İspanyolcasından çeviren: Alp Altınörs

Yazım yılı: 1913
İlk basım: Rabotnicheski Vestnik, núm. 25
Dijitalleştirme: Aritz
Kaynak: J. Dimitrov, Obras Completas, t. II, Editorial del PCB, 1951 

 

Çevirmenin önsözü: 

Balkan Savaşı patlak verdiğinde Georgi Dimitrov, Bulgaristan parlamentosunda Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin milletvekiliydi (Bu parti, Ekim Devrimi’nin ardından Bulgaristan Komünist Partisi’ne dönüştü). Balkan Savaşı’nın yağmacı, fetihçi, köleleştirici karakterini teşhir ettiği bu makale, o dönemde şovenizme karşı yürüttüğü mücadelenin bir parçasıydı. 1. Balkan Savaşı’nın sona ermesinin ardından yazdığı makalede ortaya koyduğu öngörüler, hem 2. Balkan Savaşı ile, hem de Bulgaristan’daki işçi hareketinin sonraki gelişimi ile büyük oranda doğrulanmıştır. 

***

 

Sekiz aydır ülkemiz ve diğer Balkan Yarımadası devletleri sürmekte olan Balkan Savaşları’nın ölümcül girdabının içine çekilmiş durumda. 

Bu “kurtarıcı” savaşla zincirlerinden boşanan berbat fırtına savaş meydanlarını on binlerce ve yüz binlerce cesetle doldurdu, Trakya’nın, Makedonya’nın eski Sırbistan ve Arnavutluk’un pek çok yeni gelişen şehrini küle ve yıkıntıya dönüştürdü, Balkan halklarının normal siyasi ve ekonomik yaşamını dağıttı ve şimdi, “kurtarılan” toprakları ve halkları” bölüşmenin zamanı geldi, ki bu yeni ve feci tehdit, dünün “Balkan müttefikleri” arasında kanlı bir felakete götürebilir. Doğası gereği bu çatışma, Balkan halklarının bağımsızlığını ve özgürlüğünü kendi kanları içinde boğabilir ve dahası bütün Avrupa’da feci bir yangını tahrik edebilir. 

Söylemeye bile gerek yok ki, Balkan Savaşı’na eşlik etmiş olan ve hala da etmekte olan ölüm ve yıkım doğrudan ve derinden işçi sınıfı ve halk yığınlarını etkilemektedir. Lozengrad’daki, Liule-Burgas’taki, Adrinopolis’teki “parlak askeri başarılar”ın, “büyük tarihsel destanların” yankısı, bütün işçi sınıfı için yastır, binlerce dul ve yetim için gözyaşı selidir, işsizliktir, açlıktır, sefalettir ve hastalıklardır, bütün bunlar sekiz ay önce başlayan ve halen cephelerde sürmekte olan savaşın yıkıcı eylemi sonucu şehirlere ve kasabalara hükmetmektedir.

Tersine, Balkan ülkelerinin yönetici çevreleri için, bu kanlı savaşa sebep olanlar için, cepheye katılmak yerine cephe gerisinde en karanlık yöntemleri kullanan her türden “ateşli yurtseverler” için, o kalabalık “cephe gerisi kahramanları” için, savaş olağanüstü bir altın yağmuru anlamına gelmektedir. 

Hiçbir zaman ordunun tedarikleriyle ve talep komisyonlarıyla ilgili bu ölçekte bir spekülasyon yapma olanakları olmamıştı,  keza hiçbir zaman halk çevrelerinden bu denli büyük meblağlarda yağmalama imkanları olmamıştı. 

Savaştan istifade ederek, farklı sanayilerdeki ve başkaca şirketlerdeki kapitalistler, savaşın ilk günlerinden itibaren, işçilerce yılların mücadelesiyle kazanılmış çalışma koşullarını çiğnediler, farklı yerlerde ücretler %50 düşürüldü, atölyeleri ve fabrikaları çocuklarla doldurulmuştu, hatta aralarında 6-7 yaşındaki çocuklar dahi vardı, ve bu durum halen devam etmektedir, işçiler bizzat mevcut iktidarın desteğiyle tarifsiz ve insanlık dışı bir sömürüye maruz bırakılmaktadır. Tüccarlar ise her şeyden öte, gıda ürünlerinin fiyatlarını %20, %30, %50, hatta %100 oranında artırmışlardır!

“Yurtseverlerin”, “cephe gerisindeki kahramanların” – bu yağmacılar çetesinin – çalışan yığınları, herkesi, savaş alanlarında kanını “köleleştirilmiş Hristiyanların özgürlüğü” için (yani yeni topraklar ve halklar fethetmek için, kapitalizmi ve monarşiyi yeni pazarlar ve limanlarla güçlendirmek için) dökenlerin babalarını ve çocuklarını nasıl soyduğu ve yağmaladığı inanılır gibi değildir. 

