Britanyalı sibernetik kuramcısı Stafford Beer, 12 Kasım 1971 günü Şili’nin başkenti Santiago’da önce Ekonomi Bakanlığı’na uğramıştı. Müsteşar ile görüşüp yeşil ışık aldıktan sonra, bu defa projesini sunmak üzere yolun karşı kaldırımındaki Başkanlık Sarayı’na, Salvador Allende ile buluşmaya gidiyordu. Sibernetik ilkelerine uygun biçimde inşa edilecek bir bilgisayar sistemiyle ekonominin gerçek zamanlı kontrolünün ve denetiminin mümkün olduğunu anlattığında Allende heyecanlanmıştı. Başkan, kurulacak sistemin özellikle işçilerin özyönetimini teşvik etmesini ve bürokrasiyi dizginlemesini istiyordu. Allende’den onay alır almaz soluğu hemen yakınlardaki Carrera Otel’de almış, ekip arkadaşlarına müjdeyi vermişti. Ertesi gün hazırlıklara başlamak üzere Londra’ya doğru yola koyuldu (Medina, 2014: 74-76).

Askeri araştırmalardan biyolojiye, felsefeden psikolojiye birçok alanda uygulamaları olan sibernetik (güdüm bilimi), organik ve inorganik, canlı ve cansız bütün karmaşık sistemlerin incelenmesinde kullanılan bir bilim dalı olarak özellikle İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda revaçtaydı. Önde gelen sibernetik kuramcılarından Stafford Beer ise, Avrupa’nın en büyük çelik üreticisi United Steel dahil olmak üzere birçok şirkette çalışmış, araştırmalarını canlılarda ve makinelerde ‘etkin örgütlenme’ alanına yoğunlaştırmıştı.

Teorik-akademik araştırma ve matematiksel kesinlikten ziyade pratik sorunları çözmeye odaklanan Beer, “kontrol” kavramına yeni bir pencereden yaklaşıyordu. Buna göre kontrol, bir unsurun diğerleri üzerinde tahakküm kurduğu bir durumdan ziyade, değişen koşullara uyum sağlayabilen karmaşık bir yapının kendi kendini düzenlemesiydi (a.g.e: 26-29). Karmaşıklık ve belirsizlik koşullarında organik ve inorganik yapıların – ki bu bir hayvan fizyolojisi olabileceği gibi, bir şirket ya da ulusal ekonomi de olabilirdi – değişime nasıl uyum sağladığını, kendilerini nasıl yeniden ürettiğini inceleyen Beer, Şili’li genç endüstri mühendisi Fernando Flores’in ilgiyle okuduğu bir yazardı.

1968-70 yılları arasında akademik ve politik çevrelerde hayli aktif olan Flores, 1970’te iktidara gelen Allende önderliğindeki Unidad Popular (Halk Birliği) hükümeti tarafından Devlet Planlama Teşkilatı’nda görevlendirilmişti. Bir taraftan Şili sanayiinin kamulaştırılması, diğer yandan fabrikalarda işçi özyönetiminin tesis edilmesi gündemdeydi. Aynı zamanda ekonomideki koordinasyon yitirilmemeli, sektörler arasında politik önceliklere uygun bir denge gözetilmeliydi. İşte bu karmaşık, çok boyutlu ve çok bilinmeyenli sorun Flores’in kafasında bir ışık yakmış, sibernetik ve sosyalizm arasındaki bağı gündeme getirmişti. Temmuz 1971’de Beer’e bir mektup yazan Flores, düşüncelerini ulusal ölçekte pratiğe dökebileceği bir maceraya atılmak üzere sibernetikçiyi Şili’ye davet ediyordu (a.g.e: 30-32). Bundan birkaç ay sonra giriş paragrafında değindiğimiz görüşmeler gerçekleşmiş, (sibernetik ve sinerji kavramlarına atıfla) “Cybersyn” olarak tarihe geçecek projenin temelleri atılmıştı.

