısında yaygınlaşan gayrimaddi emeğin üretim ilişkilerinde köklü bir değişimi getirip getirmediği sorununu Çin’deki enformasyon ekonomisi ve sınıf ilişkileri bağlamında ele alıyor.  

New York Şehir Üniversitesi’nden Immanuel Ness ise yürüttüğü saha çalışmasına dayalı “Hong Kong’da Endonezyalı Ev İşçileri” yazısıyla göçmen işçi olgusunu, özellikle de toplumsal yeniden üretime ve ev içi emeğe odaklanarak ortaya koyuyor. Dilek Uygül ise “Tayvan ve Ulusallık” yazısında Tayvan ulusal kimliğinin gelişimini tarihsel olarak ele alıyor ve bu tartışmalı konu hakkında yapılan çıkarımlar özelinde okuyucuya rehber oluyor.

Pekin Üniversitesi Yenching Akademisi’nden Onurcan Ülker, “ÇKP’nin Geleceği Ne Kadar ‘Kızıl’?” başlıklı yazısında, bir yandan piyasa reformları yaparken öte yandan Marksizmin savunuculuğunu elden düşürmeyen Çin Komünist Partisi’nin çelişkilerini, eğitim sistemi, öğrencilerin ve yeni nesil parti kadrolarının ideolojik yönelimleri üzerinden tartışıyor.     

Alp Altınörs, “Rusya-Çin: Yeni Bir Emperyalist Odak mı?” yazısıyla Rusya ve Çin’in dünya ekonomisindeki rollerini, iç ilişkilerini ve dünya siyasetinde bir eksen oluşturup oluşturamayacakları sorununu ele alıyor.

Artvin Çoruh Üniversitesi’nden Emek Yıldırım, Rusya’daki baskıcı devlet modelini, “2000 Sonrası Rusya’da Neo-Otoriter Bir Devlet Modeline Doğru” adlı incelemesinde, ülkedeki politik dengeler ve sermaye birikimi bağlamında  tartışıyor.

Polonya Jagiellonian Üniversitesi’nden Fatma Edemen ise “Kaybedilmek İstenen İşçi Lideri Shen Mengyu İçin Dayanışmaya” makalesinde, Güney Çin’de işçilerin yükselen mücadelesini, Şenzen şehrinde Jasic Teknoloji işçilerinin direnişini ve bu direniş içinde yer alan sosyalist genç kadın Shen Mengyu’nun Çin polisi tarafından kaçırılıp kaybedilmesini ele alıyor.  

Umarız bu dosya, hem üzerinde çokça tartışılan Rusya ve Çin üzerine bilgi sunmayı, perspektifleri derinleştirmeyi, yeni kavramlar ortaya koymayı başarabilmiş ve 20. yüzyılda sosyalist inşa deneyimleri yaşamış ama bugün kapitalizme dönmüş bu ülkelerdeki özgün sınıf mücadelesi deneyimlerine bir parça ışık tutabilmiştir.

Dosya editörleri

Mühdan Sağlam
Emek Yıldırım
Güney Işıkara