Balkan Savaşı’nın bütün işçi hareketi için, özellikle de işçi örgütleri, sendikalar için muazzam kayıplar getirdiği her türlü kuşkunun üzerindedir. 

Bizim kurtuluş davamızın pek çok değerli mücadelecisi, savaşa kurban gitti; pek çok başkaları, sakatlandı ve işçi hareketine aynı enerjiyle katılmaktan mahrum bırakıldı.  

Sendikalar maddi bakımdan tükenmiş ve ortadan kaybolmuş durumdalar. Gelirleri yetersiz olduğu halde, savaşın kurbanlarına büyük meblağlar harcamak zorundalar. Şirketlerin çoğunluğunun tatil edilmesi, işsizlik, var olan askeri rejimle birlikte, sendikal hareketimizin güçlenmesine, ve savaşın ateşi tarafından bunca zarar görmüş saflarımızı toparlamasına imkan vermiyor. 

Savaşın bitmesini takip eden geçici ama çok sert ekonomik kriz ve askerlerin terhisi, işçi hareketinin önündeki yeni ve büyük engellerdir.  

Ne var ki, şeylerin mevcut durumuna dair bu verilerden, hareketimizin geleceğinin de böyle olacağı sonucunu çıkarmak kuşkusuz büyük bir hata olacaktır. 

Tam tersine, tam bir güvenle söylenebilir ki, Bulgaristan ve Balkanlar sosyal demokrat işçi hareketi (o tarihte henüz komünist partiler kurulmamıştı, çn.) mevcut savaşın girdabı içinde yok edilmemekle ve ortadan kaldırılmamakla kalmayacak, savaşın hemen ardından anka kuşu gibi küllerinden daha güçlü ve sağlıklı doğrulacak, işçi kitleleri içindeki köklerini daha derinleştirecek ve somutlaştıracaktır. 

Kapitalist toplumun diyalektik gelişiminin amansız yasaları böyledir ve nihayetinde mücadele eden proletaryanın lehine sonuçlar verirler.

Ekonomik kriz geçici bir karakterde olacaktır. Kısa süre içinde yerini kapitalizmin kontrolsüz bir ekonomik yükselişine bırakacaktır. Eski ve yeni Bulgaristan’da ve keza diğer Balkan ülkelerinde nüfusun kitlesel ölçekte proleterleşmesiyle birlikte, proleter kitlelerin safları ciddi ölçüde genişleyecektir, üretimdeki ve toplumdaki rollerinin önemi büyüyecektir. Bu yine bizzat savaşın yol açtığı kaçınılmaz bir sonuçtur. 

Diğer taraftan, kanlı Balkan Savaşı’nın gelişimi ve ağır sonuçları, Balkan halklarının “koruyucusu” olduğunu iddia eden büyük güçlerin maskesini düşürerek, pek çok putu yok etti, pek çok önyargıyı ve kandırmacayı ortadan kaldırdı, gözleri açtı ve halk kitlelerinin fikirlerinde ve anlayışında gerçek bir bilinç devrimini tetikledi. Sosyalizmin fikirlerinin kitleler arasında yayılması güvencelenmiştir, yol açıktır ve toprak zengince gübrelenmiştir. 

Dolayısıyla bizler, Balkanlar’ın örgütlü işçileri, bu yarımadanın sosyal demokratları, görevimizi onurla yerine getirirken, yaratılan durumdan en geniş ölçüde faydalanıp, Balkan savaşının yıkıcı sonuçlarını bu savaşa sebep olanlara yani monarşiye ve kapitalizme yönelteceğiz, Balkanlar’da sosyal demokrasiyi güçlü biçimde geliştireceğiz. 

Bu sene savaş şartları altında ve halkların bağrına hanedanlar ve kapitalist klikler tarafından yayılarak kışkırtılmış şovenist tutkuların ortasında 1 Mayıs’ı kutlarken, fethetmek ve köleleştirmek için başlatılan savaşın bitiminin ardından bu kez içeride sınıflar arasında eskisinden de büyük bir savaşın süreceğini akılda tutmak zorundayız. Bu savaş, yarımadamız halklarının bir Federatif Balkan Cumhuriyeti içinde birleşmesi için yürütülecektir, halklar arasında gerçek ve kalıcı bir barış sağlamak için, proletaryanın ve insanlığın tam kurtuluşu için yürütülecektir. 

Ancak, kendimizi bütün gücümüzle bu savaşa hazırlamalıyız, kurtarıcı olan yalnızca bu savaştır. Bu savaş, şu anki kanlı maceraların getirdiği ölüm ve yıkımın yerine, bizi kalıcı bir barışa, özgürlüğe ve bütün halkların mutluluğuna götürecektir.