 

Planlama ve İşçi Özyönetimi

Beer, Şili ekonomisi üzerine yaptığı ilk incelemelerde mevcut planlama pratiklerinin uygunsuz olduğuna kanaat getirmişti. Belli aralıklarla ekonominin röntgeninin çekilip, elde edilen statik veri deryasına bakarak yukarıdan aşağıya komutlar gönderilmesini eleştiriyordu. Bunun yerine bilgi akışının süreklilik kazandığı, fabrika ve sektörlerden gelen rapor ve taleplerin merkezi bilgisayar sistemine iletildiği, böylelikle üst kademede tutulan kaynak envanteriyle koordinasyonun sağlandığı bir model öneriyordu. Bu model, ‘merkezi – gayri merkezi’ ikiliğini aşarak, uyum sağlayabilen organik bir dengeleşim (homeostatis) meydana getirmeliydi (a.g.e: 70-72).

Biyolojik ve toplumsal sistemler arasındaki benzerliklere büyük ilgi duyan Beer, Şili ekonomisine bir nevi sinir sistemi nakli yapmayı tasarlıyordu. Cybersyn, dört bileşenden oluşacak şekilde tasarlanmıştı:

  • Cybernet: Kamulaştırılan fabrikalar, planlama mecraları ve tüm süreci gözeterek koordinasyonu sağlayan Operasyon Odası arasında sürekli iletişimi mümkün kılacak bir teleks ağı;
  • Cyberstride: Fabrika ve işletmelerden gelen veri akışını toparlayan, gidişatı, önceden tanımlanmış göstergelere tercüme ederek özetleyen bir istatistik yazılımı;
  • CHECO: Mevcut veriler ışığında kritik göstergelerin gelecekteki durumunu farklı senaryolara göre tahmin eden bir simülatör;
  • Operasyon Odası: Sistemin beyni işlevini görecek bir kontrol merkezi.

Öte yandan Beer, Cybersyn’i tamamlayıcı nitelikte bir başka proje üzerinde daha çalışıyordu: Cyberfolk Projesi. 1970’teki seçim kampanyası boyunca Allende, Kongre’yi ilga ederek yerine Halk Meclisleri’ni koymayı vadetmişti. Özyönetim mekanizmasının güçlendirilmesi, koordinasyon ve geri bildirim sorularını beraberinde getiriyordu. Beer’in tasarısına göre yurttaşlar, kendilerine sunulan belirli başlıklarda hoşnutsuzluk ile memnuniyet arasında uzanan bir ölçekte bildirimde bulunacaktı. Bu şekilde merkezi hükümet aracılara gerek duymadan doğrudan toplumun nabzını tutabilecekti. Elde edilen veriler herkesin erişimine açık olacak, böylelikle şeffaflık sağlanacaktı. Bu ve benzeri ölçüm uygulamaları fabrika ve işletme düzeyinde de hayata geçirilecek, işçilerin tatmin ve hoşnutsuzlukları görünür kılınacak, taleplerinin göz ardı edilmesi durumunda üst kademelere ulaşmaları kolaylaştırılacaktı. Böylelikle emek süreci dar anlamıyla işlevsel ve sonuç odaklı bir üretim süreci değil, üretim ilişkileri zemininde işleyen toplumsal bir ilişki olarak ele alınabilecekti (a.ge: 85-91).  

Aşağıda değineceğimiz sebeplerden ötürü Cyberfolk’a dair somut bir adım hiçbir zaman atılamayacaktı. Fakat Cybersyn’in temelleri Beer’in Kasım 1971 ve Mart 1972’de Şili’ye yaptığı ziyaretlerin ardından atılmıştı. Eylül ayına gelindiğinde Cybersyn mühendisleri en az 48 işletme ve 23 fabrikayı incelemiş, Cyberstride yazılımında kullanılacak modelleri geliştirmeye koyulmuştu. Bu ön çalışma, işletme ve fabrikalardaki mühendislerle istişareyi, hammaddeden son ürüne uzanan üretim zincirinin analizini, akış şemalarının oluşturulmasını içeriyordu. Bu akış şemaları, üretim biriminin performansını özetleyecek hammadde kullanımı ve enerji kullanımı, çıktı, işçi devamsızlığı gibi yaklaşık on göstergeden oluşuyordu.

Temel göstergelerin tanımlanmasının ardından sıra, bu göstergelere ilişkin verinin nasıl toplanacağını belirlemeye gelmişti. Cybersyn emekçileri, işletmelerin mali istatistiklerine ve muhasebe defterlerine değil, üretim göstergelerine ilgi duyuyordu. Birçok işletme için bu bir yenilikti. Mühendisler aynı zamanda her gösterge için ‘kabul edilebilir’ bir niceliksel aralık tanımlıyor, bu aralığın üzerinde ya da altında kalması durumunda bir üst kademeden müdahale gelene kadar işletmeye ne kadar süre tanınacağına karar veriyordu.

Fabrika ve işletmelerdeki sorumlular, önceden tanımlanmış başlıklara ilişkin verileri teleks yoluyla merkeze gönderecek; bu merkezdeki uzmanlar akan veriyi ana bilgisayara girdi olarak yükleyecek; bilgisayar istatistik yazılımlarında geçmiş ve güncel verileri kullanarak ekonominin mevcut performansını, olası darboğazları, üretim sürecini aksatabilecek sapmaları tespit edecek; sapmaların yaşandığı işletmeler merkez tarafından uyarılacak, göstergelerin iktisadi planın bütünlüğüne uygun aralığa geri getirilmesi için söz konusu işletmedeki işçilere süre tanınacaktı. Böylelikle sistemin parçaları hem birbirine hem de bütüne duyarlı olacak, Beer’in öngördüğü ve Allende’nin arzu ettiği organik dengeleşim hayata geçirilecekti (a.g.e: 70-73).

Bu tarz bir çalışma, yöneylem araştırması alanında en az lisans düzeyinde eğitim almış geniş bir mühendis havuzu gerektiriyordu. Şili açısından tek sorun ise bu niteliklere sahip mühendis sayısının azlığı değildi. Politik ve toplumsal niteliği gereğince Cybersyn, o zamana kadar işletmelerin toplamadığı veri başlıklarına ihtiyaç duyuyordu.

Öte yandan Allende hükümeti topyekûn bir kamulaştırma hamlesine şüpheli bakıyordu. Bu nedenle Cybersyn mühendisleri birçok durumda işletme yöneticilerini ikna yoluyla ilerlemek zorundaydı. Ancak yöneticiler çoğu durumda direnç gösterebiliyor, süreç kesintiye uğrayabiliyordu.

Dahası, Cybersyn eğer üretim ilişkilerini dönüştürme iddiası taşıyorduysa, yukarıda değindiğimiz süreçler (akış şemalarının oluşturulması, temel göstergelerin belirlenmesi, güven aralıklarının tanımlanması, vs.)  işçi komitelerinin desteği ve katılımıyla yürütülmeliydi. Mühendisler, bu yönde aldıkları açık talimatlara rağmen çoğu durumda yalnızca işletme yöneticilerini muhatap alıyor, böylelikle proje can alıcı sınıf niteliğini kaybediyordu (a.g.e: 128-133).

Beer, Cybersyn aracılığıyla mavi-beyaz yaka ikiliğinin ortadan kaldırılabileceğine inansa da mevcut toplumsal alışkanlıklar ve sınıfsal ilişkiler aniden ya da teknolojinin sihirli eliyle buharlaşmıyordu. Teknoloji alanında çalışan fikir insanlarının sosyalizme sempati duyması yeterli değildi. Hem teknolojinin üretimde kullanılmasında hem de teknolojinin üretiminde sınıf yönetimi bir irade olarak tesis edilmeliydi. Sonucun bir meta değil, toplumsal ürün olmasının yegâne teminatı bu katılım olabilirdi.  

Bunun yanı sıra emperyalizmin yarattığı bağımlılık ilişkileri Şili’nin böyle bir teknolojik hamle yapmasını daha da zorlaştırıyordu. Nisan 1972’de Şili’de gerçekleşen Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nda yaptığı konuşmada Allende, yalnızca dönemin ileri teknolojilerini Şili’ye getirmeyi değil, bunu, insanı ve toplumu merkez alan kendi politik felsefelerine uygun bir zeminde gerçekleştirmeyi hedeflediklerini anlatıyordu.

Bu, günün en ileri teknolojilerinin Şili’ye taşınmasını gerektiriyordu. Yukarıda değindiğimiz Cyberstride istatistik yazılımı önce Atlantik’in iki yakasında Şilili ve Britanyalı yazılımcılar tarafından eşzamanlı geliştirilmeye başlamıştı. Ancak kısa sürede Şilili yazılımcıların böylesi bir proje için elzem standart pratiklere hâkim olmadıkları ortaya çıkmış, sürecin hızlanması için Britanyalı danışmanlar inisiyatif almak durumunda kalmıştı. Ancak bu, teknolojiye yeni bir politik ve toplumsal anlam kazandırma çabasını tehlikeye sokuyordu.

Sosyalist hükümet, teknolojinin gelişimi, niteliği ve sonuçlarının içinde bulunduğu toplumsal ilişkiler tarafından koşullandığının farkındaydı. Örneğin, makro ekonomik bir simülatör olarak tasarlanan CHECO yazılımı büyük ölçüde Londra’da, Queen Marry Koleji’nde geliştiriliyordu. Ancak gerek sosyalist hükümetin ekonomiye yaklaşımının gerek de Şili ekonomisinin özgünlüklerinin yazılıma katıştırılması için Allende hükümeti Londra’ya yazılım dilini öğrenmek üzere bir temsilci göndermişti. Bu temsilci geri döndükten sonra modelin yazılımı Şili’de sürmüş; iktisatçı, mühendis, istatistikçi ve psikologlardan oluşan bir ekip Şili’nin ekonomik ve toplumsal dinamiklerini gözeten makroekonomik bir model geliştirmişlerdi (a.g.e: 100-105).

Meselenin bir de maddi olanaklarla ilişkili yanı vardı. Cybersyn başlangıçta bütün kamulaştırılmış işletmelere kurulan bilgisayarların birbirine bağlanacağı bir ağ olarak tasarlanmıştı. Bu yönüyle öncül bir sosyalist internet olmaya adaydı. Ancak o yıllarda Şili’de toplamda (birçoğu eskimiş, zamanım gereksinimlerini karşılamayan) yaklaşık 50, projeye tahsis edilebilecek ve bu işleve uygun olan ise yalnızca bir adet ana bilgisayar vardı. Bunda, Allende’nin seçilmesinin ardından Şili’de istihdam ettiği 80 kadar mühendisi başka ülkelere kaydıran ve Şili’deki etkinliğini asgari düzeye indiren IBM’nin ve uluslararası ambargo dayatan ABD’nin de payı büyüktü. Bu nedenle bilgi akışını sağlamak için merkezi bir ana bilgisayara bağlanacak bir teleks ağı tercih edilmişti.  

 

Sosyalist Hükümete Sabotaj Girişimleri

1972 yazının sonuna doğru ekonomi ve maliye bakanlıklarını, merkez bankasını, ulusal bilgisayar işletmesini ve teknoloji enstitüsünü, planlama teşkilatını, 8 sektör komitesini ve 49 işletmeyi birbirine bağlayan teleks ağı oluşmuştu. Plana göre Ekim ayının ortasına doğru projenin beyni niteliğindeki Operasyon Odası işlerlik kazanmalıydı. Cybersyn zamanla yarış içinde inşa ediliyordu. Zira hükümet gerek ambargonun gerek de ABD’nin başını çektiği emperyalist güçlerin desteklediği ve kışkırttığı karşı devrimci güçlerin yarattığı basınca karşı ölüm-kalım savaşı veriyordu.    

Daha Mart ayında ABD’li bir gazeteci, Allende’nin iktidara geldiği 1970 yılından itibaren geliştirilen komploların bir kısmını teşhir etmişti. Uluslararası Telefon ve Telgraf Şirketi (ITT) yöneticilerinin aktardığına göre CIA, Şili’ye “para gönderiminin, mal ve yedek parça teslimatlarının yavaşlatılması, […] teknik desteğin tümüyle geri çekilmesi ve gelecekte de hiçbir teknik destek sağlanmaması” yönünde uluslararası şirketlere baskı yapmaktaydı (a.g.e: 93).  

Ağustos 1972’de ülke darbe söylentileriyle çalkalanmaktaydı. Eylül ayında Allende ilk defa bir darbe hazırlığının tespit edildiğini ve bastırıldığını açıkça ilan etti. Halk Birliği ve Hristiyan Demokrat Parti’nin oluşturduğu koalisyon hükümeti kendi içinde de çatırdamaya başlamıştı.

Anlaşmazlığın odağında kamulaştırma tartışması bulunuyordu. Allende hükümeti, iktidara geldikten sonraki bir sene içinde yaklaşık 70 kritik sanayi kolunu kamulaştırmış, ekonominin kilit noktalarında kontrolü ele almıştı. Bu süreç işletmelerin ya tümüyle kamu mülkiyetine geçirilmesini ya da kamu-özel sektör ortaklığının yaygınlaşmasını içeriyordu. Kamulaştırılan sanayiler dört gruba tasnif ediliyordu: tüketim malları (gıda, tekstil, mobilya, ilaç, vb.), hafif sanayi (elektrik-elektronik, otomotiv, bakır imalatı, vb.), inşaat malzemeleri (ormancılık, çimento, vb.), ve ağır sanayi (çelik, enerji, petrokimya, vb.).   

Kamulaştırılan birimler aşağıdan yukarı doğru [fabrika -> işletme -> sektör -> sanayi kolu biçiminde] iç içe geçerek örgütleniyordu. Örneğin, sektör komiteleri kendi alanlarındaki işletmeleri gözlüyor, sektör içi uyumu tesis ediyordu. İşletme ve fabrika düzeyindeyse hükümet tarafından atanan görevliler (ya da kolaylaştırıcılar – Şili’de bu görevi tarif etmek için interventor terimi kullanıma sokulmuş) emek sürecinin gündelik akışını izliyorlar, merkez ve işletme arasında iki taraflı bilgi akışı ve iletişimi sağlıyorlardı.

Kamulaştırmaya (ya da hükümet tarafından satın alınmaya) direnen büyük işletmeler süreci zorlaştırsa da hükümet kritik öneme sahip sektörlerde kararlılığını sürdürüyordu. Fakat koalisyon ortağı Hristiyan Demokratlar bu durumdan memnun değildi. Öte yandan Allende küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri kamulaştırmaya karşı olsa da Halk Birliği bileşeni olan kendi partisi (Sosyalist Parti) bunu şiddetle eleştiriyor, kamulaştırmayı hızlandırmaktan yana tavır koyuyordu. Tüm bu çatlaklar politik çalkantıyı şiddetlendirmiş, karşı devrimci hareketi cesaretlendirmişti (a.g.e: 51 ve 137).

Ekim 1972’de bir kez daha Şili’ye gelen Beer gördükleri karşısında karışık duygulara kapılmıştı. Bir yandan Operasyon Odasının inşasında ve yazılımlarda önemli ilerleme kaydedilmiş, Cybersyn adeta nefes almaya başlamıştı. Öte yandaysa kamyoncular grevi olarak bilinen, gerçekteyse kamyon sahiplerinin öncülük ettiği patronlar grevi ekonomiyi kilitlenme noktasına getirmiş, askeri darbeye zemin hazırlamaktaydı.

Ekim’de başlayan grev Cybersyn’in kaderi açısından da belirleyici oldu. 40 binden fazla kamyon sahibinin katıldığı sabotaj girişiminde hedef gıda, yakıt, hammadde gibi temel malların dağıtımını durdurarak, hatta kamyonlarla sokakları ve caddeleri kapatarak Şili ekonomisini felç etmekti. Grevi hükümet karşıtı bütün güçler, hatta bazı koalisyon ortakları dahi desteklemekteydi. Burjuvazi bir bütün olarak sınıf çıkarları ekseninde hizalanmıştı. Örneğin, perakende ve toptan satışçılar mallarını stoklayarak suni bir kıtlık yaratmış, burjuva medya kendisinden beklenen rolü fazlasıyla üstlenmişti.

Krizden sağ çıkabilmek için hükümet her şeyden önce temel ihtiyaç mallarının dağıtımını sürdürebilmeliydi. Sosyalist işçiler, fabrikalardan buldukları kamyonlarla dağıtım konusunda hükümete destek olmak için örgütleniyordu. Öte yandan mahallelerde örgütlenen tedarik, bölüşüm ve dayanışma ağları hayati bir yol oynuyordu. Kaderin bir cilvesi olsa gerek, Cybersyn ilk kez bu koşullar altında bir imdat çekici olarak kullanıma girdi.

Projenin mimarlarından Flores, ekonominin tıkanan damarları açılmazsa hükümetin fazla dayanamayacağını fark etmiş, Başkanlık Sarayı’nda bir komuta merkezi oluşturulmasına önayak olmuştu. Cybersyn bünyesinde geliştirilen teleks ağı, ulaşım, sanayi, enerji, tarım, sağlık vb. alanlardaki hükümet yanlısı alt komuta merkezleriyle Başkanlık Sarayı arasında kesintisiz bir iletişim kurulmasını sağlamıştı. Böylelikle ülkenin farklı bölgelerinde yaşanan kıtlık anbean takip edilmiş; ulaşıma kapalı yollara alternatif rotalar geliştirilmiş ve bunların güvenliği sağlanmış; halkın en acil ihtiyaçlarının karşılanması için adeta felç olmuş damarları açacak bir serum enjekte edilmişti. Teleks ağı sayesinde hammadde, yakıt, gıda ve diğer kaynaklar en çok ihtiyaç duyulan noktalara, güvenliği anlık olarak teyit edilen yollardan ulaştırılıyor, hükümet rahat bir nefes alıyordu. Planlama Teşkilatı çalışanları ve Cybersyn görevlileriyle yapılan mülakatlara göre teleks ağı, hükümetin 2 Kasım’da sonlanan bu grevden sağ çıkmasında göz ardı edilemeyecek bir rol oynamıştı (a.g.e: 141-150).

 

Grevin Etkileri ve Faşist Darbe

Ekim ayına gelindiğinde Beer, 1972 yılı boyunca yaşananlardan bir hayli etkilenmişti. En önemlisi, o güne kadar ağırlıklı olarak teknolojik açıdan yaklaştığı Cybersyn’in politik boyutlarının farkına varmıştı. Bunun neticesinde merkezi kontrol ve bireysel özerklik arasındaki ilişkiyi tekrar gözden geçirmeye başlamıştı. Önceden, fabrika ve işletmelerin azami düzeyde özerk kalmasına büyük önem atfediyordu. Bir hedef olarak bundan vazgeçmiş değildi. Ancak hükümetin sürekli darbe ve ekonomik sabotaj girişimleriyle karşı karşıya kaldığı koşullarda yukarıdan aşağıya örgütlenmenin, hızlı karar verme ve uygulamanın önemini kavramıştı. Allende de benzer bir değişim geçirmiş, konuşmalarındaki vurgu demokrasi ve özerklikten, merkezi hükümetin talimatlarını işçilerin mutlak bir disiplinle hayata geçirmesine doğru kaymıştı (a.g.e: 143-144).

Yaşananlar Cybersyn’in akıbetini de doğrudan etkilemişti. Beer’i Şili’ye ilk kez davet eden, sibernetiğin sosyalist toplum için barındırdığı potansiyeli gören Flores artık projeye daha mesafeli bakıyor, bütün sorulara hükümetin bekasını önceleyen araçsal bir noktadan yaklaşıyordu. Böylelikle teleks sistemi ekonominin topyekûn planlanması vizyonundan koparak, gündelik koordinasyonu sağlamak üzere bürokrasinin emrine bir araç olarak sunulmuştu. CHECO ve diğer yazılımlarda hızla ilerleme kaydedilse de projenin arkasındaki politik irade zayıflamış, Cybersyn hükümetin öncelikleri arasındaki konumunu kaybetmişti.

Belki bunun en sembolik göstergelerinden biri de Operasyon Odası için kiralanan binayla ilgili gelişmelerdi. Projede sona doğru yaklaşılırken Kasım ayında mülk sahibi binayı hükümete kiralamaktan aniden vazgeçmişti. Hükümet ise sonuç alıcı bir irade göstermek yerine Operasyon Odasının başka bir binaya taşınmasına karar vermişti. Yine de lojistik süreç hızla işletilmiş, 1972 yılının Aralık ayının son günlerinde Allende, bitmek üzere olan Operasyon Odası’nı ziyaret etmiş, fütüristtik sandalyelerden birine oturarak planlı bir sosyalist ekonominin beyni olarak tasarlanan mekandan geleceğe bir not bırakmıştı (a.g.e: 151-168).

1973’ün ilk ayları politik ve ekonomik çalkantılarla geçmişti. Ekim greviyle hedefine ulaşamayan ve hükümeti devirmek için fırsat kollayan burjuvazi ve emperyalist güçler, politik-askeri-ideolojik bütün araçlarını seferber etmişti. Buna rağmen Mart’ta gerçekleşen Kongre seçimlerinde Halk Birliği, temsiliyetini yüzde 36’dan yüzde 44’e çıkarmış, demokratik yollarla devrilmeyeceği mesajını hasımlarına güçlü bir şekilde vermişti.

29 Haziran’da, Beer Şili’ye Cybersyn için son kez geldikten yalnızca 9 gün sonra ordunun bazı unsurları Başkanlık Sarayı’nı tanklarla kuşatmış, yaklaşmakta olan faşist darbenin olabilecek en açık sinyalini vermişti. Girişim, silahlı kuvvetlerdeki anayasal hükümete hala bağlılık gösteren unsurlar tarafından bastırılmış, ancak ordunun içindeki iktidar çatışması ve büyüyen Allende karşıtı dalga açığa çıkmıştı.

26 Temmuz günü Beer, Başkanlık Sarayı’nda Allende’yle (farkında olmadan ama son kez) görüşmek için beklerken Deniz Kuvvetleri Komutanı Arturo Araya ile politik durum üzerine konuşuyordu. Araya ordu içinde Allende Hükümeti’nin en önemli dayanaklarından biriydi ve tam da Beer ile görüştüğü günün gecesinde ordu içindeki sağ güçlerin düzenlediği bir suikastla katledildi.

Ağustos ayında kamyon sahipleri bir kez daha greve gittiler. Hükümet ise yine bir dizi olağanüstü önlem ve teleks ağı sayesinde ayakta kalmayı başardı. Burjuva basında bir süredir “hükümetin toplumsal yaşamı kontrol altına almak, bireysel özgürlükleri tümüyle yok etmek için tasarladığı gizli proje” olarak gizemli bir düşman olarak karalanan Cybersyn artık dergi ve gazete manşetlerinden eksik olmuyordu.

Allende ve Halk Birliği için artık çember daralıyordu. Politik ve askeri hengâme tümüyle kontrolden çıkmıştı ve CIA destekli gerici unsurlar, sermayenin tahakkümünü yeniden tesis etmek üzere bir kez daha karşı devrime başvurmak için doğru anı bekliyorlardı. O an 11 Eylül 1973 günü şafak vakti geldi. Askeri darbe başlamıştı. Başkan Allende sabah saat 9’da radyodan son kez ulusa seslendi. Sarayı havadan ve karadan kuşatan jet ve tank sesleri altında Flores, ordunun teslim olma çağrısını Allende’ye iletti. Başkan reddetti ve Flores’i saraydan gönderdi.

Elinde Fidel’in hediye ettiği kalaşnikofla direnmek üzere saraydan ayrılmadan önce halkına radyodan yaptığı son konuşmayı şöyle bitiriyordu:

“Ülkemin işçilerine, Şili’ye ve yazgısına inanıyorum. Başka insanlar, ihanetin galebe çaldığı bu karanlık ve acı anı yenecekler. Şunu aklınızdan çıkartmayın, önünüze er ya da geç gene büyük yollar açılacak ve özgür insanlar, yeni bir toplum inşa etmek için o yollardan yürüyeceklerdir.

Yaşasın Şili! Çok yaşa halkım! Yaşasın işçiler!”

 

KAYNAKÇA

Medina, E. (2011) Cybernetic Revolutionaries. Technology and Politics in Allende’s Chile, Cambridge: The MIT Press.